Banyo yapmak gibisi yok! Ben banyoda çok düşünürüm, ama çok rahat düşünürüm ki çıktıktan sonra bakış açım değişmiş olur. Saçlarımı fazla karıştırarak yıkadığım için banyodan sonra öcü oluyorum. Kuaförler ne güzel masaj yaparak ve saçları hiç bozmadan yıkıyorlar işte, belki de ben ve benim gibiler, saçlarımızı boşuna çitiliyoruz. Aslında diplerini güzelce yıkayıp saçın tamamını tortop etmeden de başarabiliriz bu işi. Bir de işin öğretmesi var, ne garip annem hep şöyle yıka böyle yıka diye göstermeye çalışırdı küçüklüğümden beri. Günlerden bir gün, bir arkadaşı, lisedeki oğlunun ayaklarını yıkamadığını öğrenip şok geçirmiş. Kadıncağız ben bunu bu oğlana nasıl öğretmedim, nasıl oldu da es geçtim diye şaşkınlıklara gark olmuş. Hakikaten insan oğlunun banyoda ayaklarını yıkayıp yıkamadığını nasıl bilsin ki? Durduk yere sorulmaz ki küt diye. Yıkanırken yıkanıyordur işte, demiş çocuk.
Fazi Pazar akşamı içinde bir terslik bulunan gönül işlerini halletmek üzere dışarı çıkmıştı ve beklediğimden erken, tam yazımı bitirmişken ağlaya ağlaya geldi eve. Ama nasıl içinden gelerek ağlıyor, çok yaralanmış, kırılmış, kızmış. Elini gerdanına götürüp öyle bir "İçim yanıyor!.." dedi ki sanki benim de içim yandı o an. Önce olup biteni konuştuk haliyle, sonra tek basamaklı yaşlarımızdan bugüne uzanan her türlü yaşanmışlığa dair bir sürü şey geldi aklımıza; benim küsmeyi pek seven teyzelerim, onun kilo almaya yatkın akrabaları, ilkokul aşkları ve onların insanı çok ağlatan ama hiç üzmeyen güzellikleri... Ne kadar keyifliydi değil mi o sevgiler, o kadar içten ve katıksız olurlardı ki bakmadı ya da kalemtıraşını bilmemkimle paylaştı diye saatlerce gözyaşı dökmenin hiç yorgunluğu kalmazdı üzerimizde. Şimdi, olması gerektiği üzere, Fazi "gerçek" demeye mecbur bırakıldığımız (sanki çocukluktakiler daha az gerçekmiş gibi) kalp kırıklıklarını tekrar tekrar yaşamak durumunda kaldı, bense aşk denen şeyin bir yıla yakın ya da bir yılı aşkın bir süredir benden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha idrak etmiş oldum. Birkaç ay önce kafayı buna takmıştım; yıllar yılı dakika başı birilerine kapılıp hobi haline getirdiğim bu kuş cıvıltılarımı ne oldu da yitirdim diye kendime yüklenerek kendimi resmen aşık olmaya zorladığım oldu. İyisi mi ben bir aşık olayım dedim yani. Sonra fark ettim ki büyümüşüm yahu, değişmişim yani, eskiden menemen sevmeyip şimdi bayılmak gibi bir şey olmuş, çok doğal bir sürecin sonunda olmuş ve öyle aman benim karakterim değişti denecek bir eksiklik değilmiş ki! Kendime olan aşkımı biraz yitirmişim sadece, onu da kendimden başka yerlerde aramak yanılgısına düşmüş olabilirim, ama böyle anlıyorum zaten her şeyin özünde neyi barındırdığını. Bazen diptekini görmek için üstleri az ya da çok eşelemek gerekiyor demek.

Karnım ağrırdı ve ben hüngür hüngür ağlardım, kıvranırdım, kendimi oradan oraya atasım gelirdi. Sonra ağrı geçerdi ve ben durup, ne diye ağladım ki o kadar, alt tarafı bir karın ağrısıydı işte, şurda bir yerde bir şeydi yani, ne kadar acı verici olabilirdi ki, diye düşünürdüm. Tekrar ağrıdığında tekrar ağlardım oysa, ve bittiğinde yine, amma abarttım yahu, ne diye bu kadar yaygara kopardım ki, derdim. İçinde bulunmadığımız zaman mı azımsıyoruz acıyı, yoksa gerçekten bazen abartıyor muyuz, bilmiyorum. Hayat basit karın ağrılarından daha kolay belki de, bir kere çektiğimiz acıdan öyle çok öğreniyoruz ki bir daha aynı şiddette çekmiyoruz onu.
Laflarken Fazi, Pazartesi Briç Kulübü'ne gidip derslere başlayacağını söyledi. Babam da üniversiteye başladığımdan beri briç öğrenmemi ister, insanın briç bilmesi lazım, diye bir sürü lafın arasında sıkıştırır durur. Bu spontane fırsatla karşılaşınca, yıllardır bir gün öğrenirim nasılsa diye kulak arkası ettiğim bu ısrarları boşa çıkarmamaya karar verdim ve dün ilk dersimize gittik. Hocası da çok ünlüymüş, şampiyonlukları varmış demişti Fazilet, ben de geçen dönem Disko Kralı'nda izlediğim o sempatik ve karısıyla sürekli briç oynadıklarını söyleyen, briçten tutkuyla bahseden o adam mı acaba diye düşünmüştüm. Hakikaten de o adamın kapıdan girmesi inanılmaz güzel bir motivasyon oldu. Yalnız çok tehlikeliymiş bu briç, Tezcan hocamız da kulüptekiler de birden fazla uyardılar, başka şeyler de yapın dediler. Bir süre sonra etrafındakileri karta falan benzetiyorsun demek. Maça yerine Pik, Kupa yerine Kör, Sinek yerine Trefl artık, insanın briç bilmesi lazım.
Bugün ders arasında koştur koştur Akmerkez'e gittim. Kemerimin tokası kırıldı diye yeni toka koyarız buna dediler, yirmi beş lira istediler. Akmerkez Lostra'ya gidersen böyle olur tabi. Kemerin kendisi zaten yirmi beş liradır, dedim içimden. Geçenlerde taktıkları çanta askısının da takıldığı gün kopması üzerine hemmmen bunu yenisiyle değiştirin dedim. İşaret parmağımı da yine içimden sinirli sinirli salladım. Böyle ders arasında bir çanta askısıyla kemer tokasına gitmedim tabi, anneciğime hediyesini alıp büyüsü bozulmadan kargoya yetiştirmek için acele ediyordum aslında. Mudo'dan bir şey kaparım hemen diyordum, orayı da tadilata alıp fare deliği gibi yapmışlar. Ben de kitapçıdan çok huzurlu bir not kağıdı seti buldum, çok şekilli bir şey, kullanışlı da hem. Çıkarken gözüme çarpan kitap ayracını da aldım ve hoplaya zıplaya kargoya verdim!

Benim annem dünyanın en yumuşacık yanaklı annesidir.
Anniş, senin gibi bir en yakın arkadaşa sahip olabilmeme, var olabilmeme ve ben olabilmeme neden olduğun için, beni ilk günden zzzıt diye karnında hissedebildiğin için, yaptığım ve düşündüğüm istisnasız her şeyi sana anlatabildiğim için ve ben bunu yaparken zaman zaman çok paniklediğin, allanıp morlandığın, ama sonra tekrar rengine dönebildiğin için, ve tüm bunların sonunda her geriye bakışımızda kahkahalarla gülebildiğimiz için, arada bir sen olmanın gerektirdiği şekilde annelik yaparak dengemizi koruduğun için, sokakta yanından geçenlere bile ışık saçtığın için, sahipsiz köpekleri bu sıfattan kurtardığın için, Tonton'la her akşam ikinizinkinden de farklı bir dilde konuşabildiğin için, babamın buzdolabını haddinden fazla doldurmasına hep isyan ettiğin için, kapıları, duvarları ve kalorifer peteklerinin aralarını silebildiğin için, az yağlı muhteşem yemekler pişirdiğin için, kafamı dolaba çarptığımda hemen dolabın köşesini dövdüğün için, midem bulandığında elimden tutup koridorlarda beni gezmeye çıkardığın için, için, ... iyi ki doğmuşsuuun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder