Yanımda toka taşıyorum. Biri lastik, biri kelebek. Kelebek tokamı tanıyabilirim, ama lastik olan alelade, dümdüz ve siyah; aşina olduğum belli bir kalınlıktan başka özelliği yok ve o kalınlık da lastik toka normuna birebir uyuyor. Geçenlerde akşam oldu, eve döndüm ve asansöre binmeden yerde benimkine benzer bir lastik toka gördüm. Otobüslerde, kaldırımlarda, yerlerde lastik toka gördüğüm zaman hep üzülürüm, kim bilir kim düşürdü diye, çünkü sahibine asla dönemeyecek olduklarına inanırım. İçinde bir ben eksik çantamın diplerinden fırlayıp sabah asansörden indiğim sıralarda tokamın kendini yere atmış olma olasılığı sıfıra yakın, bütün gün aynı yerde kalıp kimse tarafından alınmaması ve döndüğümde gözüme çarpma olasılığı iyice düşük. Yine de o benim tokam mıydı acaba? Mümkün müydü bütün gün oracıkta beni beklemiş olması? Çantamı biraz karıştırdım, ama ne fayda, bavul diyorum ya. Aldım tokayı, yukarı çıkınca çantamı boşalttım. Benim tokam! Benim küçük lastik ve sıradan tokam; ama nasıl da tanımışım tokamı, o da ısrarla nasıl herkesin üstüne basıp sağa sola savurmasına aldırmadan ayrılmamış düştüğü yerden! Banyosunu yaptı, kalorifere kuruldu.
Canım acayip Sims oynamak istiyor blog. Üstelik en eski Sims. iPod'umda müzikleri var, ben yüklememiştim ama bazen shuffle'da denk gelince hiç geçemiyorum. Yaptığım evleri, bahçeleri falan hatırlayıp mest oluyorum. Ortaokulda bir yaz tatilinde bir paket krem şantiyi mikserle köpürtüp koca bir paket pötibör bisküviyi batıra batıra yemiştim oynarken. Şimdi oynasam zevkli olmaz biliyorum, sıkılırım hemen; ama keşke sıkılmayacak olsam diyorum düşünürken. Ama bir oyun var ki işte onun üçüncüsünü yapıp sürseler piyasaya, bir dakika durmam, aldığım gibi de bitiririm. Projeymiş makaleymiş falan vız gelir. Hatta daha optimum bir şey yapar, kendimi tutup yaza saklarım ve tatil başladığı gibi başına kurulurum.
Yazın sigarayı bırakmak istiyorum, çünkü artık gına geldi sigara içmekten. Pöh desem kömür çıkacak ağzımdan. Sabahları nefes alamadığımızı konuştuk Serkan'la bugün. Bu dönem olacak şey değil şimdi, yani başarıyla mezun olabilmek için kanser riskini iyice artırmamız gerekiyor. Sigara sadece suyu çıkarılmadığında güzel. Boş boş içilince gıcık ediyor insanı. Tahta yemek gibi sinir bir şey oluveriyor sonra. Hele arada bir abartıldığında o moral bozması yok mu, deli ediyor beni. Resmen canımı sıkıyor yahu! Bir tane yakıyorum ve ilk üç dakika boyunca dünya başıma yıkılıyor bazen. Hem tuzu da bırakmalıyım. Of hele sakız çiğnemeyi kesin bırakmalıyım. Sonra o ikisinden arta kalan paraları domuz kumbaraya atıp tatile çıkmalıyım.
Bugün Moskova Çaykovski Senfoni Orkestrası Konseri'ne bilet aldım. 17 Nisan'da sabah l'Italiano, akasından Şişkolar, sonra metroyla koştura koştura CRR. Çarşamba'ya proje raporumu teslim etmem gerekiyor, o yüzden bu akşam dehşet makaleler devirip texture extraction konusunda kafamda şekiller oluşturmam lazım. Hatta gücümü toplayıp rapora başlasam en güzelini yapmış olurum. Elimde bir review makalesi var ki elli referans vermiş adamlar, ellisini de didik didik etmişler. Ben diyeyim yirmi, siz diyin otuz yöntemle imgelerden texture çıkarımları yapıp karşılaştırmışlar bir güzel. Altmışıma kadar uğraşsam anca öyle bir makale yazarım. Bir de ağaç gibi, bundan elli referans çıkıyor, o ellinin her birinden yirmi referans çıkıyor, böyle üssel bir durum. "Blink" tarzı düşünüyorum, blinkleyip neyin işime yarayıp neyin yaramayacağına göre içgüdüsel bir elemeyle işin içinden çıkabileceğime inanıyorum. Düşünce gücüm ne kadar kurtarıcı olacak, göreceğiz.

Artık tirillerimizi giyelim lütfen havalar. Yarın, öbür gün ve öbürsü gün sıcak ve sağanak yağışlı görünmesi ne kadar da vıcık. Öte yandan hava durumları o kadar güvenilmez ki belki de günlük güneşlik olacak ve tek damla yağmur da düşmeyecek. Onu da yarından sonra göreceğiz. Zaten beni ilgilendiren kısmı dolabın karşısında otuz saat durup ne giyeceğim sendromuna tutulmak (bahar aylarında bu durum yıkıla döküle okula gitmek sendromuna da zemin hazırlar). Çoğu zaman da tutturamıyorum. Kalın giyinsem hava açıyor, ince giyindim mi esiyor hep. Bir kere de ben nasıl giyindiysem öyle ol hava! Bir de artık yün giydirme. Yün istemiyorum. Pofidik istemiyorum. Püfür ve ceket istiyorum.
Buharda sebzemi pişirdim demin. Akşam menümde barbekü soslu, mantarlı sebzeli et var. İçine kuskus makarna koymayı düşünüyorum. Bunu da Türkçe'ye böyle olduğu gibi almasalarmış iyiymiş. Kuskus diye makarna mı olur?..

Kaç gündür koyacağım koyamıyorum bu resmi. Her tarafta paskalya yumurtaları ve tavşan çikolatalar vardı geçen hafta, o kadar sevimli geldi ki dayanamadım birkaç yumurta tavşan arandım, burda da dursunlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder