Bilmiyorum anlayabilir misiniz. Yaz gelmiş ve markette börülce fasulyeler satılmaya başlanmış. Çok seversiniz börülce fasulyeyi, ince ince, her mevsim çıkmaz ortaya, anca yazın. Onları ayıklar, fırına atarsınız belki hiç yağ gezdirmeden üzerinde. Patates kızartması tadı gelir onlardan. Ayıklaması külfettir, düşünmek istemezsiniz ya üzerinize önlüğü takıp salondan müzik setinin açıl tuşuna bastınız mı ayıklama faslı uçar gider. Bir kısmını kaynar suda üç dakika haşlayıp kilitli poşetlere koyar buzluğa kaldırırsınız, kışın da ara sıra börülce fasulye yeme keyfini sürebilin diye.
Yaz gelmiş ve markette börülce fasulyeler satılmaya başlanmış, ne gün markete gitseniz orada bir kasa fasulye görüyorsunuz. Geçtiğimiz yazlar böyle değildi, mahalle marketinde satıldığı neredeyse hiç olmamıştı ve daha kalburüstü yerlerden alırdınız börülce fasulyeyi, o da niyeyse haftanın her günü bekler olmazdı. Geçen yaz börülce fasulye gördüğünüz an havalara uçar, hemen en aşağı yarım kilo alır pişirirdiniz. Bilmiyorum anlayabilir misiniz, ama börülce fasulyeler bu sene her gün ordaydı, bir kere bile pişirmediniz.
Sanki iddia olsun diye aldınız bir poşet, sonunda. Dolaba koydunuz. Çürüyecekler diye ödünüz kopuyor, ama bir pişiren olsa da yesek, dersiniz belki. Ben pişireceğim de ne olacak, dersiniz, yemek yemekten bıkmışsınız. Çok değişik tatlar denemişsiniz, çok. Hepsi birbirine benzer olmuş. Bilmiyorum anlayabilir misiniz, börülce fasulye kasası salatalıkların hemen önüne konmuştu ve ne zaman salatalık alsanız içiniz buruldu. Eliniz gitmedi. Yapamayacaktınız, üzüldünüz. İçinizde börülce fasulye pişirmeyi seven biri vardı ama sizin hareketlerinizle onun duyguları uyuşmadı.
Anlarsınız, hayatı akışına bıraktınız. Ne olacak, bu yaz canım istemiyor dediniz. Ama börülce fasulyeleri susturamadınız. Vazgeçmemekten yoruldunuz, yorgunluğunuz vazgeçeceğiniz anlamına gelmedi. Vazgeçmemeyi bir süre birileri devralsın istediniz. Onlar vazgeçmezken siz nasiplenin, kumsala uzanın istediniz.
Şimdi siz tam olarak ne istediniz, anladınız mı? Sanırım sevmek. Arkadaşınız dün okuduğu kitaptan söz ederken hevesle, kim bilir kaç aydır aynı kalın kitabı başucunuzda bıraktığınızı düşündünüz, tıpkı fasulyeler gibi. Okumasanız bile elinizde gezdirdiğiniz kitapları evde bıraktığınızın da anca farkına vardınız. Bir yere gidip rüzgarın içinde kitap okumayı unutmuşsunuz. Kitabı sevmek istediniz, kitabı seviyorsunuz; ama kana kana değil. Deliler gibi sevmek istiyorsunuz. Üzülmeden sevmek, içmeden sevmek istiyorsunuz. Müzik dinlemeden sevmek istiyorsunuz. Garnitür sevgi, serpilmiş sevgi, dağınık, paylaşılmış sevgi istemiyorsunuz.
Ne bileyim, bir ağlasanız mesela. Öyle temiz ağlasanız ki en aşağı yedi sekiz kilo daha ağır çekmiyormuşsunuz gibi hafifleseniz. Başka bir yerde uyansanız, habire saçlarınız okşanıyor olsa, tam da canınızın istediği noktalarda dursa, istediğiniz büyüklük ve şekilde, dolaşırken içinizde birkaç nota çalsa kendiliğinden. Güzel rüyalar görebilseniz.
Börülcelere bakıp, onları neden pişirmediğinizi bir çözebilseniz, başka hayatlarda pişsinler umrunuz olmasa, hayatınızın tamamlığı içinde bir tabak börülcenin varlığı ya da yokluğu mesele olmasa artık.
