Gerçek, insana gerçekten iyi gelendir. Sana göre olmadığını bildiğin bir yolda ilerlemeye çalışıyorsan ya fazla muhakeme sahibi değilsin, ya da toysun, kendinin farkında değilsin. Kendinden çok emin birkaç arkadaşım oldu, onların yolunu değiştiremezdiniz. Kendilerine uymayanı belirler, bilir, yapmazlardı. Bir ara o kadar katı değildim; örneğin lise çağlarımda ve bir anda, o zamana kadar hiç sevmediğim birtakım ayakkabılar, renkli çoraplar giydiğim, gözlerime cart renkte makyaj yaptığım, postacı çanta taktığım çok kısa bir dönem oldu. Bir nevi ortama uyum sağlamaydı, üzüm üzüme baka baka kararıyordu. En fazla bu kadar ödün verebilmiştim yine de; dış görünüşümdeki değişiklik içimde hiçbir şeyi farklılaştırmamıştı. Kendimi değiştirmek peşinde değildim. Aynadaki alışılmamışlık ise yalnız eğlenceliydi ve pek de önemli değildi; çünkü o yaştaydım ve o yaşta pek de bana ait olmayan bir tarza bürünmem en fazla gülünç olabilirdi, (bir orta yaş krizi gibi) endişe verici değil.
Büyüdükçe her şey büyüyor ve seçimlerimiz önem kazanıyor. Her şey daha "gerçek" oluyor ve bunda içerleyecek bir şey yok aslında! İnsan seçimlerini sevmeye, onlardan ötürü gurur duymaya başlıyor. Renkli çorap giyen kızı hayretle ve gülerek anıyorum. Sonrasında içinin bir türlü atmadığı birtakım insan ve olguların peşinden gitmeye çalışan, bu işte ciddi bir yanlışlık olduğunu gördüğü halde eli mahkummuşçasına sessiz izlemekte, başka bir kız daha tanıdım.
Sonra kendimi tanıdım ve anladım.
Anladım ki gerçek, insana gerçekten iyi geliyor. İnsana iyi gelen şey kalıcı olurken, içimizde ufak şüpheler doğuran tüm diğerleri bizi teğet geçiyor. Gerçek olmayan birini ele alalım: hayır, kötü biri değil. Evet, güzel konuşuyor. Evet, o an için güldürüyor, ya da düşündürüyor, ya da başka bir şey - uygun. Ama bana ait değil, benim gerçeğim değil. Bir uygun var, bir de asıl.
Konuştuğu zaman ayırt edebiliyorum artık onu. Gerçek laf olsun diye değil, bana gerçekten güvendiği için beni yüreklendiriyor. Gerçek, gözlerimin içine bakıp bende gördüklerini anlatıyor. Söyledikleri gerçek; çünkü beni önemsiyor ve benim için iyi olanı seçmemi istiyor, neyi yapıp yapamayacağımı bilecek kadar da iyi tanıyor beni. Gerçekler gerçekten de yoğun olabilir, bir süre yoklukları hissedilebilir, ama ihtiyaç olduğunda hep orada olduklarını bilmek öyle gerçektir ki bunun sorgusu yapılmaz. Gerçek özlem öyle büyük olur ki alımaya, kırılganlığa varamadan bardaktan taşıp yerine ulaşır zaten.
Gerçeğin beni pohpohlamak gibi bir derdi yok. Bana iyi hissettirmek gibi bir derdi de yok. O, kendini bildiği için gerçek ve onun ağzından iyiyi duymak kadar kötüyü duyabilme fikri de gerçek olduğu için söyledikleri hep gerçek.
Örneğin birkaç hafta önce gerçek, beyaz etek, gri tişört ve tatlı ayakkabılara bürünmüş, ışıl ışıl oturmuştu karşımda. Daha yakın zamanda, diğer bir gerçek şöyle görünüyordu:
Ve gerçek, o sallantının hakimiyetinde, yavanlığı unutulan kahve yanı un kurabiyelerine dönüştü. Aklımdan geçeni sunmaya değer bulduğum gerçek dinleyişler, kurabiyelerin hasetsiz, tatlı kokusundan burnuma çalındı.
Anlam atfetmekten, sözcükler dizmekten daha önemli bir şey gerçek. Bazen anlık, bazen ömürlük - kim bilebilir? Birini sevmeden, ona güvenmeden önce insan yalnız kendine, gerçek hislerine güvenebilir. Herhangi bir anda gerçeği duyumsayabilmiş olmak, anlamıyla değerlenen mutluluklara yeter.
Aile en yadsınamaz gerçek, ve dost, gerçeğin zaman içinde kanıksanmış halidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder