18 Mayıs 2010 Salı

Bunları Söyleme Günü


Geçen hafta perşembe günü benim için "özel"di.

Egecan'ımı arayıp doğum gününü kutlarken aslında yapmak istediğimin bunun çok daha üzerinde bir şey olduğunu, bu birkaç genel kelimenin hislerimi layıkıyla anlatmaya yetmeyeceğini düşünüyordum. Doğum günlerini çok özel bulmam, örneğin benim doğum günüm benim doğduğum gündür ve annem ve babam için bu gün çok özel ve anlamlı olabilir, kendimi çok sevdiğim için o günü daha bana ait hissedip yaşadığım hayata bakıp mutlu olabilmek adına güzel bir farkındalık yaratabilirim, ama bundan başka herhangi bir beklentiye ya da kutlamaya girişmeyi çok da sevmem.

Egecan'ı bu yüzden seviyorum işte, onu aradığımda doğum gününün bu güzel hislerimizi paylaşmamıza vesile olma görevini üstlendiğini dile getirebildiği için, sık sık konuşup görüştüğümüzde beraber geçirdiğimiz zamana yaydığımız hislerimizi gün doğum günü olunca kelimelere açık açık dökmeye fırsat bulduğumuzu bildiği için. Gün doğum günü olunca aramızda açıkça dolaşan sevgiyi, bağlılığı, saygıyı, sıcaklığı özetleyebilme şansına erişiyoruz, karşımızdakine üzerine basa basa hayatımızdaki yerine öncülük etmiş o ilk gününün bizim için önemli olduğunu söylüyoruz.


Hayatın akışına yılbaşı, doğum günü gibi emrivaki günlerin katıştırılmasına hep çekincelerle yaklaşırım; fakat Egecan'ın doğum gününde yalnızca onu ne kadar çok sevdiğimi ve bana neler yaşattığını, nelere gülüp neleri paylaştığımızı, beni her zaman nasıl dikkatle dinlediğini ve ona ihtiyacım olduğunda hep yanımda olabildiğini düşündüm; gerçekten iyi ki doğduğunu düşündüm, tüm bunları düşünmeme vesile olan günü sevdim ve o günde olduğumuz için onun da bunları duymasını sağladım. Doğum günü bu demek benim için, böylesine anlamlı ve aynı ölçüde yeterli, sıcacık.

Keşke tekrar 1 Mart da olabilse de Emir'e de bu hislerimi onun gününde söyleyebilsem. Farz edelim ki aniden 1 Mart olmuş ve Emir'in de doğum günüymüş. Doğum gününde Emir'e de onu ne kadar çok sevdiğimi ve son birkaç yılımda hayatımın kanıksadığım bir parçası olduğunun bugün durup düşününce iyice farkına vardığımı söylemek istiyorum! Bunları "durup dururken" pek söylemiyorum, çünkü beraber geçirdiğimiz zaman ve uzamda hepsinin yeterince anlaşılır şekilde dağıldığı aşikar, ancak "özel" günleri "özel" yapan bunları söyleme günü olmalarından ileri geliyor.

Bazen beraber geçirdiğimiz zamanın nicelik bakımından istediğim kadar büyük olamadığını düşünüp daha fazlasını istiyorum, ama fırsat bulamıyor veya belki de yaratamıyorum. Keşke hepimiz aynı apartmanda otursaydık, altlı üstlü komşular olsaydık; böylece bazen fiziksel değil düşünsel boyuttaki yoğunluğun getirdiği eylemsizlikleri yenmek şüphesiz daha kolay, hayat daha renkli olurdu.

Hayat "yoğun" olsun, önemli değil hatta ne güzel; ama bazen kafam gerekli mi gereksiz mi bilemediğim yoğunluklara bulanıyor ve çizdiğim sınırların dışarısına çıkamıyorum sanki. Bazen daha spontane olabilmek istiyorum; bir fincan ununuz var mı, bende kalmamış diyip içeri dalmak istiyorum.

Sevgili komşularım, dilerim bu içsel taşınma işini halledip yerleştiğimde tüm zamanlar hepimize yeter. Bir yandan sizlere, bir yandan da kendime vakit ayırırken ikisi daha çok kesişir, fakat bu kesişmelere fırsatlardan ziyade hayatın kendisi olanca doğallığıyla önayak olur. Yap-malı olduklarım, lazım dediklerim daha az bağlayıcı olur; ben daha rahat olurum da sizi ne kadar çok sevdiğimi daha sık sık ve uzuun uzun hissedebilirsiniz.


İyi ki doğdunuz!

Hiç yorum yok: