Havalar tahmin edilemiyor. Sabah felsefe sınavımdan sonra yağmur indi ve okulda kalmaktansa eve dönüp mis gibi kahvaltı etmeyi uygun gördüm, öldürecek üç saatimi ıslak ve serin havada tüketmekten daha zevkli geldi. Ben yedikçe hava açtı, kahvaltım bittiğinde evde durmamın hiçbir anlamı kalmadı. Sabah çantaya şemsiyeyi koy, gözlüğü çıkar iken bir saat içerisinde şemsiyeye ne gerek lakin gözlük şart havası oldu ve ben bu değişime vakıf olamadım. O nedenle öğleden sonra güneye indiğimde gözlerimi kıstım.
Çizmelerden bıktım usandım. Babetlerimi giymek istiyorum artık. Yağmur çamur fark etmez. Çizme giyip çıkarmak öyle sıktı ki ayaklarım ıslansa üşüse dahi minik ayakkabılarımı giymek istiyorum.
Dün Linux'un C++ compiler'ını bulamıyorum demesi üzerine kafamdan duman, somun ve cıvatalar çıkararak bzzt bzzt diye Murat Hoca'mla havadan sudan konuşmaya gittim. Hem son haftaları konuşurduk, ICASSP'te neler yapmışlar Dan ve diğerleriyle anlatırdı bana; ben de proje, opera, sergi falan kendimden, hayatımdan bahsederdim. Kafam dağılırdı böylece, biraz dert de yanardım compiler'dan yana. Murat Hoca'yı görmeye epeydir gidememiştim, içimde yer ediyordu artık. Ben odasına vardığımda o montunu giymiş çıkıyordu. Nasılsın diyince ben de sorunun aniliği karşısında o anki halimden başka bir şey düşünemeyerek aman projeyi bir türlü çalıştıramıyorum, hatanın ne olduğunu bile bilemiyorum diye sesimi incelte incelte bir çırpıda saydım döktüm. İşi halledebilecek hakimiyete sahip tek bir adamdan bahsediliyor: Mehmet, ve Mehmet o kadar yoğun bir insan ki görünmez olmuş. Murat Hocam da dedi ki yarın gel 2'de bakalım beraber. Olaya el konuluyor, buna nasıl sevinmem! Dün bahsetmedim ki dereyi görmeden paçayı sıvayıp uğursuzluk getirmeyeyim, ama bugüne epey ümitli başladım!
Derken saat 2 oldu. Murat Hoca çikolata yiyordu. Beraber laba gittik. Büyüyünce ben de böyle olmak istiyorum! Elini attığı her sorun tıkır tıkır halloldu. Bana gelince burun kıvıran Linux, Murat Hoca'ya askerlik arkadaşıymış gibi davranıyordu. Ben de bir şeyler öğrenmeye çalıştım bu arada, gözlerimi kocaman açıp neler döndüğünü kestirmeye gayret ettim. Sonra o, bu, şu derken şöyle bir yazı gördük:
***Success!***
İşte o an yüzüm kızardı ve normalde ellilerde seyreden nabzım herhalde bir yetmiş yaptı, boğazımdan fare mırıltısı gibi sesler çıktı, turuncu ellerimi kavuşturdum ve "Çalıştı!" dedim. Serkan'ı da ayaklandırdım. Kendi işleriyle kafasını kaldıramayacak kadar meşgul olmasına rağmen gülümseyip sevincime ortak olmayı ihmal etmedi. Build ettiğimiz projeye bir de dataları verdik, vee tam yüz yirmi sekiz tane karaciğer segmentasyonum oldu! Nasıl bir mutluluk, nasıl! Ferit'ciğimin kodları işliyor!

Solda, minicik görünümünden beklenmeyecek emekler isteyen bir lezyon. Sağda kocaman bir mide boşluğu CT'si üstünde karaciğer, üstünde de işaretlenmiş, paketlenmiş tümörcüğüm.
Murat Hocam, sayısız kez yapmış olduğu gibi bugün de bana destek çıktı. Bu sefer koskoca iki saatini basit bir teknik problemi çözmek için harcadı, daha öncelerde konuşmaları ve yüreklendirmeleriyle hep arkamda oldu. İyi ki böyle saygı duyduğum, kapısını çalabileceğim, derdimi de sevincimi de paylaşabileceğim bir akıl hocam var hayatımda, ve ona var olduğu için ne kadar teşekkür etsem yine az gelir.
İş asıl bundan sonra başlıyor. Doku yapıları ve segmentasyon üzerine makaleler önce bulunacak, sonra okunacak, sonra implementasyon başlayacak ve bu sırada bellek yetmezliğinden tut da algoritmanın çalışır hale getirilmesine kadar dünyanın zorluğu yaşanacak, zaman geçtikçe uykusuz geceler ve sivilceler artacak, işin içine gözyaşları ve anksiyete karışacak - bunlar topluca ben demek! Bir su bardağı panik, üç su bardağı alın teri, bir fincan oflayıp puflama, iki tatlı kaşığı nikotin, bir tutam hazımsızlık ve karın şişkinliği. İki ay boyunca ara ara karıştırın. Üzerine rendelenmiş rahatlık ve tane gurur serperek servis edin!
Yeni haftayla beraber doku makaleleriyle içli dışlı olmaya başlayacağım, işin en zevkli kısmı ise makalelerden bir algoritma çıkarmamla gelecek. Ondan sonrası tamamen bana bağlı olacak, benim hatalarım, benim yapamamalarım, benim çözebileceğim şeyler; başka kimseye bağlı değiil!

Bugün İstanbul'un dört bir köşesindeki sahnelerde oynuyor diye gidemediğim üç oyunun da Nisan ayı boyunca burnumun dibinde sahneleneceğini öğrendim! Bu ay bir film bir tiyatro diye gidecek. Tatilde ya ben Ankara'ya gideceğim, ya annemler buraya gelecek. Yaz için araştırmalara da başlıyorum yavaştan. Bugün Brno'ya gitmek konusunda Dan'den haber geldi, istersen istediğin kadar gel, oraları gezersin bizimle de takılırsın dedi. Yapmamı isteyebilecekleri bir iş yok haliyle, yaptıkları işten pek haberim yok zira. Eğer konaklama işi ucuza gelirse bir iki hafta atlayıp gidebilirim, çünkü onları çok özledim ve Çek Cumhuriyeti'ne de bir türlü gidemedim. Cumartesi günü İtalyan Kültür'e paramı yatırmaya gideceğim! Eğer geç kalmamışsam bu iki ay içerisinde bolca para biriktirip dil kursu kovalamaya niyetliyim, ay inşallah bakalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder