21 Mart 2010 Pazar

Kek


Çok düşünüyorum blog. Düşün düşün bir şeydir işin diyeceksin, ama yapabileceğim başka bir şey olmadığını, kalmadığını hissettiğim zaman hiç olmazsa kendimi düşünmeye veriyorum. Daha kötü şeylere de verebilir insan kendini ve elden ele dolaşmaya başlayıp sonunda iyice kaybolabilir. Öyle olmaması için ben de stratejik şekilde düşünmeye çalışıyorum; ne yapabilirim, kiminle konuşabilirim, kaçta kalkıp kaçta uyuyabilirim ve eski statüme nasıl kavuşabilirim (farkında olmaksızın orada mıyım, yoksa onu geri kazanmaya mı çalışıyorum) diye bol bol düşünüyorum. Bunları fiile pek dökemiyorum blog, çünkü dökmeye çalışıyorum ama ya ben gerçekten aptallaştım ya da ben kendimde değilken dünya çok değişti. Bir işim olsun istiyorum blog, ama öyle bir iş ki her türlü zorluğuna varım. Çok zor olsun, çok uzun olsun. Dehşet bir kahve-sigara zincirine arada derede iki lokma yemeği anca katabileyim. Saatlerce, günlerce bilgisayarın başında uğraşayım; öyle ki çalışmamın sonucu görmek için tuşlara her bastığımda yeni bir olumsuzlukla karşılaşıp, neden olmuyor, diye uğunayım. Hiç itirazım yok! Ama neyle uğraştığımı bileyim, değil mi blog? Ne yapmam gerektiğini, çözmem gereken problemin neolduğunu bileyim; bir başlangıç noktam ve ulaşmam gereken bir sonuç olsun. Yani çok zor, insanı kronik somurtuk, hatta dönemsel asosyal yapacak kadar zor, ama yapılabilir olduğuna,çok uğraştım ama işte buldum, diyebileceğime inandırsın beni. Lütfen bunu yapmamak için bana sunacağı bahane "Ama zaten yapman gerekenler çok açık!" olmasın. O kadarını biz de biliyoruz.



Kekin kabarsın diye bir ton uğraşırsın, kek kabarsın diye uğraştığını bilir, malzemeleri ona göre ayarlarsın; inat ettiysen durmaz bir sürü kek yaparsın. Misafirler geldiğinde elinde ya pofidik bir kek vardır ya da elinden-gelenin-en-iyisi kekin vardır ve artık bu kekin çok puf puf olmamasını kafana takmazsın, çünkü elinden geleni ardına koymadığını bilirsin. Ayrıca kekin kabarsın diye öbür fırında patates pişirmek gibi son derece alakasız ve gülünç şeylerle de uğraşmamışsındır. Birileri kekin neden kabarmadığını soracak olsa, hiç olmazsa vereceğin cevap "Diğer fırında da patates pişirmiştim oysa..." gibi kopuk ve iyice yerin dibine sokucu söylemler içermez. Unun pek kaliteli olmadığını, kabartma tozunun az geldiğini, fırının ısısını tam ayarlayamadığını veya artık kekin-kabarmaması-sorununa-gerçekten-ilişkin neyle karşılaşmışsan onu söylersin; o zaman makul karşılanırsın ve kabarmamış kekin de afiyetle yenir.

Pek bir şey değişmedi ama en azından rahatladım!

Hiç yorum yok: