
Geçen haftalarda bir Çarşamba günü inİstanbul'un sahip olduğum ilk sayısını baştan sona tarıyordum kantinde ve hayatımda hiç operaya gitmedim. Annem bir radyo hanım; radyosu açık değilse yemek pişiremez, araba kullanamaz, iş yerinde oturamaz. Bu öyle eften püften bir mesele değil, şöyle ki radyo hasbelkader kapalıysa alıcıları bir gariplik olduğunu hemen sezer, eli düğmeye uzanır ve müzik başlar başlamaz "Oh, ben de nedir bu tuhaflık diyordum!" diye şakır. Babamsa tam tersi, arabada radyosunu sadece annemin yaşamsal gereksinimleri doğrultusunda, isteksizce açar; gürültünün herhangi türlüsüne katlanabilme eşiği sanki daha düşük, dışarı yemeğe gidildiğinde ilk onun kafası şişer. Yalnız bazı şeyler var ki evire çevire dinler, ezberler ama ilk defa dinliyormuşçasına keyifle dinler (tıpkı plajda -en az yirmi kere- okuduğu Hemingway'in "Green Hills of Africa"sı gibi). Bunun ilk örneğiyle karşılaştığımda henüz Compact Disc teknolojisi yoktu ve babam bir yerlerden ABBA'nın Gold kasetini bulmuştu. Yazlığa giderken, yazlıktan dönerken ve arada Çandarlı çevresindeki bilumum yerlere yolculuk ederken sürekli bir arkasını bir önünü dinleyip durduk yıllarca, başka da bir şey dinlemedik. Sorun, ABBA'nın Gold albümünde yer alan bütün şarkıları kelimesi kelimesine bilirim. En az dört yıl geçtikten sonra başka alternatiflerin fena olmayacağı düşüncesiyle bendeki Cranberries kasetini dinlemeyi önerdim ve klasik müzikten şaşmayan babam nasıl olduysa Cranberries'e bayıldı. Ankara'da bir gün arabasına bindiğimde benim kasetten olmayan Cranberries şarkıları çaldığını fark ettim, gidip kendine başka bir CD almış. Sonrası malum, o CD döndü döndü, biz sıkıldık ve babam CD'den kasetçalara geçen düğmeyi çevirip, madem sıkıldınız o zaman bunu dinleyelim, dedi ve eski kasetten eski Cranberries şarkılarıyla devam ettik.
Annem, opera dinlemese babamla asla evlenmezmiş. İkisini buluşturan en ulvi ortak noktaları opera sevgileriymiş. Babamın çok kıymetli arabasına gururla girebilen ilk CD kuşkusuz Hoffmann'ın Masalları'ydı. Dergiyi okuyup bu ay neler yapabileceğimi tasarlamaya çalışırken, CD'yi bana gösterip coşkuyla Hoffmann'ın Masalları'ndan bahsettiği günü hatırladım, hemen arkasından da annemin Hoffmann'ın Masalları denince "Ahh!" diyip gülümsemelerini hatırladım, sonra anneme telefon açtım ve "27 Mart'ta nereye gidiyorum, biliyor musun?" diye heyecanla Hoffmann'ın Masalları'na gideceğimi haber verdim. Önce o da çok heyecanlandı, ardından kesin bilet kalmamıştır, sen dur şimdi, deyip internetten bana kalan son iki biletten birini aldı. Bu bilet sizin kredi kartınızla alınmamış arızalarıyla uğraşmamak ümidiyle, Cumartesi akşamı operaya gidiyorum! Aslında opera müziğini sevmem! Ama operaya gitmek istiyordum kaç zamandır, insan bir kere de olsa operaya gitmeli yahu, diye düşünüyordum hep. Bu cümle üzerimden yapay bir entellik aktığı izlenimine kapılmanıza neden olabilir, olmasın; heves ediyorum işte. Hem değişik bir şeyler yapmak istiyordum hani, kendime kral bir değişiklik armağan etmiş gibiyim.
Deminden beri babamdan mailler geliyor. Akşam Tonton'la gezerlerken beni aradı, Hoffmann'ın masallarında iki kız var, diye başladı anlatmaya. Yarın sana birkaç parça yollarım dedi, sonra akşam dayanamayıp bir sürü maille gönderdi şarkıları. Altına da ben şunu çok severim, bak bu da enfestir, aslında hepsi çok güzel diye heyecanla yazabildiklerini yazmış - sanki benden de çok heveslenmiş bu hali ve yaptıkları o kadar hoşuma gitti ki! Onu böyle heveslendirebilmek ya da onunla böyle günlük bir durumdan büyük bir paylaşım çıkarabilmek ve bunu biraz abartabilmek; kısaca babama bir değil beş mail attırabilmek çok sevimli, çünkü arka planında iki pandası var!

Dün sporda birisi bana maraton koşucusu olup olmadığımı sordu ve bunu soran ilk kişi o değil. Maraton koşar gibi bir halim varsa çok övünürüm ve bunun bir sohbet açma tekniği olmadığına inanmak hoşuma gider.
Bugün ise yine labdaydım, artık her gün labdayım. Labım, Kare Blok'un uzun koridorlarından birinin en sonunda ve Pazartesi günü attığım her adımda gittikçe korku filmlerini aratmayan bir planda olduğum hissine kapıldım. Dehşet bir perspektifle verev olup labın kapısına varan duvarlar, tepede nirengi noktası gibi florasanlar ve benim idam mahkumlarına benzer yürüyüşümden müthiş bir gerilim filmi olurdu. Her yeni günde kapının görüntüsü daha az korkutucu, daha çok davetkar olmaya başladı - ve mevsim değişikliklerinin bunda hiçbir etkisi yok, zira hava iki gündür kapalı, soğuk, rüzgarlı, kıştan pek farklı değil. Bugün beni aşan bazı teknik sorunlarla karşılaştım, ama böylesi sorunlarla karşılaşabilmiş olmam aşama kaydettiğimin bir göstergesi olduğundan hocalarım bana kocaman gülümsemeler hediye ettiler!
Keyfe bak, Fazilet karşımda kanepeye büzülmüş uyuyor. Yarın işim var dostum, ben de yatacağım artık. Felsefe dersinde Malcolm Gladwell'in "Blink" diye bir kitabını verdiler okuyalım diye, Milan Kundera'nın "Yavaşlık"ını bitirip kitapsız kalınca ben de ona başladım. İnsanın çeşitli durumlar karşısında içine doğan ve genelde gerçeği olduğu gibi yansıtan, açıklanamaz bulduğumuz hislerimizle ilgili çok enteresan şeyler anlatıyor. Aslında beynimizin bu gibi durumlarda harekete geçen bir bölümü varmış; düşünme, araştırma gibi uzun soluklu kanıt arayışlarından ziyade bir bakışla bile tetiklenebilen bir karar mekanizmasına sahipmişiz ve üstelik bunu kullanarak vardığımız doğru sonuçları izah etmeye kalkarsak tıkanıyormuşuz, çünkü dayanaksız görünen bir biçimde böyle doğru bir algıya nasıl vardığımızı anlayamıyormuşuz. Dünya kadar deneyle kanıtlanmış çalışmalardan bahsedilmiş kitapta, en ilginci de MIT matematik mezunu olup psikoloji profesörlüğüne yükselmiş John Gottman isimli bir bilim adamının bulguları: Evli çiftlerin on beş dakikalık genel sohbetlerini kaydedip saniye saniye inceliyor, aynı zamanda konuşma süresince kalp atışlarını, vücut ısılarını ve kıpırdanmalarını ölçüyor ve yüzde doksan beşe varan kesinliklerle çiftlerin on beş yıl sonra hala evli olup olmayacaklarını söyleyebiliyor. Bu karara varması için onlarla on beş dakikadan fazla zaman geçirmeye ya da hayatlarını yakından tanımaya ihtiyacı yok. Artık işinde öyle uzmanlaşmış ki, herhangi bir kafede konuşurken duyduğu bir çiftin gelecek planları yapmalarını mı yoksa kendilerine iyi bir boşanma avukatı tutmalarını mı salık verebileceğini biliyor. Psikoloji ve matematik formülasyonlarını girdi alıp çıktı olarak yüzde yüze yakın doğrulukta kehanetler yağdıran bir mühendislik harikası. Bundan öte, bir insanın seçimlerinin hayatta gerçekten ilgilendiği şeyi yapabilmesine engel olmadığının çok ilginç, okuyanı bile gururlandıran göstergesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder