29 Ekim 2010 Cuma

O-J



Oje sürmek ne kadar meşakkatli bir iş! Kurutucu spreyden önceki hayatım zaten hayat değil, ama spreylemekle iş bitmiyor. Bakıyorum da etrafımda tırnakları mütemadiyen ve muntazam ojeli bir sürü hanım var, nasıl imrenirim! Ben oje sürmeyegöreyim, en fazla iki gün dayanır, iki. Elim sudan çıkmıyor ki oje tırnaklarımda ilk günkü gibi kalsın. Hem ne demek "ilk günkü gibi"? Ojenin ilk gününden bahsediyorsak, hani şişenin ilk açıldığı günler, güzel. Şöyle birkaç haftalık oldu mu oysa, zaten posa gibi çıkıyor şişeden. Çöp! Ha denemedik mi pahalı ojeleri, yirmi şişe parasına bir afili şişe almadık mı, aldık. Ne oldu? Reçel. 

Sorunlar daha ilk günden başlayabiliyor anlayacağınız. Bozulmaması gerektiği düşünülen bir süre zarfında bozuluvermiş bir oje ısrarla sürülürse plastik, yoğun bir katman sarmaya çalışıyor tırnakları. Öyle bir şey ki galonla sprey sıksan düzgün kurumaz, asla parlamaz. Mat kalır, havadan bile çizilir üstü. Böylesi bir ojeyi gün içinde sürersen o gün yırtarsın, fakat gece yatmadan en fazla bir saat önce sürülmüşse sabaha kesme tahtası gibi görünür. Sanki bütün gece saçlarına bastırıp kalıp almışsın gibi.

Hadi diyelim bulaşık yıkamadık, kendimizi de mi yıkamayacağız? Banyodan sonra durmuyor ki oje! Uçları falan hep gidiyor. Saç diplerine masaj yapmıyor, kafanızı çitilemiyorsanız tamam. Ben kafamı resmen keselediğim içindir, banyodan sonra ojeler kesin dağılır, ah benim de içim dağılır. Bir iki günlük sefahatimin aniden, ufak ufak söküldüğünü görmek yüreğimi acıtır.

Çoğu sabah kahvaltıdan sonra ve derse gitmeden önce oje sürme planları yaparım. Asla zamanım kalmaz. Ojeyi sürmesine sürebilirim, ama evden çıkana dek çantamdan milyonlarca şey almam gerekir ve çantamı bilirsiniz, eveet, istenen şey asla insanın eline denk gelmez. Evden çıkmadan önce beş yüz altı defa da tuvalete girmem gerekir ki kot pantolonun düğmesi, fermuarı gibi sabotajcılar bayram etsin. Daha bunun ayakkabısı var, çizmesi var, hele araba kullanılacaksa direksiyonu kavrayamaması, strese girip oturma pozisyonunu bile ayarlayamaması var.

Renkli bir oje seçmiş olayım, kırmızı olsun mesela, ya da bordo, lacivert. Bilirsiniz ki bunların kuruması diğer açık renkli ojelerimizin üç katı zaman alır, sürmesi kadar çıkarması da ayrı derttir. Diyelim başarıyla sürdüm ojeyi, denk geldi ya bir güzel de kuruttum. Oje bu, sorun çıkaracak! Takip eden günlerde evin her tarafına; buzdolabına, duvarlara, masaların üzerine çizikler bırakıyor olacağım. Başucumdaki yastıkları yerleştirirken duvarı gün sayma tahtasına döndüreceğim. Neyse şimdi kendi evimde değilim, ama evim olduğunda elimin sık değeceği eşyaları duvara yaslamam olanaksız!

Çeşit çeşit el ve ayak bakım merkezleri varmış bir de, manikürümü kendim yaptığımdan hiç böyle bir kültürüm yok. Görüyorsunuz ya manikürde kalmışım zaten. Diyorum ki gideyim bir salona, bilmem ne aromalı çayımı yudumlarken bilmem ne esanslarının beni şımartmasına izin vereyim; fakat bu tür keyif anları kalıcı çözümler yaratmadığından konumuzun dışında kalıyor maalesef.

Ev temizlenecek, çorap çamaşır yıkanacak, salata hazırlanıp bulaşıklar yıkanacak derken bu işleyen eller ojeyle ışıldayamıyor pek. Bugün sürecektim bak, sonra salonda yazı yazayım deyince olmadı. Bilgisayarı kucağımda tutacaksam kavrama duygumun yüksek olması lazım zira. O fasıl bitti, yemek faslı başladı. Yemek bulaşık bitti, uyku saati yaklaştı, bu sefer de çizikler sıkıntı yaratacak. Yine yarına kaldı benim ojeler. Geçen hafta ders çalışmadan önce sürmüştüm, müthiş idealdi o. Tazeydi oje, saydım, güç bela dört gün dayandı. Dördüncü gün öyle şahane değildi tabi durumlar. İki gün önce sürdüğüm pembe ojeler ise kural bozmayıp iki gün dayandı. Yine ilerleme var diyebilirim. İki haftada üç kez oje sürdüm yahu, daha ne olsun!

8 yorum:

Özge dedi ki...

hahahaha :D pınar süpesin ya, aynen benim de her seferinde ojeyle verdiğim mücadeleyi özetlemişsin ;)

pın dedi ki...

şu anda azami dikkatle yazıyorum çünkü yeni oje sürdüm. 319 sürdüm o yüzden nispeten güvendeyim. bir de ne unutmuşum bak, sondan 3. paragrafı ekledim. buzdolabı silinir falan ama duvarları hiç denemedim yahu! görsen vallahi kırmızı çiziklerden geçilmiyor :))

yalnız özgecim, bir şey belirtmek istiyorum. senin ellerin hep güzel ve ojeli ve hatta sana bunu söylemiş olmalıyım birkaç sefer! hatırlatırım :))

Özge dedi ki...

ay çok teşekkürler canım ya! ama işte bu mücadeleleri verdikten sonra ve uykumdan ödün vererek yapabiliodum bu oje meselesini. amma velakin aynen dediğin gibi çiziklerim olmuyor değildi :D

pın dedi ki...

ojenin üstündekiler mi duvardakiler mi :)) ispanyol ojeleri nasıl acaba?

Özge dedi ki...

ojenin üstündekiler :D ya ispanya'da da bildiğimiz markaların ojeleri var. bi flormar yok ama mesela :D çin malı oje de sağlığa zararlı diye alınmıyor tabi ki :)

pın dedi ki...

ben bir flormar'ı biliyorum zaten, gerisine bulaşmıyorum pek. bir elizabeth arden almıştım zamanında, dakikasında pörsüdü! sevil yeni bir seri çıkarmış ama ispanya'da o da yoktur. flormar beni çıldırtırsa sevil'le ona misilleme yapar, sonucu bildiririm.

gülş dedi ki...

bence ojeleri buzdolabında muhafaza etmeyi denemelisin, reçelleşme süresi en az iki katına çıkıyor (:

pın dedi ki...

benim minik buzdolabına hepsi girmez ama yeni oje aldığımda ilk iş dolaba atıp deneme sürüşüne çıkacağım. kocaman bir buzdolabım olduğunda bir rafı tamamen ojelere ayırabilirim! gerçi ojeleri kaloriferin hemen önündeki komodinimden kaloriferle alakası bulunmayan dolabımın içine transfer etmem -dört senelik bir gecikmeyle de olsa- iyi bir başlangıç sayılabilir :)