
Şöyle bir şey, ben diyelim ki yaşadığım hatırı sayılır bir tecrübe sonucunda bu dünyadan ayrıldım. Örneğin karşıdan bir araba son hız üzerime gelirken bir anda direksiyonu kırdım, phew!, dedim ve sözde ucuz atlattım. Daha gerçek örneklerim de var, mesela kayak öğrenirken nasıl olduysa artık düşüp kafamı buzun üstüne küt diye koyduğum gün, kafamı kaldırdığımda bir süre gözlerim karardı ve neye uğradığımı şaşırdım. Sonra alttaki kafeye gidip oturdum bir süre, kendime gelmek için bekledim, anneme telefon açtım ve ağladım. Çok korkmuştum ve canım çok acımıştı. Günün geri kalan büyük bir kısmını şok ve bana bir şey olacak mı diye panik içinde geçirdim. Neyse bir şey olmadı - belki de ben öyle sanıyorum. Aslında belki ben kafayı vurduğum gibi işler değişti. Bir anda bilincimi yitirdim ve insanlar hemen yardımıma koştular, apar topar beni kendime getirmeye çalıştılar, ama bir daha asla uyanamadım. Beni bilenler için artık bensiz olduğundan farklı bir dünya yaşanmaya başladı, oysa ben o dünyayı hiç bilmiyorum. Ben uçtuğumun farkında bile olmadan o hepimizin çok merak ettiği ikinci hayatı yaşamaya başladım, ama deneyimlediğimizden değişik bir yanı olup olmadığını henüz idrak edemiyorum, hala bildiğim hayatta sanıyorum kendimi. Belki burası benim cennetim, belki de azap yerim. Belki bana bundan sonra hiçbir şey olmayacak, her şeyi "ucuz atlatacağım", çünkü zaten bir kere hiç de ucuz atlatamadım ve artık benim ya da bundan iki önceki hayatımın kefaretlerini ödüyorum. Karşıma çıkan her güzellikle ödüllendiriliyor ve zor zamanlarda da kötülüklerimin cezasını çekiyor olabilirim.
Rüyamda hiç öldüğümü falan görmedim; biri böyle bir şey yapmaya yanaşacak olsa bile, rüyada olduğunun ayırdına varıp nasılsa bu bir rüya diyenlerin ya da tam o anda uyananların aksine, bana çok mistik gelen şekillerde kurtuldum hep. Ayrıca dünyayı kendi gözlerimden görüyor olmanın da son derece tuhaf olduğunu düşünürüm zaman zaman. Benim için dünya demek, açılarını hesaplayamadığım ve "uçsuz bucaksız" diyebileceğim bir balık gözlü perspektiften görmek, bakmak. Dudağımın üzerindeki beni hep sağda görmek, saçlarımı sola ayırdığımı düşünmek, bazı aynalarda zayıflayıp bazılarında kilo almak. Bir ben varım, bir de etrafımdaki insanlar ve kalan her şey var. Oyuncak Hikayesi gibi olabilir mi acaba, ben yanlarında değilken, ya da duymazken, ya da hissetmezken her şey ve herkes donuyor olabilir mi? Daha da ileri gideceğim ve çok egoistçe duyulacak biliyorum, ama bu dünyayı kendi gözlerimin bahşettiği perspektiften görebilen tek insan ben olduğuma ve geri kalan her şeyin ve herkesin formubundan farklı olduğuna göre, benim başrol oynadığım bir düzen olabilir mi bu? Benden başka, insan dediklerimin ikişer bacağı ve kolu var ve birer gövde halinde oradan oraya gidiyorlar; ama ben onlar gibi görünmüyorum, ben kocaman bir pencereden onları izliyorum. Diğerlerinden tamamen farklıyım yani kendime göre. Herkes bu bağlamda diğerlerinden farklı değil mi - hayır, bunu nerden bileceğim ben, belki de değil!
Belki dünya dediğim, sadece duyup bildiklerimden ibaret. Şu an bilmem kim, dünyanın bilmem neresinde bir film izlemiyor, ama onu tanıyorsam ya da tanıyacaksam belki bir gün bana o filmi izlediğini söyleyecek ve bu şekilde izlemiş olacak. Şu an hiçbir şey icat edilmiyor, ama yarın gazetelerde yepyeni bir buluş okuduğumda sadece onlar icat edilmiş olacak; öncesinde bir çaba olmadan, öyle oluverecekler.
Hayır, az önce Truman Show'u izlemedim, felsefe dersimin dozunu kaçırmadım, mağara alegorisini yeni duymadım ya da bu benim hayatım düşüncesini kafasında büyüttükçe büyüten bir küçük-dağları-ben-yarattım narsist değilim; ama benden başka kimse bu gözlerin arkasından bakmıyor, bu bedeni uyutmuyor, giydirmiyor, yedirmiyor; herkes uyuyor, giyiniyor ve yiyor. Belki herkesin başka ve en az benimki kadar büyük dünyaları var, mesela başka birinin dünyasında tüm nüfus mavi ve burunsuz...

... olamaz mı yani?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder