29 Ekim 2010 Cuma

Tütü



Mağaza mağaza gezinerek aklımı kaybettiğim sıralarda benim mağazalardan birinde krem rengi, altı tüllü kabarık, üstü dantel gibi, minimsi bir straples elbise gördüm. O elbiseyi daha önce de görmüş, ben bunu nerede giyeceğim ki, deyip denememiştim bile. İyice aşka gelip tutumluluğu, mantığı bir kenara bırakmış olduğumdan bu sefer onu giydim üstüme. Aman bir hoşuma gitsin, öte yandan sahiden nerede giyilir ki bu elbise? Düğüne desen giyilmez, beyaza yakın. Yemeğe desen giyilmez, baloya gider gibi. Bak baloya giyilir, gel gör ki partiler, balolar çıktı hayatımdan! Ööyle baktım durdum aynaya. Alayım da dursun elbisesine benzemiyor pek ve ben ısrarla o kategoriye dahil etmeye çalışıyorum onu. Sonunda ilerde bir sevgilim olur, beni çok özel bir yemeğe götürür, o gün dolaptan çıkarır giyerim teorisini geliştirdim. Saçmalama, dedi annem. Olmayan sevgilin seni yemeğe götürene kadar unutur, başka şey istersin dedi. Zaten bu elbiseyi giyecek yer türetme çabalarımın ümitsiz olduğu başından belliydi. Onu sade giymek mi istiyordum, giyip bir yere mi gitmek istiyordum, ne yapmak istiyordum anlayamadım. Herhalde giymek falan değil, yalnız ona sahip olmak istiyordum! Aklımı kaybettiğimden elbiseyi bir türlü çıkaramadım. Of, sonunda çıkardım ama. Hayrına hediye edin bari, dolapta çürüdüğünü bileyim gururumun okşanmasına yeter.

1 yorum:

Damlo dedi ki...

aldımsay diye bi hikaye biliyorum.