Allah aşkına size hiç oluyor mu - üzerinize giydikleriniz acayip bir şekilde bedeninizi sarar ve kot pantolonunuz belinizden düşecekmiş gibi bir seviyede takılı kalır. Daha rahat hissetmek için taktığınız kemer, belin aşağısındaki kemiklerin orada bir yerlerde, tam da sindirimi bloke ediyormuş gibi can alıcı bir bölgeye yerleşiverir; kendinizi eğilip doğrulması abes bir bastona benzetirken robotik devinimlerle hareket etmeye çalışmaktan başka çare bulamazsınız. Bilgisayar ekranındakileri daha iyi anlamak için masaya yaklaşmaya ya da bilgisayarı kendinize doğru çekmeye yeltenemezsiniz. Tüh, bu olmuyor deyip başka bir şeye, örneğin civcivli bir magazin dergisine bile yönelemezsiniz artık. Oturduğunuz yerde, garip pantolonunuz ve garip kazağınızla, cenderede gibi kalakalırsınız. Sonra bir bakmışsınız ki burnunuz falan büyümüş!
Ulan, dersiniz, bir şey yapayım - ve elinizden bir türlü şey yapmak gelmez! Beş yüz on iki numaralı sıkkın kişiliğiniz angaryalara isyan ederek tepenize binmiş, zıp zıp zıplamaktadır. Siz değişemediğinizden daha büyük şeylerin değişmesi gerekir - örneğin mekân, mekân değiştirmek! Fakat, ah, inatçı cininiz bana mısın demeyebilir! En etkili çözüm, gökyüzünün renginin toptan değişmesi; sabahsa akşam, akşamsa sabah olmasıdır. Zaman bu denli geçip dünya alem değişince içinizdeki o durdan sustan anlamayan ilkokul çocuğuna mahsus enerji buharlaşarak bedeninizi terk eder ve robotik kemerli bedenle yerinde duramayan çocuk arasındaki tezat kayboluverir!


1 yorum:
ben sadece oturup boş boş bakıyorum bu ara. yanımdan biri geçip gidiyor da ben şişşt bile diyemiyorum.
Yorum Gönder