21 Mayıs 2010 Cuma

Or-Or-Orr-han'la Ha-Ha-Ha-le


Çarşamba günü, hava kapalı, serin gibi. İçim isteksiz, planlarımı yaptım yine, ama bu sefer biraz huzursuzca. Kahvaltının ardından kısacık bir yola düştüm arabamla, bu sefer akademik park yerine girmekte sorun yaşamayacağımı bilmek az bir sevinç kaynağı olmadı değil; ancak kartım arka kapıyı ve iki çantayla yorgun argın inip de gördüğüm üzere ön kapıyı bile açmıyordu. Benim yerime kapıyı önümdeki çocuk açtı ki telefonum çaldı, Emir'i ne zaman arasam diye düşünmemin üzerine Emir beni aradı ve Umut bize gelecek, atla sen de gel dedi. Tesadüf bir anda gökyüzünde güneş açtı, bunun üzerine sesim de içim de cıvıl cıvıl oldu. Hoplaya zıplaya, eve gidecek olmanın mutluluğu içinde geldiğim yoldan döndüm.


Atlayıp eve gidebilme hayallerim adeta bir milat havasıyla gerçekleşti içimde. Emir Bey bizi çiçekli balkonunda ağırladı, içimden ne fotoğraflar çekmek geldi oysa fotoğraf makinem bozuktu ve henüz tam da o gün bozulmuş olmasının nasıl bir kadersizlik olduğunu henüz bilmiyordum. Çayımız da demlenmiş, bizim evdeki yığından da birkaç poşet aromalı çay götürmüştüm ancak onları artık Emir Beyciğim ailesiyle doya doya içsin. Yolda ve ara sıra Umut'la pek derin mevzulara giresimiz tuttu, gerisinde bolca gülüp eğlendik. Kelime türetme oyunuyla saatlerce oyalandık ve hiçbirimiz bu kadar uzun süre devam ettireceğimizi düşünerek başlamamıştık sanırım! Mis gibi kıymalı patatesli börek de yedik. Evden çıkmamıza yakın Merve Hanım da aramıza katıldı kısa bir süre, Almanya'da hava nasıldı bilmem ama kendisi hakikaten bahar gibi parlıyordu.

Emir Bey apaçi kostümünü özenle hazır ettikten sonra Taksim'e geçip Krepen'e oturduk, yemeğimizi yedik. Hiç utanmadan yine sebze tabağını ve külbastıyı beraber söyledim. Tuvalette ağlayan bir kıza bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum. Sonra yavaş yavaş Tünel'e ilerledik, gözlük maceramı yaşadığım gün önünden geçip içine çekildiğimi hissettiğim ve dergilerde sürekli karşıma çıkan Lokal'e girdik, çıktık, hemen yandaki çaycıya oturduk. Birer ikişer insanlar gelmeye başladıkları sırada ayaklanıp Karınca'ya gittim; resimli sigara paketlerinin çıkış arifesinde, önceden görüp beğendiğim o çiçekli tabakaya bir daha baktım, pahalı buldum, düşündüm, taşındım, tekrar gittim ve aldım. Kartımda Bonus birikmiş, yarı fiyatına geldi de içim rahat etti, zira inşallah sigarayı kısa zamanda bırakacağım ve tabakacık da işlevsiz kalacak. Belki içine lavanta falan koyar, ara sıra açıp ferahlamaya çalışırım. Hemen bitecek mürekkebine o kadar paha biçmeseler sattıkları havuç ve kırmızı biber şeklindeki tükenmez kalemlerinden birer ikişer değil düzineyle alabilirdim, öyle gözüm kaldı üzerlerinde.


Biber kalem, yeni ayakkabılarım ve tabakam!

"Köpek"i ilk dinleyişimde inanılmaz beğenmiştim, böyle neşeli ve kulaklarımın pasını atan bir şarkı ürettikleri için Emir Yargın ve Onor Bumbum'a müteşekkir olmuştum. Bu geceyi de benzeri şarkılarla geçirmek istiyordum, nitekim çekimler sırasında rahat bir on kere dinlemiş olmamıza rağmen "Fucker Discotheque"ten bıktığımı hiç sanmıyorum. Bunlar haricinde kendi parçaları "Tokat" ve diğer tüm cover'lar da son derece başarılı olmuştu, ertesi gün felsefe dersim ve o gece dönünce tamamlamam gereken felsefe ödevim olmasa, biraz da demlenebilsem belki daha mı çok eğlenirdim artık orası tartışılır, çünkü aslında pek yerimde durduğum söylenemez! Düşündüm kendi kendime, dedim madem koşullar izin vermiyor, biz de içmeden eğleniriz. Yorgunluk daha belirgin, elektronik müzik daha az hoplatıcı oluyormuş, ama yine de bir köşede sopa gibi durmak zorunda kılmıyormuş beni içkisizlik.

En çok fotoğraf çekemeyişime yanıyorum ama, evde iğrenç pantolon, iğrenç gömlek, iğrenç atlet diye dolanıyordu da bu kadarını beklemiyorduk. Merve "Niye kendi pantolonuna iğrenç diyorsun?" diye sorduğunda "Yok bu gerçekten iğrenç, sen görmedin bunu." demesinden de çıkaramamışız neye benzeyeceğini, hele Melis'in usta darbelerle çoğalttığı bıyıkları ve birleşmiş kaşları ile resmen evrim geçirdi arkadaşım - ama asıl yüzündeki ifade ve dansları yok mu, tarifsiz! Ah makinem çalışsaydı da boy boy koysaydım buraya, hadi yine şanslısınız Emir Bey, efendi imajınızı zedele(ye)meyeceğim!

Kocaman bir masanın etrafında oturup çay paylaştım, müzik dinlerken dans ettim. Unuttuklarımı biraz ters bir zamanda hatırladım, zira elim işteyken gözüm oynaşta olmamalı bu aralar! Güzel bayram günü biterken kavşaktan eve yürüyene kadar özgürlüğün, başka yerlerde olmanın, yeni şeyler yaşamanın, yeni insanlar tanımanın bana iyi hissettirdiğini düşündüm, çok yakın ve orta yakın geleceğimi planlarken not düşmek için aklıma kazınanların üzerinden bir daha geçtim.

O sıralarda Orhan'la Hale parkta buluşmuş olmalıydılar.


Hiç yorum yok: