15 Mayıs 2010 Cumartesi

Dipnot


Düşüncelerimi duyamıyorum! İki gündür yorgunum ve bugün artık düşüncelerimin kontrolünü tamamen yitirdim. Kafamdan geçenleri bir türlü toparlayamadığım gibi aklıma gelen her şeye endişeleniyorum. Anksiyete haline geçmeye başladığım için ödevle boğuşmayı bıraktım, bunu Ubuntu'dan restart atıp kendimi Windows'un user friendly kollarına bırakarak resmileştirmeyi ve buraya not düşmeyi uygun buldum.

Gün içinde içime oturanları bir kenara bırakalım -zira toparlamak için bir-iki saat çaba sarf etsem ve sonunda döktürsem eminim sabaha kadar uyumam, normalde pek güzel olurdu ama yumurta kapıya dayandığından öncelik haline getirilemiyor- ve anlık dertlerime bir bakalım.

Bir: Dolapta 135 gram yağsız kırmızı etim bulunuyor. Dolabımız arkası kar yapan cinsten, yani bo-zuk, fakat bu bozukluktan çabuk bozulabilir yiyecekleri karlı bölmeye yapıştıp ömürlerini biraz daha uzatarak faydalandığım oluyor. Neden bilmem, eti arkaya yapıştırmadım; ama bugün yemek saatlerim karman çorman olduğundan pişiremedim de. Sırf eti pişirip dolaba tıkayım da yarın eti ayrı piştiğinden daha da muhteşem olacak bir yemek yapayım dedim, ona da vaktim olmadı. Et ziyan olacak diye içim içimi yiyor şu an - ve bu düşünceyi kontrol edemiyorum.

İki: Ödevi yapıyorum efendim, bu sefer bir takım kemikleri, lekeleri vesaire imgeden ayırmamız ve Türkçe söylemek gerekirse "bölütlememiz" gerekiyor. Bu sefer nasıl olduysa ödevin düşünme aşamasında Burak Hoca'yı saat başı didiklemediğimden, demek ki düşünme aşamasını zaten biraz es geçmiş olduğumdan, kafamı kurcalayan her yeni soru ya da alternatife algılarımı kapamaya çalışıyorum - ve bu düşünceleri kontrol edemiyorum. "Yahu bırak olduğu gibi kalsın, bak böyle güzel sonuç verdi!" diyorum kendime, hakikaten güzel sonuçlar da alıyorum; ama aldığım sonuçların biraz işgüzarlıkla çıktığı hissine kapılıyorum. Şöyle düşünün, elinizde bir top resmi var. Siz bu top resmini alıp Paint'te içinde daha küçük bir topu beyaza ve kalan her yeri siyaha boyuyorsunuz. Sonra benim koduma veriyorsunuz ve ilk top resminizde size topun nerede olduğunu gösteriyor. İyi güzel de siz zaten ikinci bir resimde topun içini boyadıydınız ve ben onu kullanarak topun nerede olduğunu buldum. Ee, ne anlamı kaldı ki? Öte yandan hakikaten böyle çalışıyor bu metot. Yalnız düşünüyorum, acaba diğer arkadaşlar ne şekilde boyadılar? Mesela topun içine bir noktacık koyup da topu buluyorlarsa alkış tutarım. Bir de parametreler var ki sormayın gitsin. Ayrıca denenmesi gereken iki farklı yaklaşım var ve biri -anladığım kadarıyla- diğerinden daha üstün olmalı, lakin pek de belirgin bir üstünlük falan yok. Var da ben mi göremiyorum? Daha çok araştırma mı yapmam lazım? (Vakit yok ki! Bak bak, bir hafta önce bunları sormaya başlamış olsan şimdi belirsizlikler içinde tutuşmazdın!) Diğer arkadaşlara bir sorsam mı? Bunun raporu nasıl yazılacak? Bu noktadan sonra sorular çığa dönüşüyor - ve bu düşünceleri kontrol edemiyorum.


Öteki dertlerim çok geniş. Örneğin raporumuz pazartesi teslim edilecek ve bu durumda pazartesi akşamına kadar vakit var. Demek oluyor ki pazartesi akşamına kadar ortalarda görünmeyeceğim, halbuki pazartesi kameramı alıp elbise giyecektim ve Meltem de gelecekti - dahası Emir Bey Merve Hanım'ı getirecek belki, o halde güzel olmaz mı ben bu raporu yarın gece sabahlasam da bitirsem? Teoride ödevi yapmam için gökten zembille inen pazartesiye ait saatleri sosyal ve fotoğrafçı alt kimliğime adamam doğru olur mu şimdi? Fotoğraf dedim de küçük kameram iyiden iyiye bozuldu, onun da bir ara tamire verilmesi gerekiyor ve bu, ondan uzak kaldığım belirsiz süre boyunca elim ayağım yokmuş gibi hissetmem anlamına geliyor. Gözlüklerime cam yaptırmam lazım, tadilattan elbisemi almam lazım - ah fondötenim fırt diye bir bitme sesi çıkardı, onu da yenilemem lazım! Bugün bir sürü sergi gezdim, fotoğrafları koymak ve iki gündür yaşadığım ve dolayısıyla düşündüğüm ne varsa anlatmak istiyorum. Somutlardan soyutlara kayayım, kendimi dinleyeyim istiyorum - özellikle doktora konusunda soyut somut her şeyin birbirine dolandığı görüntüler var kafamda, masaya yatırsam da azıcık eğlensem diyorum. Doktora deyince gitmek, gitmek deyince yaz tatili geliyor aklıma, yazın nereye gitsek de ne yapsak, öyle mi olsa böyle mi olsa demeye başlıyorum. Bu düşünceleri kontrol edemediğim için uçsuz bucaksız hayaller üşüşüyor kafama, oysa bunların gerçekleştirilmesi bir yana ne kadar önemli oldukları bile feci tartışmalı, zira diyorum ya yapabildiğim tek şey aklıma gelenleri bilinçsizce görüntüye çevirip arka arkaya sıralamak. Dünya kadar sekanstan örülü bir reklam filminde bir plandan ötekine -giysilerim de değişerek- atlar gibiyim.


Yorgunum, uykular yetmiyor. Sabahlardan dehşet medet umuyorum; bugün ödevle uğraşmaya başladığımda akşam olmuştu, oysa yarın öğlenden birazcık sonra başlarsam bütün gün uğraşıp gece de rapora bakabilirim. İyisi mi ortalığı toplayıp yatağıma gömüleyim. Şu teslimin ardından yüzyıllık projem ve dersin projesi kalıyor geriye, elbet araya bir yere kendimi sıkıştırırım pazartesi akşamından sonra!


Hiç yorum yok: