30 Ekim 2010 Cumartesi

Koyun Koyuna


Çarşamba günü Information Theory sınavım var ve bugün keşfettiğim klasik müzik radyosu eşliğinde boğazıma kadar teorilere batmış durumdayım, salı gününe olasılık ödevim var henüz tek sorusuna bile bakmadığım, hafta içinde hangi projeyi seçeceğime ilişkin kararı vermem gerektiğine göre kaslarla ilgili makaleleri okuyup Burak Hoca'ya bir alay soru sormalı ve çalışma koşullarımı öğrenmeliyim (o kadar üst düzey biriyim, öyle seçilmiş bir öğrenciyim ki bana uymayan koşullara burun kıvırabilirim adeta), cuma sabahına dek Pattern Recognition projemi ne üzerine yapacağımı düşünüp bir sayfalık bir öneri sunmalıyım. Bu arada kesinlikle uyumalıyım.

Uyumaya zamanım var, ama uykum bazen terk ediyor beni. Çok sık yapıyor bunu, deli oluyorum. Dün gece yedim, içtim, yazdım, yoruldum. Huzurluydum. Üstelik ev de benim bu hafta sonu. Girdim yatağıma, açtım kitabımı. Dışarda fırtına var o sıra. Yorganın altında çok şahane bir sahne yaşanıyormuş gibi, fakat kitap felaket. "Ateşle Oynayan Kız"a başladım; 251. sayfaya gelmişim, hala hiçbir şey olmadı kitapta. Lisbeth'in kimin neresini ellediğini, kiminle nerede seviştiğini, bir de İsveç'in "gatan" ekiyle biten tüm sokak isimlerini öğreniyorum birkaç gecedir. Kupkuru cümleler birbirini izliyor, kusura bakmasın ama çevirmenin hiç iyi bir iş çıkardığını düşünmüyorum, hem de hiç! Polisiye romanlardan methiyeler beklemiyoruz tabi ama akmıyor kitap. Dedi, durdu, baktı, yürüdü, ee?


Aman neyse. Ne diyordum, okudum. Okudum, okudum ve okudum. Bir yerden sonra uyuyayım artık deyip ışığı söndürdüm, uykum da yok değildi güya. Yokmuş meğer. Dön, dön, yok. Önceki sabah uyanışımı ballandıran o kör olasıca fırtına yok mu, şimdi onun sesi uykumu iyiden iyiye kaçırıyor. Havaya girmeye çalışıyorum, oh dışarda nasıl bir hava var ve ben ne güzel yatağımdayım, mutlu mutlu uyuyorum diye kendimi kandırıyorum, kurabiye kokuları falan hayal ediyorum, hep boşuna. Geçen haftalarda yine böyle korkunç bir gecenin sonunda oturup bildiğim iki yegâne duayı okumaya başlamıştım, zira ne aklımdan geçirdiğim rahatlatıcı şarkılar işe yarıyordu ne de görüntüler. İnanın çizgi filmlerden alıntılar, uçuşan bulutlar, kırlar hayal etmeye, gerçekten ve gerçekten çitlerden koyunlar atlatıp saymaya çalışmışlığım oldu ve sonunda durmaksızın tekrarlanarak tekerlemeye dönecek duaların tekdüzeliğinin beni huşu içinde uyutması olasılığına sarıldım. İnsan gecenin sabaha aktığı sıralarda, uykuya varamayan o garip mahmurluk içinde muhakemesini de iyiden iyiye yitiriyor. Aklı selim vaziyette düşünmeyeceğim, takılmayacağım ne kadar absürt düşünce varsa hepsi beynime üşüşüyor. Aman canım, uykum yokmuş ben de uyumayayım, deyip gecenin üç buçuğunda güne devam etmek de yemiyor. 

En acısı ne biliyor musunuz, sabah ezanını duymak. İşte o an, o an felaket. Güneş gerçekten doğacak ve sen hala uyuyamadın. Sabah ol-du! Dün gece en son üç buçuk olmuştu yine saat, ezana doğru sinsi sinsi ilerliyordu. Dolaptan birkaç leblebiyle üzüm attım ağzıma, dolandım, geri yattım. Işığı yakıp birkaç sayfa okudum, olmadı. Üşüdüğümü hissettim, pijamamın belini sağlama alıp hırkamı giydim, yok. Dışarının sesini kulak tıpalarıyla kestim, bu son çaremdi. Tıpaları öyle bir yerleştirdim ki bir süre sonra kendi nefesimi bile duymaz oldum. Odamın karanlığı yetmiyordu, zifiri karanlık için göz bandımı taktım. Daha ne yapacaktım? Dördü geçe belki, kıvrana kıvrana sızmışım.

(Bu arada, çarşamba akşamı imamın etekleri tutuşmuştu. Keşke her sefer böyle okusa, iki dakika falan sürdü sanırım. Hiçbir sesli harfi bir saniyeden fazla uzatmadığı gibi sözcükleri bir bir yuvarladı, sıraladı ve yuttu.)

Yedi buçuğa doğru bir uyandım. Uyandığıma göre uyuyabilmiş olduğumu görüp çok sevindim. Gerçek uyanışımı on birde gerçekleştirdim ve bu işe çok bozuldum. Sabah egzersizinin ardından acayip bir şey yaptım sonra. Yurdun içinde pıtı pıtı merdiven teptim. Görenler pek bir anlam veremediler sanıyorum, ama kendime geldim. Dün bizim sokaktaki ağaçlardan biri devrilmiş, markete giderken yanından geçtim. Bu uyuyamama işi o kadar çekilmez ve baş edilmez bir hale geldi ki, hiç istememe rağmen, bir ilaç falan alacağım sanıyorum. Bugün eczane kapalı olmasa soracaktım. Bir tane var mesela, ama sersem ediyor insanı, sabah uyanamıyorsun bu sefer. Başka bir şey önerirler belki, bilmiyorum ki. Çok korkuyorum bu gece olacaklardan. Çay içmeyi öğleden sonra kestim, akşam biraz kola içtim sırf. Azami dikkat gösterdim ama biliyorum, olacak yine bir şeyler. Konsantrasyonum da gitti, çalışamıyorum. Galiba banyo yapacağım. Şöyle sıcacık. Sahiden uykumu getirebilir ha? 

Göz kapakların gittikçe ağırlaşıyor... ağırlaşıyor... uyku bedenini sarıyor, evet, iyice uykun geliyor... Parmaklarımı şaklattığımda...

Hiç yorum yok: