Hadi neleri sevdiğimizi konuşalım. Öylece, aklıma geldiği gibi yazayım. Bu da bir terapi gibi aslında. Her şey bilinmeyen nedenlerden ötürü çok da istendiği gibi gitmediğinde, onu sevmiyorum buna sinir oluyorum diyerek olumsuzlukları öne çıkarmak daha bir mümkün hale geliyor. Bir değişiklik yapıp, sevdiğim birkaç şey bulmak istiyorum.
Aslına bakarsanız zor; çünkü sevdiğim bir sürü şey var. Hem bir şeyi sevdiğimi düşündüğüm zaman, ona yakın sevdiğim başka şeyler aklıma geliyor hemen ve sonunda tek bir konuda sevdiklerimi listelemiş oluyorum. Örneğin elma seviyorum dersem düşünüp armut da severim, portakal da iyidir, muz da severim gibi. Sonra ikinci bir çağrışım serüveni var; hmm muzu çok sever miyim, dün muz yemiştim bak aslında çok da sevmem, şekerli çünkü peki ben şeker sever miyim, nutella sever miyim, of bu aralar çikolata yememem lazım... gibi.
Bunlardan kaçınmak istiyorum, yani çağrışımlardan. Çağrışımlar, bizi uzaklaşmaya ihtiyaç duyduğumuz noktalara geri döndürüyorlar. Oysa duru hissetmek istiyorum.
Kitap okumayı çok seviyorum. Özellikle içinde karakterler barındıran, bir yerden diğerine gidebilen, konuşan kitapları. Yani bir şeyler öğreten kitaplar ya da bir yere odaklanmış kitaplar yerine beni düşünceden düşünceye, kişiden kişiye sevk edebilen kitapları. Şunu fark ettim, yaşanmış hikayeler barındıran yazıları da çok seviyorum. Örneğin bir dergide, genel üzerinden yapılan yorumları ve çözümlemeleri okurken sıkılıyorum; ama birisi yaşadıklarını kendi ağzından anlattı mı okumaya bayılıyorum.
Bal kabağını seviyorum. Kabak tatlısını seviyorum örneğin. Bal kabaklı cheesecake şahane bir şey, Big Chefs'te yemiştim bir sene önce. Üstünde koyumsu ama iç kıymayan, şıpşıp bal kabaklı sos vardı. Nefisti galiba.
Yemeklerle ilgili kokuları, görüntüleri ve isimleri seviyorum; bunları yemeğin kendisinden ve yemek yemek eyleminden kat kat fazla seviyorum. Örneğin mısır unu denince mutlu oluyorum, ya da kek hamuruna yumurta kırılırken çekilmiş bir fotoğrafı görünce. Fotoğrafları çok seviyorum, belli bir kompozisyonu olanları. Yemek, eşya fotoğraflarını ve renklendirmeyi, değişik odakları.
Aranjmanları seviyorum. Bir masada örneğin, minicik bir vazoya çiçek koymayı. Küçük çikolatalar, kuru yemişler için minnacık tabaklar almayı.
Kırmızı, sarı, turuncu, mor besinleri çok seviyorum. İçinde beta karoten olan yiyecekler neden bu kadar süper? Çoğunluk çikolatayı, tatlıyı sevmekten yakınır ya; ben de kırmızı-sarı biberleri, havucu, domatesi, kırmızı lahanayı, kırmızı soğanı, pancar turşusunu çok sevmekten yakınıyorum; çünkü beni boyuyorlar! Sarılık olmuş gibi geziniyorum sonra!
Ayakkabı ve çantaları seviyorum. Bunu hatırlamalıyım, çünkü bir süredir bu tür şeylere çok uzağım. Hiç deşmeyeyim, konudan sapmayayım. Evet, ayakkabı çanta seviyorum. Son zamanlarda kolye sevmiyorum, hatta uzun süredir. Hep küpe seviyorum artık. Eskisi kadar yüzük de sevemiyorum niyeyse. Şöyle şık yüzük bulamıyorum. Mesela bir tane beğendim, ama sanki sevgilisi olmadığından kendi kendine tek taş almış kadın yüzüğü gibi geldi. Tabi insan sevgilisi olmayıp kendine tek taş yüzük alabilir. Ama benim tek taş yaşım gelmedi ki. Sevgilim alsa, hadi yaşım gelmedi ama aldı taktım derim. Öyle de değil, işte onun için ben de almadım. Bendekiler de hep Accesorize yüzükleri, bunlar kararmıyor da turunculaşıyor bir süre sonra. Bir süre dediğim de bir hafta falan! Bana böyle bir büyüme halleri falan geldiği için onları takınca da böyle bir ık mık olabiliyorum. Bazen de olmuyorum canım.
Bu diyet kolanın içine ne koymuşlarsa artık, onu da pek seviyorum. Ne hin adamlar yahu. Nasıl pis bir bağımlılık yani, bırakamıyorum bir türlü. Her şey beyinde bitiyor ama beynimiz bir şeyleri bırakmak söz konusu oldu mu çok sakin ve kararlı olmalı, o da öyle her dakika olmuyor. Dolayısıyla madem şu an o seviyede değilim, kendimi neden o seviyeye çıkamadığım konusunda didiklemek yerine diyet kolayı sevdiğimi söyleyeceğim! Neden diyet, çünkü zamanında, bilmediğim kadar çoook zaman önce, günlerden bir gün diyet kola içiverdim ve içmeye devam ettim ve onun tadına alıştım. Şimdi normal kola çok şekersiz, plastik gibi geliyor.
Derin düşünmeyi seviyorum - bir yere vardığı sürece. Bir şeyden bir şeyler çıktı mı (daha muğlak bir anlatım için bire basınız) çok hoşuma gidiyor. Birinin davranışlarını didiklemek, birinin hislerini açıklamak için geçmişe gitmek, bir şeyleri incelemek ve görünmeyeni ortaya çıkarmak başka bir haz veriyor bana. Bu, bildiklerimi kullanıp aklımın derinliklerini kurcalamak anlamına geliyor.
Bakımlı elleri ve ayakları çok seviyorum. Bakımlı ellere bakmayı seviyorum. Bakımlı ayaklara bakmayı da severim herhalde ama kış mevsiminde ortalıkta pek ayak yok. Hem el daha güzel bir organ.
Kabarık ve değişik saçları seviyorum. Saçlarım hacimsiz olunca kafam çok ortaya çıkıyor, armuta benziyorum sanki. Kafamın armuta benzemesini pek istemiyorum tabi. Değişik değişik saçlar yapınca insan başka başka oluyor. O gün nasıl hissediyorsam onu yansıtmayı seviyorum, bunun için saçlarımı kullanabilmek de hoşuma gidiyor.
Küçük şeyleri çok seviyorum. Küçük doğranmış yiyecekler, küçük burunlar, küçük kurabiyeler, küçük kutular. Zayıf olmayı da bundan seviyorum, o zaman her yere sığıyorum sanki. Zayıf olmayı seviyorum. Bu aralar kilo aldığım için bunu dile getirmekten çok kaçınıyorum, çünkü bunu dediğim zaman hemen aklıma "Ama şimdi öyle zayıf değiliiiim!" demek geliyor; ama hayır, söylemeliyim! Zayıf olmayı seviyorum. Spor yapmayı çok seviyorum sonra, onu da son zamanlarda yapamadığım için dile getiremiyorum. Evet, sporu seviyorum ve şu aralar bir türlü spora gidemiyor olmam spor sevgimi azaltmaz, beni yalancı yapmaz.
Yusufçuk böcekli her türlü aksesuarı; küpeleri, kolyeleri, broşları seviyorum. Çardak güllerini ve nergisleri seviyorum. En çok hangi çiçeği seviyorum acaba? Bilmem! Aslında çiçekleri değil ağaçları daha çok seviyorum. Meyve ağaçlarını mesela; çok görmedim ben onlardan ama şöyle bir limon ağacı ya da portakal ağacı ne kadar güzel görünür!
Takdir edilmeyi seviyorum; ama gerçekten hak ettiğim zamanlar. Boş boş takdir edilmekten hoşlanmam. Aynı şey için yüz kere takdir edilmek istemem; ama emeğin karşılığını almak vardır ya hani, onu seviyorum. Sonra, düzeni çok seviyorum, böyleyim ben. Denge ve düzen insanıyım. Ne yapacağımı, nerede olacağımı bilmeyi seviyorum. Bu bir monotonluk ya da heyecansızlık değil; nerede olacağımı bilmek yaşayacağım küçük sürprizleri engellemiyor çünkü. Düzeni sevmenin yanı sıra yeniyi de seviyorum ben. Düzen içinde yenilikler, düzen içinde sürprizler.
Kokulu kremleri seviyorum! Kokulu mumları da seviyorum. Değişik kokuları seviyorum. Canlı renkleri de çok seviyorum; canlı ama doğal. Doğallığı seviyorum. Sonra estetiği çok seviyorum. Düzgün olmalı her şey, estetik olmalı. Simetriyi seviyorum haliyle. Örneğin duvarlar düzgün olmalı, yamuk ya da sıvasız değil. Aydınlık görünen ve aydınlık yansıtan insanların bulunduğu ortamları seviyorum, ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Öyle çok esnek değilim bu konuda. Benim gibi olan yerlerde ve benim gibi insanların arasında rahatlıyorum.
Polisiyeyi sevme hissini seviyorum. Çocukken nerde gerilim filmi, polisiye roman varsa hemen atlardım ve o gerilime bayılırdım. Şimdi gerilmiyor, heyecanlanmıyorum eskisi gibi; ama sıcacık geliyor.
Erken yatıp erken kalkmayı seviyorum. Annemin çöreklerini seviyorum. Mutfakla ilgili şeyleri seviyorum, mesela değişik tabaklar, sepet ya da kase içinde meyveler, kavanozda renkli makarnalar, ekmek sepetleri, ilginç bardaklar. Yapım aşamasında hamur işlerinden didiklemeye bayılıyorum.
Galiba, sarılmayı seviyorum. Bir aralar dokunmanın hayatımdaki bir eksiklik olduğunu keşfettim. Pek kimseye dokunmuyorum ben, bir insana nasıl samimiyetle dokunulacağını pek bilmediğimi düşündüğüm zamanlar oluyor. Eskiden daha insancıldım belki? Anneme ve babama sıkı sıkı sarılıyorum; ama arkadaşlarımla öyle sarılmıyoruz, birbirimizin elini tutmuyoruz. Oysa eskiden, çocukluğumda ne çok sarılırdık. Hep el ele, kol kola gezerdik. Bol bol öperdik birbirimizi. Sonra bunları sevmez oldum, çünkü duygular olmadan bu davranışlar anlamsızlaşıyor; ama gerçekten sarılabilmeyi seviyorum.













