12 Mayıs 2010 Çarşamba

Gerillaz



Bu akşam okulda yalnız bir-iki kez karşılaştığım Cansu(lar)'ın evinde Emir Bey, Emir Yargın Bey, Nil İpek Hanım ve Umut'tan oluşan harika bir oda orkestrası dinledim ve pek çok insanla resmen tanışmış oldum. Taşoda konseri sonrasında Umut'un çıtlatmasıyla haberdar olduğum organizasyona hemen dahil olmak istedim, ev sahiplerini tanımıyor olmam ekstra bir güzellik zira insanlar böyle böyle tanışmıyor mu? Meltem'in de gideceğini öğrendim, iyice heveslendim o yüzden. Meltem'i böyle nasıl anlatsam; çok içten, çok pırpır - evet pırpır! Sanki içinde heyecanlar var, panikmiş gibi görünebilen ama aslında mutlu, kendiyle çok barışık heyecanlar. Baloncuk gibi, pudra gibi, pırıl pırıl uçuşabilecek ve şekillendirilebilecek duygular sanki; çok kısa sürede kara bulutları etrafına dolayıp tek harekette hepsini yok edebilir, gereksiz bir ruh halini asla uzun süre barındırmaz gibi. Konuşmalarında, gülüşlerinde, sıkıntılarında ve mutluluklarında inanılmaz bir doğallık ve kocaman bir sevgi var, hissedememek için bu duygulara yabancı olmak gerekir.

Ev sahiplerinden Cansu ve İdil'i Taşoda konserlerinin olduğu gün uzaktan, şöyle bir tanımıştım. Bu akşam evlerine damdan düşer gibi yapacağım inişi nasıl karşılayacaklarından tam emin değildim, ama annemin "İlk kez gittiğin eve elin boş gitmemelisin!" kanununu uygularsam iyi niyetimi bütün odalara saçabileceğimi düşünerek bir buket çiçek ve iki kutu Rafaello aldım.




Ev Etiler'de, alabildiğine ferah ve nezih bir sokakta geniş ve iç açıcı bir apartmanın en alt katında; o kadar aşağıda olmasına rağmen hiç ama hiç boğucu değil, aksine akşamüstü loşluğunda bile cıvıl cıvıl ve üstelik kullanabildikleri bir de bahçeleri var! Gittiğimde herkes bahçedeydi, evin üçüncü sahibini ise farklı nedenlerden ötürü yine uzaktan tanıyordum ve bu karşılaşmayı kesinlikle beklemiyordum, zira kendisiyle her gün karşılaştığımız türden olmayan bir ortak noktamız bulunuyor. Bu tesadüf ikimizi de kötü yönde etkilemedi ve tanıştığımız anda sohbet etmeye başladık; onun da cana yakın birisi olduğunu görebilmek, karşılıklı önyargısızlığımız sayesinde konuşabilmek ne güzel hissettirdi.


Masada ezmeli-cevizli ve krem peynirli-domatesli olmak üzere iki çeşit kanepe ve cipsin yanında benim Rafaello'lar da kapış kapış gitti, çikolataların böyle hevesli tüketilmesine bayıldım. Kısa bir oturmanın ardından içeri geçtik ve muhteşem konseri dinledik, Tanrı'm Nil İpek'in sesinin bu kadar harika olduğunu önceden nasıl fark edememişim bilmiyorum! Gerçi yalnız bir kere geri vokalde duymuştum sesini, Taşoda'da ise şayet şarkı söylediyse yorgunluktan ve biraz da üşümekten gerekli dikkati gösterememişim demek. Kendimi sesini nasıl kullanabildiğine hayret ederken buldum sürekli, söylerken yüzünde beliren ifadelerde ise şarkılara nasıl kapıldığını gördüm ve içinden hepimize bölüştürebildiği bir coşku taştı. Her türlü enstrüman eksikliğini giderebiliyor olması da cabası. İki kadife ses, bir gitar, Emir Yargın'ın minik "kutu"su, Umut'un kontrbası ve dinleyicilerin güzel gülümsemeleri bana harika duygular yaşattı, bazı şarkıları son dinleyişimde içinde bulunduğum ruh halini ve bu hüzünlü şarkıları ne zaman dinlesem içimin ezildiğini anımsarken bugün ilk defa böyle hissetmediğimi ve içimin günüme ve geleceğime dair umutlarla yeşerdiğini hissettim. Ben, huzurluyum artık.



Nicedir etrafım yaşıtlarımla dolu, öğrenci evinin rahatlığında arkadaşça bir gece geçirmemiş olduğumu fark ettim. Buna üzüldüm denemez, çünkü sonu acı deneyimlerin ardından eski güzel zamanları unutmuş, hatta tamamen silmiş olmam bunları vaktiyle sık sık yaşamış olduğum gerçeğini değiştirmez; zihnimde biraz geri dönüşüm yaparak hatırlayabiliyorum. Şöyle kız kıza ya da kızlı erkekli çıkıp eğlenmeyeli, çakırkeyif vaziyette Taksim'i boydan boya arşınlayıp eve dönmeyeli asırlar geçmiş gibi; ama kendimden beklenmeyecek şekilde her şeye doymuş ve aynı zamanda yine de açık olduğumu görmek gibisi yok. Yaşantımı ve kendimi öyle benimsedim ki hoşuma giden şeylere kör bir hevesle, koşarak ulaşmaya çalışmıyorum. Evet, diyorum, uzun zaman oldu, ama tekrarlanmaması için bir sebep yok ya da tekrarlanması için seferberlik ilan etmemin ve pencerelere çıkıp afişler asmamın lüzumu yok. İnsanın ayağını yere sağlam basmasıyla ilgili biraz da bunlar, gerçek kimselerle tanışmak ve yakınlaşmak için kendini sevmek ve kendine güvenmek gerekiyor. Kendine yetebilmek gerekiyor ki başkalarıyla alışverişe girebilesin, yoksa ya çok vermeye çalışıyorsun ya almaya; ama kendini olduğun gibi ortaya koymaya hep çekindiğinden bir şeyler ezik, yapay kalıyor. Bugün sigara içerken yere fark edilmeyecek kadar küçük bir kül düşürdüm ve hemen parmağımla o külü aldım. Külü alırken kendime bunu neden yaptığımı sordum; ev sahiplerimizin beni kötü görmemeleri ve evlerini fütursuzca kirlettiğimi düşünmemeleri için, farkında olmadığım halde alışkanlıktan ileri gelen bir kabullenilme özlemiydi sanki bu davranışım, bunu hissettiğim anda o görünmez kül zerresini orada bırakmamın beni kimsenin gözünde küçültmeyeceğini ve o evdeki herkes kadar benim de bir birey olduğumu anlayıverdim. O kadar kısa bir zamanda oldu ki bu, külün en dıştaki birkaç molekülü parmağıma değdiğinde boynum hafif bükükken ortalarına vardığımda sadece düşünceliliğimden, iyi niyetimden ve ayrıntılara önem veren yapımdan, yani bana ait değerlerden ötürü minik bir parçacığı keyifle süpüren biriydim.

Konser bittikten sonra birkaç parça daha çalınıp söylendi, İdil gözümü alamadığım saçlarına kırmızı bir gül takıp Emir Yargın'ın kutu-davuluna oturdu da gözlerimiz iyice bir şenlendi. Meltem ve Ayşe Deniz'le bir köşede sohbet ettik en başta olduğu gibi. Gecenin sonunda beni İdil'in samimi kucaklaması, Cansu'nun ve -isim kaydetmekte bazen hiç hünerli olamayışım sağ olsun- adını anımsayamadığım diğer arkadaşının temiz gülümsemeleri, Ayşe Deniz'in memnun oluşu uğurladı. İçimde yeni duygular, yeni insanlar açıldı.

6 yorum:

Damlo dedi ki...

çok eğlenceli görünüyor!

pın dedi ki...

devamı gelecek artık, bir sonrakine davetlimiz olarak sen de gel!

Unknown dedi ki...

en güzel konser yazısı buymuş diyorlar =)

pın dedi ki...

ben en güzel konser dediklerini duymuştum ama bunu duyunca da yanaklarım çok kızardı çok mutlu oldum. bol bol yapalım, bol bol yazalım :))

Zefir dedi ki...

aa daha yeni gordum, ne güzeldir bu yazı... seni seviyorum sayın pınarakyazı!!!

pın dedi ki...

ben de seni seviyorum sevgili meltem gargin!