24 Nisan 2010 Cumartesi

Wild at Heart


Ben mi çok toleranssız ve ayrıntıcıyım, yoksa kitlesel otobüs yolculukları gerçekten katlanılmaz mı? Arkamda çok yiyip tosuncuk olmuş bir kız çocuğu oturuyordu, ama sesi öyle kalındı ki inerken yüzünü görene dek erkek olduğunu sandım. Zaten çok heyecanlı olduğu için konuşmaya ta karnından başlıyormuş gibiydi. Yolun sonuna doğru ağzındaki çak çak sakızı alıp kafasına yapıştıracaktım. Annesi de hiç uyarmıyor, evladım o sakız öyle çiğnenmez, usturuplu çiğne diye. Daha önlerde bir çocuk galiba mola yerinde bir kitap beğenmiş ve annesi de almamış, ah keşke alsaymış. "Allllleaa kitab, alleaa kitab!" viyak viyak, başka hiçbir şey demeden, dakikalarca. Yanımdaki kadının burnunda bir problem vardı herhalde, her nefes alışında fiyuuuv fiyuuv diye öttü. Ne diyeyim kadına, pardon nefes almayın lütfen, demek istedim ama tabi diyemedim öyle bir şey. Nilüfer zaten ne gerek varsa o otobüse dört koltuk daha sığdıracağım diye araları sıkıştırmış da sıkıştırmış, hareket bile edemiyorsun. Hayır banko dolu kalkıyor otobüsler, hem de saat başı, ne olur yani iki sıra atsan? Ne hikmetse Varan'la gidip gelirken bu venil venil ağlayan çocuklar da olmuyor, burnumda et var kafamda bit var sorunları da yaşanmıyor. Onların da terminalleri öyle uzak ki çok zaman kaybı yaşatıyor, ayrıca kendi imkanlarınla en az Mecidiyeköy'e gitmen lazım ki benim kocaman valizlerimle çok zor.

Otobüste iyi ki klimayı bolca açtılar, beni de çarptı bir güzel. Boğazım ağrıyor. Annemle bugün Hülya'ya gidecektik, ama ben sabah klima çarpması yüzünden yüzüm gözüm kaşınarak ve çatallı bir sesle uyandığımdan vazgeçtik beraber, zira o da yorgunmuş ve bu bahaneyle gitmeyeceğimize çok sevindi. Zaten ben dün sabah sekiz buçukta uyanıp sahilde iki saatlik yürüyüşümü yaptım yolculuktan önce! Teyzem gelmiş İstanbul'dan, gelirken babamın çok sevdiği sepet peynirinden getirmiş bugün kahvaltıda ondan yedim. Annem en sevdiğim kekinden yapmış ve içine bir gram yağ koymamış unuttuğu için, enteresan bir şekilde kek gayet kıvamlı olmuş, lezzetinden de hiçbir şey yitirmemiş. Günlerdir canım enginar yemek istiyordu, ne temiz kalpliymişim babama söyledim bu sabah, aa ben yaptım dolapta var dedi. Sabah sabah ondan da yedim tutamadım kendimi. İki dilim kalmıştı zaten, o yüzden hiç üşenmez hemen yenisini alacakmış ikinci bir enginar harekatı için. Dolabımızdan haberler bu kadar.

Dışarda çok huzurlu bir hava olduğunu seziyorum, belki annemle bir ara kahve içmeye falan çıkarız. Gerçi annem yorgun ve bugünü evde geçirmek istiyor, zaten yeni çay demledim az önce. Öğleden sonra teyzemi görmeye gideceğiz, babam da gelecek. Buraları böyle yeşil görmek çok güzelmiş! Yine mutfaktayım, kocaman camların önünde. Güneşte uçuşan böcekleri görebiliyorum. Kışın güneş de açsa böcek uçuşmaz. Noktacık kadarlar ama onları görebiliyorum ve yaza özel bir şey olduğunu fark ediyorum bunun, seviniyorum. Belki böcek değil de çiçek tozu da olabilirler. Neyse ne, bunlar kışın uçuşmaz. Yaz geldi mi bunları öylesine görürüz. Ben öylesine görmüyorum oysa. Noktaları bile görüyorum. Anlıyorum yani.

Otobüste gazetemi okudum, haberleri izledim sonra sıkıntıdan. İçim kararıyor ülkemize ne oluyor diye, hatta gazeteden buraya aktarmak istediklerim vardı. Biraz üşeniyordum galiba, ama demin yine de yazayım diye kalktım baktım ki annem zaten atmış sanırım dünün gazetesi olduğu için. Bizde gazeteler atılmaz gerçi, geri dönüşüme verilir. Şişeleri de atmayız, annemin belediyeyle resmen savaşarak blokların girişine koydurduğu kumbaralara bırakırız.

Fırında cevizli çörekler pişiyor, mutfak fırın kokuyor. Dediğim gibi, tadı bu kadar efsanevi olmayacak. Bol bol kokluyorum.




İçimde minik bir dert var, dertsiz duramamaktan ileri geliyor olabilir ve yazsam mı yazmasam mı diye çok düşündüm, ama belki yazarsam rahatlarım. Yazın ne yapacağım diye korkuyorum biraz. Ankara dedin mi herkes suratını ekşitir. Ben ekşitir miyim bilmiyorum. Ben burayı severim, ailemi, evimizi ve sokaklarımızı severim. Ankara'da zaman geçirmeyi severim. Artık büyüdüm ama, sabahtan akşama dek evde oturup saatlerce bilgisayar oynayarak, televizyon seyrederek muhteşem günler geçiremiyorum. Yeni şeyler görmek, öğrenmek, keşfetmek istiyorum ve burada bunu yapamam ki. Ankara'nın tatsız olduğunu bildiğim köşelerini keşfedecek halim yok ya. Bir ay falan dil kursuna gitmek istiyorum diyorum, ama o da olur mu bilmiyorum şimdi maliyeti nedir, zamanı nedir. Hem annem de pek bozuldu bu fikrime. Oysa babama telefonda söylemiştim geçenlerde, para biriktirmeye çalışıyorum da demiştim ve ne güzel düşünmüşsün, ne iyi etmişsin der gibi bir ses tonuyla konuşmuştu sanki. Annem "Bir yerinde oturmuyorsun!" dedi. Yazın beraber bir yerlere gideriz dedi, yazlığa gideriz Temmuz başında dedi. Yazlıkta sıkılmaz mıyız o kadar zaman? Başka yerlere gidelim dedi, her tarafa gittik de şu ülkemizin içinde bir gezmedik bunca yıldır. Öyle bir şey yapalım, ne bileyim bir şeyler yapalım yani! Burada kös kös oturmayayım, vallahi çok korkuyorum pörsüyeceğim diye! Ankara'da da pek arkadaşım yok. Ne gıcık bir durum bu! İnsansız sıkılır insan burada. Gibi. Belki yazın bir iki hafta İstanbul'daki arkadaşlarımla bir şeyler yaparız? Yapar mıyız ki? Bilmem. Bu konuda üzerime düşeni yapar mıyım ben, tutturur muyum bir şeyler yapalım diye, heyecanlandırabilir miyim bir iki kişiyi? Bilmiyorum ki. Ödevler ve projeler haçlı savaşları gibi sağa sola koştururken ne derece yaz planlarına kafa patlatırım belli değil. Ama belki hepimize bir beraber olalım hissi gelir. Belki yumak olmak isteriz bir süre. Ben de atlarım belki yanlarına. Öyle çok şey yapmamız gerekmez. Bohem bohem kitap okuruz, misafir olmak isterim ya da hep beraber bambaşka yerlerin misafirleri olabiliriz. İçim dolsun yeter, yeniliklerle, arkadaşlıkla, kendimle, hangisi olacaksa. Yaza ertelediğim güzellikler elimde kuruyup kalmasın. Kendim yapamayacaksam da arkadaşlarım yanımda olsun. İsterim. Eskisi gibi hareketli, genç olmak isterim. İlerde "Ah, gençken..." diye başlayabilmek için.




Çörekler çıktı! Tadı da nefis olmuş, sıcacık! Annecik ne kadar harikasın!


Yedim, iki koca çörek yedim, içim de hiç cız etmedi. Akşamüstü de teyzemin "Kel Hasan Kurabiyesi"lerinden yiyeceğiz, çöreklerin yanında tabi. Ne var canım yani, insan arada bir iki çörek yer! Hayatın ne tadı kalır o zaman? Buyrun canınızın istediği yerime inin. Hiç umrumda değil bugün :)

Hiç yorum yok: