11 Mayıs 2010 Salı

Klavye rüyamda tıkırdıyor



Sürekli yazmak, yazmak ve daha çok yazmak istiyorum! Yazacak o kadar çok şey var ki! Bir kere aşk hakkında yazmak istiyorum, pek görmüş geçirmişliğimi anlatmak istiyorum, şu anda hayatımdan çook uzaklarda ama vaktiyle uzun seneler yaşantımın, benliğimin tam ortasında hatta tamamında can bulan bütün duyguları irdelemek ve neymiş, ne değilmiş yazarken kendim de görmek istiyorum; böylece yıllar içerisinde ne kadar ve ne şekilde "büyüdüğümü", "değiştiğimi" detaylarıyla anlayabilmek istiyorum. Sonra bedenimi yazmak istiyorum, abur cubur sevmeyen fıstık gibi bir çocukken orta sonda birkaç kilo alıp kompleksler edinişimi ve yıllarca ama mutlu bir şekilde kendimle savaştıktan sonra nasıl incecik olduğumu ve bunun bana neler kattığını, neler götürdüğünü uzun uzun anlatmak istiyorum ki şimdi sahip olduğum görüntünün tadını çıkarmaya tamamen hazır olduğumu ve artık korkmadığımı kendime belgelemiş olayım ve yaptıklarımı yazarken bir yandan neler başardığımı göreyim, bir yandan eğleneyim ve eğlendirebileyim. Başkaa, gelecek planlarımı aktarmak hatta maddelemek istiyorum, canım hangi yıla kadar uzanmak isterse oralara kadar gidip seçeneklerimi soyağacı çıkartır gibi, delicesine belirlemek istiyorum ve kafamda hesaba katılmamış ama katılması gerektiğini düşündüğüm büyüklükte olup da değinilmemiş hiçbir olasılık kalmasın.

Bunun yanı sıra İstanbul Tiyatro Festivali'ne iki bilet aldım, birisi İtalya'dan "Tatil Üçlemesi", diğeri ise Genco Erkal'ın "Kerem Gibi"si. Bir de İngiltere'den "Sutra" vardı izlemek istediğim ki ona biletler bitmiş, ama kim bilir, o gün işim olmazsa fare gibi içeri sızabilirim! Cumartesi ders çıkışı Ayşegül ve Başak'la fal baktırdıktan sonra sergileri gezmek istiyorum, iki hafta önce pazar ekinde okurken kesin gitmeliyim diye zıp zıp zıpladığım "Botero"nun muhteşem fotoğraflarını görünce iyice yerimde duramaz oldum (buradan fotoğrafçının yeteneklerini övmeyi de borç bilirim). Yarın akşam ödevlerden ve yorgunluktan sıra gelirse çok güzel olacağa benzer bir şeylere katılmaya çalışacağım. Bir de hafta sonu mayısın ortasına gelmiş olduğumuz gerçeğini göz ardı edip kovalayabileceğim herhangi bir şey olup olmadığına bakmak üzere dergilere gömüleceğim. Ayrıca temmuz başında beni bekleyen bir düğün ve mezuniyet töreni bulunduğu göz önüne alındığında yorucu bir elbise-ayakkabı-çanta-takı arayışına girmeyi de ertelememem gerekiyor.

Açık olduğu üzere kafamdaki temaları yazmak için uygun zamanı beklemek durumundayım, zira çiklet hakkında yazacak olsam bile en az beş yüz kelime döktürdüğüm malum. Birkaç gündür dersler, yürüyüşler, sınavlar derken hep geç yatıp erken kalktım, geceleri yazmaktan yatıp uyuyamadım ve bugün gözlerim tam mesai yandı. Teoride önümüzdeki günleri sorumluluk sahibi bir öğrencinin yapması gerektiği gibi düzenli ve çalışarak geçirmeliyim, ama ben duramaz ve yumurtanın kapıya dayandığı pazar günü hariç yine yazarım. Yazmayayım da içimde mi kalsın yani, hiç!

Hiç yorum yok: