Siyah poşet çay içeceksem Lipton yerine Türk çaylarını tercih ederim, zira Lipton pek tatsız, hafif geliyor bana. Evde çay demlemek iyi de dışarda demlikle gezmiyoruz tabi. Gerçi bir termos alıp sabahtan çay demleyip okula götürmek gibi düşünmesi beni mutlu eden, ütopik fikirlerim yok değil. Yine de poşet çaya razı geldiğim zamanlar çok, hatta Türk çayı ya da Earl Grey oldu mu hiç sorun etmeden içerim.
Poşet çayın poşeti yok mu ama, hep canımı sıkar. Poşeti fincanda kaç dakika tutacağım sorusu ya da dur şu demlenirken ben içeri gidip geleyimden sonra unutulan poşet bir yana, fincandan çıkan poşetle ne edileceği gerilmeme neden olur.
Bir kere, suyu dökerken başlar bu sıkıntı. Genelde o küçük ip suyun ağırlığı ve şiddetine dayanamayarak fırıl fırıl dönmeye başlar, aman hop demeye kalmadan ipin ucundaki karton fincana dalar. Üşenip kaşık maşık kullanmazsanız onu alacağım diye eliniz yanar. Üstelik artık ıslanmıştır karton, bardağın kenarına yapışır kalır, hiç de güzel görünmez.
Bu sorunun henüz bir çözümü yok, deneye yanıla suyu dökerken bir elimle ipi sabitlemeyi öğrendim - tabi daha pratik ve zeki olsaydım bunu ilk, bilemedin dördüncü poşet çay hazırlayışımda yapmış olurdum, ama bazen gereksiz risklere girmeyi de seviyor ve işi şansa bırakıyorum, ya da dikkatsizleşiyorum ve unutuveriyorum.
Diyelim karton dışarda kaldı, ıslanmadı. Poşet fincanda optimum süre yüzdü ve iş poşeti çıkarmaya geldi. İpten tutar poşeti yukarı çekersiniz, illa bir süre fincana damlar durur. Çayın en güzel kısmı poşetle beraber fincandan çıkar, poşeti bir şekilde sıkmak lazımdır ama ne şekilde? Kaşıkla sıkmaya çalışırsınız; ben poşeti kaşığa koyar, ipi etrafında dolandırır ve sıkmaya uğraşırım, ama ne hikmetse o ip bir türlü doğru düzgün dolanmaz ve çayın tamamını adam gibi sıkamaz. Fincanın iç duvarına kaşıkla bastırayım deseniz o da olmaz, fincandaki su seviyesi böyle bir işleme izin vermez ve on saatte dolup yedi saatte boşalan havuz problemleri gibi bir durum ortaya çıkar.
Bazen "Amaan, kalan kalsın!" deyip hiç uğraşamayacak denli havalı ya da üşengeç olabilirim, o zaman poşeti fincandan çıkardığım gibi çöpe atmayı uygun bulurum; ama poşet çoğu zaman "fincandan çıktığı gibi" çöpe girmez. Muhakkak bir taraflara birkaç damla çay dökülür, poşeti zarfının üzerine koyup öyle atmaya kalksanız illa ki o zarftan kayan küçük çay şelaleleri olur. Mutfak setiyle çöp arasındaki elli santimetrelik mesafe bir anda yarış pistine döner ve her seferinde yeni bir kendini kanıtlama, hayatla iddialaşma sendromu yaşanır.
Neden? Hatırlayalım; poşet sıkılmamıştır. Sıkılmadığı için içi çay doludur ve o çay öyle ya da böyle bir yerlere bulaşır.
Diyebilirsiniz ki medeniyetin gerektirdiği şekilde, kenara bir ufak tabak daha çıkarıp poşeti oraya bırakabilirsin. Mutfak setinin başında böyle bir şey yapmaktansa poşet lavaboda soğuk suyla yıkanıp elle sıkıldıktan sonra çöpe atılabilir zaten, yine de demlikten çay doldurup mutlu mutlu içmekle karşılaştırıldığında böyle zahmetlere girişmek insana lüzumsuz görünür. Bir sofrada ise bu tabak işini uygulamak çirkin bir görüntüye sebebiyet verir ki kahvaltımın ya da sohbetlerimin orta yerinde eciş bücüş bir çay poşetinin refakatini istemem.
İtalya'da çay falan demleyemeyeceğimden daha ilk gün marketten bir poşet Lipton aldım. Evde kettle falan olmadığı için poşeti açmadan Brno'ya getirdim. Kutunun üzerindeki "squeezable" yazısı önceden ilgimi çekip beni biraz heyecanlandırmış olsa da asıl deneyimi yaşayana kadar bu buluşun yılın icadı sayılabilecek denli önemli olduğunu anlamamıştım! Deneyen mutlaka vardır, hatta belki uzun süredir her yerde satılıyordur da bir benim haberim yoktur, en son ben duymuşumdur. Ne olursa olsun, sıkılabilir poşetin hakkını vermeli ve taze heyecanımı paylaşmalıyım!
Bu harika deneyimi yaşamak için yalnız bir kettle ve bir poşet "sıkılabilir" çaya ihtiyacımız var. Su ısıtıcı yoksa demlik de olur, o yoksa tencerede su kaynatılır, hiç problem değil. Önemli olan sıcak suya sahip olmak. Tencerede su ısıtmak zahmetli falan görünse de şu sıkılabilir poşeti sıkarken her şeye değiyor.
Zarfı özenle açıp içeriği çıkarıyoruz.
Evet evet, karton zahmetsizce iki parçaya bölünüyor!
Parçaları iki elimizle, zahmetsizce iki yana çekiyor ve iki ayrı ipe kavuşuyoruz.
Çektikçe uzayıp kartonun bardaktan dışarı rahatça sallanmasına olanak tanıyan boyuta getirdiğimiz ipleri bardağın üzerine konumlandırıyoruz; poşet içeri, kartonlar dışarı.
Isıtıcıdan bardağa sıcak su dökmeye başlıyoruz.
Bu aşamada ipleri ya da kartonları elimizle sabitlersek daha konforlu bir deneyim yaşarız. Benim kartonlardan birinin bardağa girmesine ramak kalmış örneğin, bu nedenle biraz stres oldum.
Şimdi, en mühim kısım. Poşetin üzerinde yazılı yönergeye ya da ağız tadımıza uygun bir süre bekledikten sonra iki kartonu iki elimizle tutup poşeti fincandan çıkarıyoruz.
Poşetle ne mi yapıyoruz?
Korkmaya hiç gerek yok! İpler kopmuyor! Evet evet, sonuna kadar çekiyoruz!
Poşetteki çay tamamen bardağa akıyor...
Sıkma işlemi sonlanıp ipler tamamen çekildiğinde dökülecek tek damla çay kalmıyor!
İşte bu kadar! Mutfak batmıyor, setle çöp arasında kronometre tutulmuyor, elinize ayağınıza sıcak çay damlaları bulaşmıyor! Çöpe sallana sallana gidebilir, canınız ne zaman istiyorsa o zaman poşetten kurtulabilirsiniz. Hatta çöpü setin üzerine bırakabilir ve etrafında bir gölet oluşmadığına şahit olabilirsiniz!
Sıkılabilir poşetle işimiz bittikten sonra çay içeceğimiz için olduğu kadar poşeti sorunsuzca sıkabilmiş olmanın mutluluğuyla içiyoruz çayımızı. İki kat afiyet oluyor.
Çayınız bitince hiç üzülmeyin. Hemen yenisini yapın, sıkın, için. Sonra bir tane daha yapın, onu da sıkıp için. Hepsini çekin, sıkın, büzüştürün, suyunu çıkarın, tortop edin ve için!
1 yorum:
bilmiyodum bilmiyodum! ve yazının sonunda da böyle bi icatla karşılalşacağımı düşünmüyordum :D
ahahha süperk bi şi bu. yaşadığın her bi ayrıntıyı her gün yaşıyorum. hatta biri ben savaş verirken her saniye yaşadığım durumu kaleme almış gibi. tek satır atlamadan.
vay yahu! hele otbis yolculuğundaysan * 4kat afiyet!
Yorum Gönder