23 Nisan 2010 Cuma

Essence*


Sabah kokusu vardır mesela. Erken saatte açın camı, odaya dolar mis gibi. İki saat geciksen öyle kokmaz artık, gölgeler kısaldıkça geçer sabahın kokusu. İncecik bir yaz rüzgarı olur, pek gürültü yapılmaz, zira daha herkes uyanmamıştır. Şehirdeysen doğanın seslerinden başka bir simitçinin sesi duyulur yalnız. Gecenin pusu yeni kalkmıştır, biraz da ıslaklık olur. Ortalık nasıl sabah kokar, güneş iyice kendini gösterip hissettirene, gürültü başlayana dek.


Kokular öyle keskin, öyle hafızama işlemiş ki. Görmekten, tatmaktan çok başka şey koklamak. Uzun uzun koklayabilirsin bir şeyi, bir parfüm diyelim çok beğendiğin, sıkarsın bir kere ve bütün gün koklarsın onu; oysa bir risottoyu bütün gün yiyemezsin. Sonra seni yormaz kokular, en fazla keskin ve ağır bir şey burnuna gelir ve başka bir yere gittin mi atarsın üzerinden, gördüklerin ya da midene indirdiklerin gibi üzerine, içine yapışıp kalmaz istemiyorsan. Kalacak mı, gidecek mi, keyfin bilir.

Kasapta çiğ et kokusu, sokakta çiğ balık kokusu, fırından taze ekmek kokusu, deniz ve yosun kokusu. Pizza Hut'ın pizzalarının değil, (hala var mı bilmiyorum) tahta masalarının, kırmızı beyaz karolu desenlerinin kokusu. İlkokul yaz okulunda, sabah tenis dersinden önce üstü yağlanmış, uzun ekmeğe yapılmış kaşarlı tostun mis kokusu, yanında buzlu çay kokusu, çocukluk kokusu. Heyecan kokusu.

Yaz kokusu vardır, yazın çalınır insanın burnuna. Bana bahar pek kokmaz, yazın kokusunu alırım. Baharda çok rüzgar olur. Bir sıcaktan bunalır, bir esintiye isyan edersin. İstikrarsız bir şeyler olur havada, belki de o yüzden kokmaz. Bence bahar pek çiçek kokmaz. Yaz gelir sonra, çok sıcak olur kimi zaman; üstelik nemli olur, deniz kenarındaysan ve denizden esiyorsa iyice yapış yapış olur. Yine de güzel kokar. Güneş saçlarını kaynatsa da, tenin kızarsa da, gözlerin kamaşmaktan yorulmuş olsa bile havayı burnuna farkına vararak çektin mi canlanırsın. Hele gölge bir yere geçersen bir süre sonra bakışların normale döner, o zaman kokuyu iyice, rahatça alırsın.


Odamdayım şimdi, odam gibi kokuyor burası, tarifsiz tabi ama bana üç ay önce huzur veren kokuyu şimdi tekrar almak sırtımı gevşetiyor, uykum erken geliyor sanki o zamanlar olduğu gibi. Her evin kendi kokusu olur, çocukluğumda arkadaşlarımın evi hep başka başka kokardı, ama her gittiğimde aynı ev aynı kokardı. Bizim evimizin bir kokusu olmadığını düşünürdüm ve onların evinin neden sabit bir kokusu olduğunu anlamak isterdim. Babaannemin evinin kokusu ayrıdır, halamınki ayrı. Senelerdir değişmez, hala aynı kokarlar. Bizim evimizin de bir kokusu var mıydı acaba? Burası hep temiz kokar ama, bugün geldiğimde annem yine her tarafı dökmüş temizlemişti, hem ne güzel temizlemişti ki mis gibi kokuyordu. Üzüldüm, çünkü yorulduğunu söyledi, bir yandan da evi kendi istediği gibi tertemiz yapmayı çok sevdiğini söyledi.


Kitaplarımı gördüm, tatilde okuduğum ve giderken annemin ona bırakmamı istediği, ayrılırken çok zorlandığım uyanış kitaplarım. Okuduğum kitapların okunmuş ve belki tarafımdan ikinci kez okunmayacak olsalar bile benden uzak olmalarını hiç istemiyorum; gözümün önünde, yanımda dursunlar. Nedenini bilmiyordum bunun, öte yandan annem onları okumak istediğinde benimkileri burada tutmasın, gidip kendine aynı kitaptan alsın istiyordum. Bugün o kitaplarla göz göze gelince çözer gibi oldum sanki. Yalnızca yüzlerine bakmak bile dönem tatilinin kokusunu çaldı burnuma, demek bu dönem tatilinin de bir kokusu varmış. Bir sürü kitabın arasından gözlerim anında tatilde okuduğum birkaç tanesini seçti, her birinin ilk sayfasını açtığım zamandan sonuna geldiğim güne kadar neler yaşadığım aktı gözlerimden, sanki parodi gibi yatağa girip çıktığımı ve görüntüdeki tek değişikliğin elimdeki kitap olduğunu gördüm. Biri bitiyor, yerini diğeri alıyor. Adaçayı, çay, simit, kar, kazak, kağıt kokusu. Evde olmanın, kendini bulmanın kokusu.


Annem yüzün güzelleşmiş dedi bana, yüzün anlamlanmış dedi. Bu birkaç günlük tatilde neler kokacak acaba? Meşguliyet, daha bir ısınmış hava, biraz acele kokacak belki zamanımız çok olmadığından. Bu gece yatağıma yattığımda yeni bir kitap kokacak, daha farklı bir kapağı ve daha değişik bir kokusu olacak ve yavaş yavaş sinmeye başlayacak odama, yazın döndüğümde bu tatili hatırlatmak üzere burada kalacak.

Yazın da güzel koksun burası, bazen endişeleniyorum yazın burada çok ve boş koklamaktan, alışıp güzel kokmadığını sanmaktan. En güzel nasıl kokacaksa o kadar çıkarmak istiyorum tadını. Bu aralar yine fazla endişeleniyorum, belki de o yüzden gerçekten bir tatile ihtiyacım var. Aile ve karasal iklim kokup dönerim, bir şeyciğim kalmaz.

* 1. Öz 2. Esans

Hiç yorum yok: