Blog başıma neler geldi.
Pazartesi sabahı bir türlü uyanamadım, ne yaptıysam artık son birkaç günde çok yorulmuşum demek ki. Çoğu zaman olduğu gibi abuk sabuk rüyalar görmeye devam ediyorum zaten. Yatağın içinde alarmı erteleye erteleye döndüm durdum, sonunda anneme telefon açıp güne ilişkin kararlarımı bildirdim: bugünü kendime ayıracağım. Her sabahki gibi o sabah da kalktıktan biraz sonra müzik dinlemek ve e-maillerimi kontrol etmek, daha sonra da kahvaltı yaparken gezinmek üzere bilgisayarımı açtım.

Vista'nın açılış bekleme süresi beni her seferinde inanılmaz geriyor ve bilgisayarı açar açmaz odamı terk ediyorum ki yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra döndüğümde işler parmak izi tarayıcısına varmış olsun; ama kapıdan girerken de içimi hep aynı "Ya açılmazsa!.." korkusu kaplıyor. Bilgisayarımı aldığım ilk zamanlardan kalma bir panik olduğunu düşünüyorum, zira daha yepyeniyken hard disk çökmüş, garanti kapsamında bulunduğundan harcamadan kaçınarak ısrarla diski değiştirmeyen pek yetkili servis iki üç defa, tamam çözdük, ahanda buyrun, misler gibi yaptık diyerek bana önce açılışta sonsuza kadar sürebilecek "Lütfen bekleyiniz..."ler, ardından "Windows başlatılamadı, sorun gider"ler, sonra "Sorun giderilemedi"ler ve en sonunda mavi ekranlar vermeyi uygun görmüştü. Bütün bunların başladığı gün eski bilgisayarımı İstanbul'da bırakıp bayram tatilini ödevler ve projelerle uğraşarak geçirmek üzere Ankara'ya gelmiştim. Bilgisayarı açar açmaz karşılaştığım talihsizlikler sonucu salya sümük ağlamış ve ortalığı birbirine katmıştım, çünkü çok işkoliktim ve belgelerimle programlarım olmadan bir hiç sayılıyordum. Neyse, iki gün ağladıktan ve fiilen titreyerek ve sallanarak bekledikten sonra Menderes Abim sağolsun, bayram zamanı ve kırık ayağıyla seke seke sorunlarımı kısmen çözdü, tabi bilgisayar o çok yetkili servisin bozuk hard diski birkaç defa hiçe saymasından ötürü öyle bir göçmüş ki, son bir kez "Ya bunu adam edersiniz ya da bana yeni bir bilgisayar verirsiniz!" hukuksal çıkışlarıyla servise uğurlandı. Üstelik geldiğinde tekrar göçtü de Menderes Abi'nin verdiği ve gözün gibi bakacaksın, asla kaybetmeyeceksin diye tembihlediği CD'den Vista'yı kendim kurdum, öyle yuvarlanıp gittik bir seneden fazla.
Ondandır ki ben bu açılış sürecinde çok tırsar ve yeri geldi mi boncuk boncuk terlerim bile.
Pazartesi sabahı yorgun argın uyan, günü kendime ayıracağım diye bir havalara gir, sonra banyodan bir dön ki bilgisayar "Lütfen bekleyiniz...". Hah dedim, gün bugündür.
Birkaç defa daha denedim tabi çaresiz, o mavi çember dönüyor, ben bakıyorum. Sonra kahvaltımı sinir stres içerisinde on dakikada yutup Fazilet'in bilgisayarından bulduğum servis numarasını aradım, tak Mecidiyeköy. Hava da nasıl reziil, aman Tanrı'm bu kadar olur. Kış gelmiş resmen, içim kalktı iyice. Önce dediler iki üç gün içerisinde döneriz size, dedim herhalde şaka yapıyorsunuz; bakın bu benim hayatım, her şeyim, ben bu olmadan hiçbir şey yapamam, elim ayağım bu benim, etmeyin. Şöyle boynumu az yana indirdim. Peki bir saat sonra bakalım dediler, hayır hayır şimdi diye ısrar ettim. Eh, peki dediler şimdi baktılar. Hard disk göçmüş, değiştirelim. Belgeleriniz önemli mi - evet, evet çok önemliler, n'olur kurtarın onları! Bekle, bekle. Kurtaramayacak gibi oldular belgeleri, sonra bir de içeride deneyelim dediler. Adam geri geldi, "Kurtaramadık..." - "Nasıl olur? Güvenli modda girip çekemez miydiniz? Ama... ama..." - "Şaka şaka, kurtardık!" Etrafımda espritüelden geçilmiyor bakınız. Bütün bunların olup bitmesi tam beş saat sürdü ve ben o sürede doğumhane kapısında gibi kâh volta atarak, kâh bir şeyler okumaya çalışarak, boğazımdan yemek geçmez durumda bekledim, bekledim.
Normalde bu böyle gün içinde olmazdı ama yaptık sizin için dediler, herhalde içlerinden de ofisin ortasında panik atak geçirmenize müsaade edemezdik, diye eklemişlerdir. Eve geldim, bütün programları tekrar kurdum, düşünsenize Chrome bile yok. Bir de bilmemkaç GB external hard disk almış insanım, insan belgelerini bir kerecik bile yedeklemez mi, hele onca musibetten sonra. Neyse, bundan sonra en az haftada bir yedeklerim dedim. Derken abidik gubidik bir programın yüklemesi için yeniden başlatma gerekti, Windows da çok lazım güncelleştirmelerini yüklemeye başladı ve tabii ki yapılandıramadı. O kadar tanıdık sahneler ki bunlar geçen seneden kalma, "Güncelleştirmeler yapılandırılıyor. Bilgisayarınızı kapatmayın." Kapatmayacağım da ne olacak? Aylarca ööyle maviş maviş bakışırız. Saatlerce uğraştan sonra işte yine sabah başladığım yerdeyim, üstelik bu sefer arada bir ümitlenme faslı da yaşamışım, tam stresten çıkacağım diye rahat bir nefes vermeye hazırlanırken yine elde var sıfır. Gözüm gibi bakmam gereken o CD de tam bugün yok ortada, önceki yıl tam bu aşamada kurtarmıştı oysa beni. Hemen yüklenmelere başladım tabi servisteki adamlara, o bizim ne hikmetse girmemizin yasak olduğu odada kim bilir yeni hard disk verdik diye ne kakaladılar diye saydım kendi kendime.

Hayır, bu benim gibi insana yapılacak şey değil çünkü. Başkası olsa belki daha rahat davranır; tamam, ne yapalım madem elimden bir şey gelmiyor ben de diğer işlerimle uğraşır yatar uyurum, der; ama ben yapamıyorum işte! Dört bir yanımı anksiyete basıyor, sadece ve sadece normalde yapmadığım tırnak yeme illetine tutuluyorum, başka da bir şey yapamıyorum. Uyladıkça uyluyorum ellerime, ve oynadıkça stres oluyor, stres oldukça da oynuyorum döngüyü kıramıyorum. Güç bela bir yerinden kurtarıp banyo yaptım, yetmedi manikürle uğraştım ve sonunda bir iki bardak adaçayının ardından yatağıma girdim. Ne felsefe çalışabildim ne başka bir şey. Alt tarafı bir bilgisayar değil mi? Üstelik bilgisayarıma iyice küsmüştüm geçen dönem, işsiz ve sıkkın gezdiğim için onu da çok bayık bulmaya başlamıştım. Sıkıntımı bulaştırmıştım yani. Bilgisayar boş işlerle saatlerce oyalanmak anlamına geliyordu çünkü. Şimdi öyle mi ama, başında öyle gereksiz zaman harcamıyorum ki. Hem artık boş gezenin boş kalfası olmadığım için işime de feci yarıyor. Odada internet kesilse üçümüz birden kolumuz gitmiş gibi kalakalıyoruz, bir de bilgisayar komple gitmiş düşün. Günün stresi de binmiş üstüme, artık bana uyku da yok. Yatağa yattım, kitap oku desen uykudan gözlerim acıyor okuduğumu da anlamıyorum, ışığı kapatıp uyuyayım desen o da olmuyor bir türlü.
Beş saatlik uykunun ardından kalkıp servise gittim yine, bu sefer o tatlı kızdan az bir şey gitmişti tabi. Biraz daha ciddiyet lütfen, artık öyle ay n'olur şunu yapıverin bugün yok. Ne yaptıysanız olmadı, alın yapın verin, bitti. Sevimli adamlar ama şimdi, bir şey de demedim öyle. Beklerken kahvaltı falan yaptım, bir Time Out buldum ve öğrendim ki sadece Stradivarius ve Oysho değil aynı zamanda Bershka ve Pull & Bear de Zara çatısı altındalarmış ki zaten Mango ve çeyrek Oxxo haricinde başka mağazaya da uğramıyorum. Saat on bir buçuğa yaklaşırken bilgisayarcığım hala güncelleşiyordu, o güncelleşedursun ben imge analiz etmeye döndüm okula. Sonra biraz felsefik düşünüp tekrar otobüsle Mecidiyeköy. Buna da şükür ki bugün dünkü gibi yıvış yıvış bir hava yoktu ve artık sakindim. Hem eski bilgisayarım da kemerlerini bağlamış, yola koyulmuş geliyordu en kötü. Neyse bilgisayarı on yedi kere açıp kapamışlar güya, Özcan Bey de pamuklarla silmiş prensesimi, bembeyaz yapmış klavyesini falan. Bir de daha çabuk açılıyor bu sefer bilgisayarım, artık bir bit yeniği mi var bilmiyorum ama çalışsın da başka şey istemem.
Oh, yazıyorum yahu, hem de müzik dinleyerek!
Bilgisayarı bulana hep şükrediyordum ya artık bugün lanet ettim yani. Nasıl bir alet bu böyle, el kadar bir şey, minicik bir kutucuk ve bu gitti mi hayat duruyor! Bilgisayarımı kapatıp yattığımda duymadığım şeyler duydum dün akşam, mesela masa saatimin çok küçük tiktakları varmış. Müzik yok. Hava durumu yok. E-mail yok. Haberler, yazılar yok. İstem dışı bir ıssızlık, üstelik ne kadar süreceği bile belli değil. Bu nasıl bir bağımlılık ben de ona şaştım kaldım. Hayır deli gibi okuyan insanım bir defa, kitaptır dergidir sürekli okuyorum, televizyon desen nadiren izliyorum, hafta sonları kendimi dışarılara atıyorum, kodlarla da labda uğraşıyorum bu dönem. Ee, nedir bu bilgisayarım olmadan asla hali? Orasını bilmem ama öyle kontrolsüz panik oluyorum ki böyle konularda, sakinleştirebilen buyursun gelsin. Biliyorum abartıyorum azcık, ama kolay mı şimdi sen öğrenci başına bir sabah uyan ki bilgisayarın açılmasın, geçmişten gelen bir hayalet gibi tıkansın kalsın öylece. Bugün hocama da dedim dersin başında bilgisayarım yine çöktü diye, güldük. Bilgisayarı en sık çöken öğrenci.

Peki neden göçermiş bu hard disk? Efendim, güya bilgisayarımızla çalıştıktaaan ve çalıştıktan sonra kapattığımızda, kapağı indirip kucaklayıp sağa sola taşımamalıymışız. Biraz, yani bir on-on beş dakika beklemeliymişiz ki soğusunmuş. Çalışırken de pek öyle taşımamalıymışız zaten. Ama kapatınca illa ki beklemeliymişiz. Yoksa hard disk böyle de çökermiş. Ve bence bu oldukça tuhaf bir sebep.
Akşamki güncelleştirme hatasının günah keçisi de Toshiba'nın Tempro yazılımı oldu, onu sildiler güya sorun çözüldü. Tempro Bey bazen böyle yaparmış. Yapmayabilirmiş de. Silerlermiş, geçermiş.

Think differently (?)
Okulda Serkan'a anlattım "MacBook" dedi. Bu opsiyonu çok ciddi, çok çok ciddi düşünmeye başladım artık. Prenses seni çok seviyorum, ama ilişkimiz daha ne kadar böyle iniş çıkışlarla devam edecek bilemiyorum ki. Bazen, şey... sana güvenemiyorum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder