İstanbul'da yaşamanın altın kuralını dün tekrar teyit ettim: evinle işin yakın olacak. Dört senedir sabahları kalkıp yedi buçuk dakika yürüdüm mü okuldayım - buna rağmen derslere hep geciktim, ama olsun. Anaokulundan beri üniversitenin ilk yılı dahil olmak üzere her sabah en az kırk dakika yol çeken biri için bulunmaz nimet bu. Bir şeyin iyisine alıştı mı da bırakamıyor insan! Boğaziçi'ne geldiğimden beri işe gidip gelmek için saatlerce yol çekmenin korkunç bir kayıp olduğunu düşündüm durdum.
Dün aylardır telefonlarda geleceğim deyip de bir türlü gitmediğim teyzelerimi ziyaret ettim. Son günlerin en kötü havasıydı herhalde, fırsattan istifade arabaya atlayıp karşıya geçtim. Verda Teyzem yolu tarif ederken "Ankara asfaltı" diye başladı ki böyle geleneksel terimlerden hiç haberim yok; Maltepe oklarını takip et dedi, halbuki onun dönmemi istediği çıkışta Maltepe'yle ilgili hiçbir tabela yok. Sekiz yüz kere telefonla konuştuktan sonra anca varabildim evlerine. O kadar söyledim gitmeden, bak ben yeni kahvaltı yaptım tıka basa da yedim, sakın börek çörek çıkarma diye! Yine kocaman bir poğaça pişirmiş, dahası evde hazır zeytinyağlı barbunya ve biber dolması varmış, kiraz yıkamış, az da un kurabiyesi çıkarıp üstüne bir de koca sofra kurmuş! Poğaçası da aynı anneminki, gel de yeme şimdi. Tabi anneminki daha yağsızdır, yerken insanın içi daha bir rahat eder ama tat aynı işte, yağını düşünecek değilim; fakat teyzem yeni dilimler için ısrar ediyor da ediyor! Omletli bir kahvaltıdan kalkmış insanım, anlamıyor! Böyle alaturkalıkları da hiç sevmiyorum, hangi çağdayız? Sonra kilo aldım derler, su içsem yarıyor derler. Yemedin mi de küserler -Selma Teyzem bayram ziyaretlerinde yedi yüz çeşit tatlısından tuzlusundan yemiyoruz diye hakikaten darılmıştı sonunda-. Kahvaltıdan kalkmış adama bu sofra kuruluyorsa "Teyze aç geliyorum!" desem kim bilir nasıl bir masada ağırlanırdım. Bu tür durumlarda hiç kibarlık edemem. O ye diye ısrar ettikçe ben yemem diye ısrar ettim, ama hayatımda böyle ısrar da görmemiştim. Bir ara renk attım galiba. On dakikalık aralarla kazandığım yanılgısını çürüttü teyzem, yine inatlaştık ve böyle sürdü gitti. Kazanmış gibi oldum yani. Poğaça da pek güzeldi.
Yedin yemedinler arasında sohbet ettik bir güzel, kuzenlerimi göremedim yine malum işteler. Feride'nin kızı da uykuya yatmış, onu da Eylül'de ziyaret edeceğim artık. Bakmayın böyle dediğime, teyzenin ısrarı bile tatlı aslında. Saat altıya doğru Verda Teyzem ile vedalaştık ve Belma Teyzeme doğru yola çıktım (burada Teyze'm mi diyeceğim ne yapacağım, çirkin geldi). Maltepe'den Üsküdar'a o saatte gi-dil-mez-miş! Üsküdar'da trafik kilit. Arabayı kapattım sonunda, indim, yandaki markete girdim, adamla sohbet ettim, trafiğin halini sordum, her akşam böyledir dedi. Teyzemi arıyorum, bizim evin önünde akıyor, diyor. Beş dakikalık yolu kırk beş dakikada aldım, hakikaten de bir noktadan sonra nasıl olduysa trafik açılıverdi ve teyzemlerin evinin önünde gerçekten akıyordu. Sinirlerimi kontrol etmeye çalıştım sürekli, oflaya oflaya vardım sonunda. Dedim Verda Teyzem öldürdü yedireceğim ısrarından, zaten Belma Teyzemi de uyarmıştım gitmeden yemek memek istemiyorum diye. Bir elmalı payı varmış kadıncağızın, hışmımdan utana sıkıla, yer misin, diye sorar gibi bir şey etti. Bir iki bardak çay içtikten sonra kalkıp mutfaktan azıcık elmalı pay aldım, içimde kalır sonra! Kafamıza göre yedik içtik böylece, geldiğimde de giderken de teyzeme ve Dişan'a sıkı sıkı sarıldım, tam anlamıyla bağrıma bastım ikisini de. Kokularını nasıl severim onların, bütün hayatımın kokusudur üstlerindeki. Teyzem mezuniyet törenime de gelecek, ona davetiye bulamadık; ama ben ne yapar yapar girerim, sen orasını düşünme dedi. O kadar çok emeği geçti ki üzerimde, gerekirse yanıma oturturum da bırakmam teyzemi.

Bugün de ne yapsam ne yapsam dedim kalkınca. Günlerdir korkulu rüya halinde spora gideceğim ya, ona uydurmak lazım günü, aksi takdirde çıldıracağım. Son günlere ilişkin planlarımda toplu değişiklikler oldu. Sera'yla buluşacağız güya bir gün, arıyorum işte hep, meşgule düşürüyor ve geri dönmüyor. Kızmıyorum çünkü biliyorum, unutur o. Ortaokuldan beri görmediğim Nazlı'yla buluşacaktık, 2 Temmuz'a kadar bütünlemeleri varmış, Eylül'e bıraktık. Bari yarın kahvaltı yapalım diye Emir Bey'e mesaj attım, onun da eli kolu doluydu herhalde, bak o da unuttu. Şimdiki gençler böyle azizim. Hafta sonu bir gün Nazlı bir gün Sera derken dımdızlak kaldım mı ben bugün? Otur otur çıldırır insan, kalktım Taksim'e sergi gezmeye gittim. Önce Borusan'daki "Madde - Işık" sergisine gittim, öyle çok ahım şahım bir şey de değildi sanki. Üç boyutlu ve göreceğiniz perspektifi sizin kontrol edebileceğiniz, 360 dereceyi kapsayan, Türkiye'nin dört bir yanından bir dolu yer üzerine tasarlanmış bölme çok güzeldi; bir de su dalgalarının girişiminden yansıtılan görüntüleri izlemesi zevkliydi. En sağdaki parça ise küçük küçük aynaların açıları hesaplanılarak yapılmış, görüntüdeki sanatçının annesiymiş. Minik ışıklarla oluşturulan "Matrix II" odası ise içinde gezilmeye değerdi. Bakıyorum da başta gagaladığım halde aslında beğenmişim sergiyi!
Ordan çıktım, biraz yürüdüm. Bir sürü köşede bir sürü müzik yapılıyordu, bunları çekmek istedi canım. Çekeyim derken de tramvayın altında kalıyordum, adamın biri kollarımdan tutup kenara aldı beni. Biraz daha yürüyüp Ziraat'in galerisine girdim. Ordan çıkınca hafif bezgin halimle acıkmış olduğuma kanaat getirip salata yedim, sonra asıl gitmek istediğim "Starter"a gittim. Bak bu çok, çok güzeldi. Gördüğüm eserlerin hemen hepsinden büyük keyif aldım, "modern sanat" kisvesi altında safsatadan oluşan çerçeveler sadece iki-üç taneydi diyebilirim. Nam June Paik, üzgünüm ama kağıda alelade bir karemsi çizerek ne yapmaya çalıştığınızı anlamadım! Şu ping pong masası üzerine yumurtaları ve yerlerdeki kabukları çok sevdim, sonra piyanoları ve bütün renkleri. Böyle sergilerde videolar çok cezbetmez beni, fakat kadınla ilgili bir tanesi vardı ki verdiği mesajlar hakikaten hoşuma gitti. "Play My Pipe"ı sevdim, plak üzerine pipo gibi. Saçlara da bayıldım!



"Starter", Arter'in ilk sergisiymiş, 27 Ağustos'a kadar orada. Bir apartman aşağısında 18. LGBTT Onur Haftası'nın "Aile Salonu" sergisini gezdim, bol bol okudum ve fotoğrafları karıştırdım. Minicik olmasına rağmen dolu doluydu içerisi. Ilgın'cık da orada çalışıyormuş, onu da görmüş oldum böylece. Sonra bir güne dört sergi yeter dedim; ayaklarım geri geri, ben ileri spora gittim. Hep böyle oluyor bazen! Başlayasım gelmiyor hiç, sonra çıkınca nasıl iyi hissediyorum! Bunun başka bir formülü olmalı yahu, bir şekilde sonunun iyi olacağını özümseyip o gitme ve giyinme safhalarını rahatça atlatabilmeliyim! İş sadece bir yerden oraya varmakta ve giyinip banda çıkmakta, sonrası mutlu. Biri beni oraya ışınlayıp giydirse olmaz mı? Tek ihtiyacım bu!
Canım yine salata yemek istiyor. Annemler gelene kadar pek yemek pişirmeyeceğim galiba. Onlar gelene kadar ne yapacağımı da pek bilmiyorum, gününe göre yaşarız artık. Bu akşam "Coffee and Cigarettes" beni epey eğlendirdi. Siyah beyaz olmasından azıcık korkmuştum, içim miçim kapanır sonra. Dün "Volver"i izledim. Şimdi "Azuloscurocasinegro"yu indiriyorum, bir sürü arkadaşımın hayatımın filmi kategorisine koydukları bir film. Gitmeden bir sürü filmim olsun istiyorum ama indirmeye zamanım olmayacak galiba. Özge'den birkaç transfer almalıyım. İğrenç bir sivrisinek her tarafımı yedi, bacaklarım feci kaşınıyor ve oramı buramı yara yaptım. Az önce de onun yüzünden katil oldum. Üzgünüm sivrisinek, ama bu şekilde uyumamız mümkün değildi.
Yarın da yağmurlu olacakmış. Ben de yürüyeyim diyordum, ona da uyanınca bakarız. Bu kadar spontane yaşamak hiç bana göre değil.

2 yorum:
ay ben ısrardan nefret ediyorum. böyle midemden boğazıma kadar düğüm düğüm olmuşum gibi hissediyorum. kıpkırmızı bi renkte görüyorum o an kendimi. hatta koşarak kaçmak istiyorum öyle anlarda. hele ki mevzu bahis yemekse, en yakın pencereden atlamak istiyorum aşağı. boğuluyorum ya bildiğin boğuluyorum.
uff bi şi daha dicektim de yazı uzun olunca her zamanki gibi unuttum. hah şey :)
ben de banyoya girene kadar nasıl çile çekiyorum anltamam ama çıktıktan sonra da oh iyi ki girmişim diyorum. bi dahaki banyo seremonisinde kendime o rahatlığı hatırlatıyoprsam da yine üşeniyorum. hal böyleyken böyle işte. paylaşmak istedim. esen kalın efendim =)
evet evet banyo öncesi de oluyor o! bende banyo sonrası işlerin sıkıntısından olduğunu düşünüyorum. manikür, pedikür, yüz, krem, sonra saç derken banyolar gitgide gözümde büyüyor. bir kere nasip olmadı banyodan çıkıp öööyle oturmak! erkekleri çok kıskanıyorum banyo konusunda, çook!
Yorum Gönder