
Buram buram sokak kokuyorum! Hani sıcak havalarda sabahtan dışarı çıkıp bütün gün gezersin, yürümekten tabanların acır ve evine döndüğünde yorgun, ama dinlenmeye çok hazır hissedersin kendini. İşte öyle günlerin sonunda sokak kokarsın. Burada gerçek bir kokudan bahsediyorum. Kışın da olur belki, ama kışın saatlerce taban tepmiyorum uzun süredir. Yağmur çamur demeden gezip tozmak, ailemle soğuk havalara denk gelen bayramlarımızı Avrupa'da değerlendirdiğimiz günlere özgü sanki. Anılarımın en canlı olduğu kış, bu aralar geride bırakmaya yavaş yavaş alışmaya başladığımız - ve ömrümün belki de en kötü, en kapalı kışı.
Bu kış olmadı hiç, ama kışın çok dışarda kaldığımda kötü koktuğum hissine kapıldığım olmuştur. Sanırım açıklaması bolca yakılan kömürlerle iyice kirlenen havada fazla zaman geçirmek. Yazın öyle olmaz ama. Başka bir koku, pis kokmaz bu; çiçek ya da parfüm gibi de kokmaz, is duman da değil, tam yaz kokusu denecek şey de değil. Çimlerde yuvarlanmışsın, top oynamışsın gibi. Toza bulanmışsın ama çok da eğlenmişsin kokusu. Soyut kavramlarla ilişkilendirildiği halde somut bir koku.
Bu aralar güzel havaları yakalayabildiğimde mutlu oluyorum ve artık yağmur yağdığında ya da bulutlar üşüştüğünde gerçekten içime sıkıntı oturuyor. Sabahları uyanıp o gün içimin ısınacağını anladığımda mutlu oluyorum; bir yandan da içimin böyle pır pır etmesinden rahatsızlık duyuyorum, çünkü hissettiklerimi anlamlandıramıyorum pek. Sanki çabuk tükenecekmiş gibi, ya da yetmeyecekmiş gibi. Kışı sevebilmek isterdim, diye düşündüm geçenlerde pencereden bakarken, böylece bahar geldi diye kendi kendime bu kadar heyecanlanmaz ve bu heyecanımın fos çıkabileceği endişesini taşımazdım. Aslında böyle bir endişem de yok, ama anlık spazmlar şeklinde bazen korktuğum oluyor yeniliklerden. Yeni çiçekler, yeni ve yirmili santigrat dereceler. Bunların tadını kendimi tanıyarak, bilerek çıkarmadım bir senedir. Geçen baharı ve yazı sanki sürekli bağırarak geçirdim; bağırarak eğlendim, bağırarak ağladım - ve ikisini de aşırıya kaçarak ve birbirine karıştırarak yaptım. Sonra kış geldi ve uykuya yattım; soğuklardan, yağmurlardan kaçtığımı sanırken kendimden iyice uzaklaştım. Öyle sessiz, öyle kalıplaşmış aylar geçirdim ki bunları mevsimle özdeşleştirdim belki, ve kıştan delicesine bunaldım. Mevsim değişti şimdi; rastlantı bu ya, benim kendime dönüşüme denk geldi - ve benimle işbirliği içinde olsa da böylesine başına buyruk bir ortaklık istemedim. Kışı da sevebilmek istedim, kışın da huzurlu olabilmek istedim, oysa sonuncusunun aklıma kazıdıkları acıydı ve mevsimleri kontrol etmek benim elimde değildi. Hava emrivaki yapacak ve ben iyi ya da kötü olacağım öyle mi? Hayır, aslında öyle değil, çünkü biliyorum önceden öyle değildi hiç. Sadece unutmuşum öyle olmadığını, ama gün ışığının sere serpe ortaya çıkmaya başladığı bir zamanda hatırlamaya başlayacağımdan da hiç şikayetçi değilim.
Kalktım, giyindim ve yürümeye başladım, burdan Beşiktaş'a kadar yürüdüm, yürüdüm ve güneşin pırıltıları denize düşmüştü. Beşiktaş'a vardığımda saat yarımı geçmişti, otobüse bindim ve aceleden yanlış otobüse bindiğimi yukarı dönmediğimizde fark ederek koştura koştura bindiğim otobüsü yine koştura koştura terk ettim. Dışarda ve boş olduğuna göre bizi beklemekte olan masada şahane bir kahvaltı yaptık gazetemle. Bu sefer börek de vardı ve çok manyak bir hareket ama açık büfede yer almadığını bildiğimden kendim evden iki kırmızı biber doğrayıp bir kaba koyup yanımda götürdüm! Tatlı niyetine de meyveli müsliden yedim, of hiç böylesini yememiştim; içinde pembe minik şeyler var ve inanılmaz güzeldi tadı, bütün kek pastaya bedel bir şeydi benim için. Sonra kitapçıya gittim. Önceki gün o kadar isteksiz ve yorgundum ki kitapçıda aranmak hiç keyif vermemişti ve ala ala, üstelik gönülsüzce, anca bir kitap almıştım. Felsefe dersinden hediye "Blink"e o kadar bayıldım ki, boş boş bakınırken aynı yazarn "Outliers" kitabına rastladığımda, yalnızca Türkçe olduğu için almaya yanaşamadım. Malcolm Gladwell benimle İngilizce konuşmaya devam etsin. Bugün kafama koyduğum üzere "Outliers"ın İngilizce'sini buldum. Sonra Nick Hornby'den "İyi de Nasıl?", Camus'den "Sisifos Söyleni" ve Pierre Charras'dan "İyi Geceler Tatlı Prens" - sonuncu romanın yazarından "On Dokuz Saniye" harikaydı. Bir de geçenlerde hatırlayıp özlediğim için Ferhan Şensoy okumak istedim, ama yeni yazdığı bir kitap vardı sadece ve karıştırırken çok beğenemedim, arkasındaki "Karıdan ayrılmam iyi oldu, bu kesin." diye başlayan pasajdan önyargı kapmış olabilirim.
Kitapçıdan çıkıp İtalyan Kültür'e gittim, her seferinde inatla beni nefes nefese bırakan merdivenleri tırmandım ve kaydımı yaptırdım! Biraz İtalyanca konuştuk, ay ne iyi geldi. Tabi ben paslanmışım, daha çok ben Türkçe konuştum ama neyse söylenen her şeyi de anladım. Neden okulda Ivana'dan ders almadığım soruldu; çakışıyor ve dolu oluyor sınıf, ben de biraz canıma minnet oluyorum aslında, çünkü dili öğrenmek bir yana sabah erkenden hortlayıp Cumartesi'nin ilk saatlerini orada geçirmeye acayip bayılıyorum!
Sokak koktuğumu fark ettiğimde Kültür'den çıkmış Ferzan Özpetek'in "Serseri Mayınlar"ını izlemeye gidiyordum. Çocukluğumdaki gibi, devamında ise ne zaman mutlu olsam o zaman hissettiğim gibi, sokak kokmuşum yine! Film de Ferzan filmi gibi olmuş yine, böylece çok İtalyanvariliğine yaraşır sıcaklıkta bir akşamüstü oldu. Sinemada hep sokak koktum. Otobüse bindiğimde öyle yorgun ve huzurluydum ki, neler yaptım da böyle harika hissedebildim diye geçirdim gözümden, düşündüm; yalnızlığı nasıl genel yalnızlık kavramından başkalaştırdığımı ve kendimle nasıl iyi anlaştığımı düşündüm. Bir anda gözlerim doldu sonra, ve mutluluktan mı bilemedim ama hüzünden olmadığına eminim.

Dün sabah 9:30'da daha kargalar uyanmamışken ben okulda master dersinin ödevini gözden geçirdim arkadaşlarımla, daha doğrusu Serkan'ın geçen yıl aynı sorulara verdiği ve hiç çekinmeden bize yolladığı yanıtları inceledik. Hale yola giriyor gibi ödev, en azından şimdi hocama sormam gerekenler ve kafamda üzerine çalışılacak bir algoritmalar taslağı var. Dün akşam tiyatroya gittim, önümüzdeki haftalarda iki oyuna daha biletim var! Dünkü "Lozan"dı, güzeldi, ama diğerleri daha güzel olacak gibi geliyor bana. Hafta içi iş, hafta sonu eğlence rutinim hiç bozulmasın.
Ben de arada bir böyle güzel, yorgun, sokak kokayım.




2 yorum:
yakın bir zamanda, bu kadar deli ve dolu bir blog görmemiştim. harika! elinize ve enerjinize sağlık.
çook teşekkür ederim :)
Yorum Gönder