1 Nisan 2010 Perşembe

Çalışma arkadaşlarım üzerine


Önceki yazımdan: "Kendi işleriyle kafasını kaldıramayacak kadar meşgul olmasına rağmen gülümseyip sevincime ortak olmayı ihmal etmedi."

Serkan böyle bir insan işte ve o yüzden iyi ki hep labda. İlk geldiğim zamanlar pek konuşmuyorduk, hep kahvesini içip işini yapan ve çok yüz göz olmayan biri sanıyordum onu. Sonra bu dönemin en başında bir defa biraz konuştuk. Geldim diyince bana, bu sefer gerçekten geldin mi, dedi; ama bu alaycı değil tam aksine sevimli bir samimiyetle dolu ve bir nevi kutlama gibi, evet cevabının gerçekten umularak sorulduğu bir soruydu sanki. Aman canım bu da her dönem geldim çalışacağım deyip iki güne ortadan kayboluyor, uzattı artık diye düşünmesini ayıplamaya hakkım olmazdı oysa, sineye çeker kendimi kendime ispat ettiğimde görmek isterse ona da bir parça uzatırdım bu durumdan. Aslında zaten öyle şeyler düşünecek kadar laba bir gelip bir kaybolan sıkıntılı kızcağızı takacak ne vakti var ne de insanlara karşı bir takmışlığı. Adam kendi halinde ve insanların iyi olmalarından memnuniyet duyacağını hissettiriyor sadece. Bence bu insanın kendiyle ve hayatla barışık olması demek. Ne zaman bir emniyetsizliğim olsa insanları daha çok yargıladığımı fark ederim. O gün bölümden illallah demeyi benim gibi seven ve içten gülümsemesiyle insana moral veren bir çalışma arkadaşımla ayaküstü sohbet ettikten sonra elimde bir sepet çiçekle geziyormuş gibi hissetmiştim. Daha sonraları ilk cmake'imi yazmama yardımcı ve şahit oldu, ve yapabileceğimden endişe ettiğim her konuda beni yaparsın diye -başından savmak için değil- yüreklendirdi.

Ben ekrana başında bir işle uğraşırken, bırak işle alakalı bir soruyu, en yakın arkadaşım "Nasılsın?" dese gırtlağına sarılasım gelir, öyle sinirlenirim. İçten gelen bir şey bu. Bir defasında babama sormuştum, baba sen çalışırken birisi sana soru sorunca sinirleniyor musun hiç, diye; "Hem de nasıl!" diye yanıtladı. Demek genlerden diye düşündüm, çünkü bunu engellemek için yüzüme sahte gülücükler oturtmaya çalıştıkça iyice saçma durumlara düştüğümü hissediyordum. Saklayamıyordum sinirimi ve arkadaşlarım da fark ediyorlardı zaman zaman. Kimseyi kırmayayım diye epey uğraşıp kısmen kontrol altına alabildim, ama tamamen yok edebildim mi bilmiyorum, malum uzun zamandır öyle çalışamadım. Ne ayıp şey, değil mi? Ama sanki bir şey karnımdan boğazıma yükseliyor gibi olurdu.

Serkan arkadaşımı hep ekranı karşısında çalışırken, ona son derece basit gelebilecek sorularla darlıyorum kaç haftadır ve en ufak bir seğirme olmuyor kaşında gözünde. En fazla birkaç saniye gecikmeyle, hiç ikiletmeden cevaplıyor ve gerekiyorsa sandalyesini döndürüp yanıma bile sürüyor. İnsanın içinde hiç, ay gerçekten bir daha rahatsız etmeyeceğim seni, hissi uyandırmıyor. Bazen sadece insani bir yardım istediğin halde karşındaki sana onun sırtından geçinmeye pek meraklıymışsın gibi davranabiliyor oysa. Yardıma ihtiyacın varken sana bunu sağlayabilecek insanı sıkıntıya soktuğunu görmek çok çaresiz bir durum, çünkü o zaman çaresizlikten kendini küçültüp karşındakini yüceltmek yanlışına düşüyorsun ve sonunda paspasa dönüşüyorsun. Halbuki ben asla ben-yatayım-da-nasılsa-o-yapmıştırcı biri olmadım, ama bana öyleymişim gibi davranılacağından korkarak yardım istemeye de hep çekindim. Onun için elimden geliyorsa yardım etmeye çalışırım ki benim hissettiklerimi kimse hissetmesin.


Master yapmaya karar verebilmiş olmak, son zamanlarda aldığım en cici karar olsa gerek. Okul ortamını öyle seviyorum ki. Üstlerime inanılmaz saygı duyuyorum, onların zeka ve tonla emek verip çalışarak bugünlere ulaştıklarını ve hala delicesine uğraştıklarını görüyorum çünkü. O kadar meşguliyetlerinin arasında bir de öğrencilerinin hayır dualarını toplayacak yardımlar etmelerine, öğretmelerine, sekiz kollu ahtapot gibi masadan masaya uğrayıp bizimle ilgilenmelerine hayran oluyorum. Çalışma arkadaşlarımın bilgisayar başında medikal görüntüleri evirip çevirmesinden, bir şeyler yapılıyor olmasından ve bu çarkın bir dişlisi olma yolunda ilerlemekten acayip keyif duyuyorum. Kısa vadede ne yolun yolcusu olduğumu biliyorum özetle ve bunu gün geçtikçe daha çok benimsemekten öte bir isteğim yok.

Hiç yorum yok: