Of bu Linux'u niye sevmiyorsun diyorlar bir de. Projeyi çalıştırmak için illa sorun çıkartacak bir cmake yazmak gerekiyor ve tabii ki hata çıkıyor, üstelik hatanın nerde olduğu da belirsiz. Windows kullansak daha iyi değil mi yani şimdi? Hem daha sevimli. O cmake'lerin de yapılmışı var yani. Labda da herkes deli gibi meşgul, bugün saat üçte ödev teslim etmesi gereken Serkan'la merdivenlerde bir karşılaştık da en son, hortlak görmüş gibi oldu elinde kağıtlarla koştururken. Günün asıl olayı, labda çalıştığım bilgisayar da çöktü. Burak Hoca artık bilgisayarlara pek el sürmememi salık verdi. Öteki bilgisayarın başına oturduğumda ciddi ciddi, Pınar aman dikkat et, bak bu bilgisayarda çok veri var, ne olur bir şey yapma, dedi. Nasıl bir garabet var üzerimde bilmiyorum, laptopumla beraber örtülere gizlenip kurşun döktüreceğim.
Master dersinin ödevi bir hafta ertelendi. 9 Nisan'da rahata kavuşacağını zanneden ben, bu varsayımdan yola çıkarak aldığım festival biletlerini alelacele kontrol ettim, neyse sadece 13 Nisan saat 19:00'da bir filmim var, gerisi hafta sonuymuş.

Bazen eskiden dinleyip de şimdi pek yüz vermediğim şarkılara denk gelince kendimi acayip hissediyorum. Bir ara çok clubber'dım mesela, o tekno müziklerden biri çıktığı zaman bir daha kulüplerde dans etmeyecekmişim gibi geliyor, çok hanım hanımcık olmuşum gibi. Özetle, yaşlanmışım gibi. Sonra onları dinlemeyip günümü yaşamaya dönüyorum ve hemen kendime geliyorum. Hayat isterse beklenmedik bir akşam yine clubber oluruz yani, ne var ki bunda? Bir de böyle bir şeylerle bağdaştırılan şarkılar var ya hani, aman onları nasıl abartırdıım! O zamanlar şunlar vardı, şuralara giderdik falan diye geçmişin kuyusunu mazoşistçe kazmaya pek meraklıydım. Fark ettim ki şimdi aynısını yapmaya yeltensem içim sıkılıyor, bir yerde eeh tamam geçmiş geçmişte kaldı deyip şarkıyı değiştiriyorum. Nasıl ama? Artık zamanın geçmesi beni hiiç tedirgin etmiyor. Mesela bu gece takvimimin yaprağını çevireceğim ve odamda yeni bir kedicik olacak, bakalım Nisan kedisi neye benziyor ve onunla bir ay boyunca neler yapacağız, işte bu kadar.
Dün Mecidiyeköy'e iki gidiş gelişimde de otobüste hep Sera'yı düşündüm. Aylardır İstanbul'da yaşıyor, çalışıyor, bir yıldan fazladır -en az- görüşmüyoruz ve yeni hayatını gidip bir görmek zahmetine bile katlanamadığımdan utandım resmen. Beyne yeni yeni gidiyor arkadaşlık gibi insani olgular. Bir ara Sera'yla buluşmamız lazım diye neredeyse bütün gün düşündüm durdum, sonunda iki lokma bir şey yemek için okula geldiğimde bir mesaj geldi telefonuma, minikim napıyorsun diye. Seni düşünüyordum ve bütün gün bunu yaptım!
Sonra bugün de Uğur'u düşündüm. Onunla da kaç zamandır görüşmüyoruz, aradığında sürekli geçiştiriyormuş gibi oluyordum ama o da hep kafamdaki bitleri ayıkladığım sıralara denk getiriyordu. Akşam eve dönerken Uğur'dan da mesaj geldi. Bu aralar bir acayiplik var kesin bende. Önce dokunduğum tüm bilgisayarlar, şimdi bu.

Otobüs yolculuklarımda bu yaz ne yapacağımı da düşünmeye başladım ve henüz bilmiyorum, ama güzel bir şeyler yaşamaya can atıyorum. Bahar tatilinde de ne yapacağımı pek bilmiyorum, ama üç şey istiyorum: çalışmak, gezmek, ailemi görmek. Aslında yaz için de aynılarını istiyorum. Bu üçünü nasıl kesiştireceğime daha kafa yoramadım. Temkinli şekilde akışına bırakmak için boş zamanlarımda yavaş yavaş bir taslak çizeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder