Gitmeden önce, cumartesi sabahı koştum, evi sildim süpürdüm ve içime biraz hayat koymaya başladım. Biraz ışık, biraz renk gelir gibi oldu. Akşam Taksim'e gidip sokaklara taşan caz festivaline katıldık, pek sevemediğim Galata'nın o akşam daha sevilesi bir havası vardı. Kuleyi herhalde ilk kez gece gördüm yakından, hemen yanında çalan müzikleri çok beğendim. Pazar günü hiç giyinmeden, hiç süslenmeden tatil öncesi alışverişi gibi bir şey yapmak üzere alışverişe çıktım. Aylardır ilk kez alışverişe çıktığımı hissediyor, ilk kez kendim için bir şeyler yapmaya hevesleniyordum. Bir şeyler bakındım, uzun zamandır ilk kez bu denli heveslenerek kitapçıya girdim, rafları doyasıya inceledim, hazır heveslenmişken hemen kendime almak istediğim kadar çok kitap aldım - bir daha ne zaman bu kadar heveslenebileceğimi bilmiyordum.
Her zaman takmak istediğim türden iki bilezik aldım kendime, üzerlerinde karar kılmam epey zaman aldı; ama o kararsızlık, o düşünme ve yorulma çok zevkliydi. Karar verebilmek için gelene geçene seçenekleri gösterdim, insanlara fikirlerini sordum. Yanında ilkokul çağında küçük bir kızla gezinen bir adam benimle kahve içmek istedi, ne yapacağımı şaşırdım; zira kız onun kızı olmalıydı ve bilezikleri onlara alelade ve sevimli bir baba-kız görüntüsünde oldukları için göstermiştim. Bir şekilde teklifi geri çevirdim, fakat epeyce bir zamanı aynadan pek hoşlanmadan geçirdikten sonra yataktan kalkıp saçlarımı toplayıp kot tişört giyip biraz yorgun gezinirken bile bir güzelliğe, daha doğrusu güzel bir şeye sahip olduğumu düşünüm. Keyfini çıkarmak istedim.
Döndüğümden beri alışveriş yapıyorum. Gelir gelmez, yokluğumda feci sıcakların burayı da bastığını görmemle beraber şortlara ihtiyacım olduğuna karar verdim. Benim kısa, dar kot şortlarım pek okulda giyilecek gibi değildi ve pantolonla da gezilecek gibi değildi. İstinye'ye gidip eskisi gibi gezindim, mağazalara birer birer girip çıktım. Kendime terlikler beğendim, alabildiklerimden çok daha fazlasını beğendim zira indirim başladığından beğendiğim terliklerin uygun numaraları bir türlü çıkmıyordu. Senelerdir ayaklarımı mahveden ayakkabı müsveddelerinden, geçen yaz olduğu gibi, bu yaz da uzak kalmaya karar verdim. Bu kadar zamandır, gerçekten aylardır alışveriş yapmamış olduğuma içerledim. Halim yoktu ama, hiç istemiyordum ki alışveriş yapmayı. Oysa ne kadar seviyordum mağazalarda dolanmayı, bir şeyler bakmayı, beğenmeyi, giyinmeyi. Hevesim olmayınca hepsi boş gelmişti, benim için çok uzun süre kendim için bunu yapmayı istememiştim. Kendime gelmem indirimi bulmuştu.
Kendime şortlar beğendim, denedim. Çok güzel görünüyorlardı, hem de ne güzel! Ama kısaydılar işte. Dar değillerdi, ama kısalardı. Üç kuşak alışverişe gelmiş bir aile vardı kabinlerde; anneanne, anne ve kız. Kız giyinirken iki teyzeye nasıl göründüğümü sordum; o kadar tatlı görünüyorlardı ki onlara okulda çalıştığımı, şortlara ihtiyacım olduğunu ama sakil görünmek istemediğimi anlattım. Yaşlı teyze, ben senin yerinde olsam bir dakika durmam, alırım bu şortları, dedi. O kadar güzel duruyor ki üzerinde, sen giymeyeceksin de biz mi giyeceğiz? Ben senin yaşında olsam her gün şort giyerim! Bir şey diyen olursa da çekemediğinden, kıskandığından der. Kötü dursa, vücudun kaldırmasa alma derdim; ama öyle güzel duruyor ki bunlara kimse bir şeycik demez!
Teyze nasıl içimi açtı! Bıktım bu korkularla yaşamaktan. Biri kısa mı der, birisi laf mı eder? Ben nasıl giyinileceğini bilmeyecek insan mıyım? Dar, askılı bir üst giyiyorsam altına mini etek giymem. Altımda açık bir şey varsa üstüme de açığını seçmem. Bakıldığında sakil duracak şeyler görmezsiniz üzerimde. Beni açık saçık, uygunsuz bulmazsınız. Pek çok konuda ve giyim kuşamda muhakememe güvenirim. Yine de korkmaktan geri kalamıyor, kısıtlıyorum kendimi. Teyze öyle tatlıydı, öyle doğruydu ki aldım şortları. Kasada karşılaştık yeniden, alıyorsun değil mi, diye sordu. Alıyorum, dedim. Sonra baktım teyzeye, ne güzel konuştunuz, dedim. Doğru ama, ben gördüğümü söyledim, dedi. Evet ama, nasıl diyeyim, içimi açtınız, öyle hoşsunuz ki, dedim. Kasadaki kız da bize katıldı, evet, dedi, ne güzel bir enerjiniz var, ben bile mutlu oldum. Teyze ve kızı bu sohbetin üzerine tatlı tatlı gülümsediler bize, biraz daha konuştuk, ayrıldık.
Kendime iki terlik aldıktan sonra bir terlik daha beğendim, ama numarasını bulamadım. Bunun üzerine o mağazanın bütün şubelerini arayıp sordum, yok dediler. Saat dokuz buçukta arabamı yıkamadan almam gerektiğini fark edip koştura koştura otoparka indim. O sırada salata için malzemem olmadığını fark edip koştura koştura geri çıktım, süpermarketten alışverişimi yaptım. Film indirmek için bilgisayarımı okulda bıraktığımı fark ettim, okula koştururken kampüsteki ağaç heykelimsi bir şeye omzumu çarptım. Yemeğimi hazırlayıp "The Addams Family Values"u izledim!
Daha önce bahsetmişimdir belki, "The Addams Family" ve "Home Alone" filmlerinin kasetlerini vermişti kuzenim bana. Daha ilkokula bile gitmiyordum sanırım. Çevirir çevirir izlerdim bu iki filmi, ikisinin de replikleri baştan sona ezberimdedir ve belki de insanların İngilizce konuştuğumda beni Amerikalı sanmalarının nedeni bu iki filmdir. Serinin ikinci filmini izliyor olmak çocukluğumu anmanın en güzel yollarından biriydi. Yine aynı melodileri duymak, sesleri işitmek, inanır mısınız filmin ses efektleri bile öyle tanıdık, öyle yumuşacıktı ki!
Bu sabah koşmak için biraz geç, sıcağın yavaş yavaş bastırmaya başladığı bir saatte koşuya çıktım. Bacaklarım öyle ağrıyordu ki koşamadım, on dakikanın ardından yürümeye başladım. Sahile inip dün beğendiğim terliğin peşine düştüm, orada bulamayınca yukarı Akmerkez'e gittim, orada da yoktu. Sordum soruşturdum, Metrocity'de 39 numarasının olduğunu öğrendim. Eve yürüyüp üzerime daha bir insan içine çıkılası şeyler giydikten sonra arabamı Kanyon'a bırakıp Metrocity'e geçtim. Ayakkabı büyük geldi ve önceki gün telefonla arayıp soruşturduğum her yere, satış elemanının dikkatsizliği nedeniyle yanlış kod sormuş olduğumu fark ettim. Bunun üzerine o yerleri tekrar aradım ama elim boş döndüm bu maceradan. Ellerim o kadar boştu ki bir terslik olmalıydı, fark ettim ki gözlüğümü unutmuşum. Koştura koştura tekrar Metrocity'e gittim, gözlüğümü aldım. Bu arada bir iki terlik daha denedim ama çok yorgundum, açtım ve şansımı fazla zorluyordum. Eve dönüp temizlendim.
İtalya'dan ölüp biterek aldığım bluzumu giydim, makyaj yaptım. Hava çok sıcak olduğundan saçlarımla fazla uğraşmadım. Akmerkez'e gidip Süheyla Abla'yla buluştum, bir buçuk saat gibi kısıtlı bir zamanda bazen benden, bazen ondan konuştuk. Kendimden, korkularımdan, hayatımdan, yine heveslenmekten söz edebildim; bazen gözlerim doldu, o kadar samimi ve öyle özgür, öyle rahattım ki duygusal olmamam, kendimi yaşamamam olmazdı. Süheyla Abla da bluzumu çok beğendi. Bir gün bluzumla bir fotoğraf çektirmeliyim. Aslında bundan sonra hep güzel giyinip kendime boşvermemeyi planladığımdan bu güzel giyinmiş günlerim kaydedilmesi gereken nadir anılar olmaktan çıkıp olağan durumlar haline gelecek ve ben de, ah keşke bunun bir fotoğrafını çekmiş olsaydım, demekten kurtulacağım. Tek yapmam gereken aynaya bakmak ve mutlu olmak olacak.
İstediğim şey birilerinin beni görmesi, beni iltifatlara boğması, ah canım harika görünüyorsun demesi değil. Hayır, sevmem böyle şeyleri. Bir günde birkaç kez çok şık olduğumu işitirsem görüntümde bir acayiplik, ortama göre fazla kaçan bir hal olup olmadığını düşünürüm hatta. Fakat yalnız kendime, hep kendime bir şeyler yaptığımda, yaptım da ne oldu, gibi hissetmekten de alamıyorum kendimi. Birilerinin, bir yerlerin, bir kimselerin üzerinde de etkisi olduğunu bilmek istiyorum varlığımın. Bir bakışla, havada hissettiğim adsız bir şeylerle tamamlanmak istiyorum yalnızca.
Kendime bir saat aldım, nicedir kahverengilerle kullanabileceğim bir saatim olmasını çok istiyordum. Bugün altın ve gümüş renklerinde güzel bir saat buldum. Kahverengi kayış arayışımdan vazgeçip onun yerine bu altın rengine yöneldim, çünkü sporun biraz daha üzerinde bir şeyler istiyordum artık. Nadide bluzlarımı giymekten korkmamak, günlük hayatıma katmak istiyordum onları. Ne acayip değil mi, püfür püfür, zarif, harikulade neyim varsa korkuyordum giymekten. Şık olmaktan korkuyordum, çünkü o günün o şıklığın yanında sönük kalabileceğini düşünüyordum belki ve saklıyordum onları hak edilecekleri günlere. Saklanırken büyüyor, iyice görkemli bir hal alıyor ve hepten giyilmez oluyorlardı. Saygınlıklarına, zarafetlerine erişilmiyordu adeta. Onlar benim ve onları her gün giyeceğim artık.
Ayaklarımdaki ojeler spor ayakkabıların etkisiyle biraz aşındı, bugün onları düzeltmeye vaktim olmadı. Hiç önemli değil, yine de güzel görünüyorlar, biliyorum. Birkaç gün içinde yenilerim, yarın da vaktim olmayacak; ama ayaklarımda ojelerim ve terliklerim var artık. Ne güzel!
Kabinde bir gece elbisesi deniyordum. Dün bir beden büyüğünü denemiştim, olmamıştı. Bugün o elbiseyi almak istemedi ama canım. Ben de almadım. Kabinde başka bir kadın, daha başka bir kadına terliklerini nereden aldığını sordu, kadın da söyledi. Kadının terlikleri sahiden çok güzeldi ve bir o söylediği mağazaya bakmamıştım ben. Yarın gidip o mağazaya da bakmaya karar verdim.
İnci küpelerimden birinin düştüğünü de tam o sırada fark ettim. Bir kuyumcuya girip inci küpe sordum, adam bana küpeleri gösterip astronomik bir fiyat biçti. İnanamadım. Ayda bir inci küpe düşürürüm, onu düşürsem kahrolurdum herhalde. Başka bir mağazadan, ellide biri fiyatına inci küpeler aldım. İdareten aldığım bu küpeleri bulmadan önce gezdiğim tüm mağazalara tek tek girip küpemi aramayı düşündüm; ama bu çabanın sonuçsuz çıkacağı belliydi. İnci küpem düştü diye adeta kahrolmuştum, neyse çabuk toparlandım. Annem bana bir çift alıp yollayacak, çünkü buralarda nerede inci küpe bulunur bilmiyorum.
Akşam "Unknown" diye bir film izledim. Gitmeden önce Kanyon'da kitapçıdan bol bol film adı not etmiştim, hevesim yerinde olduğundan hiç zorlanmadım seçerken. İki gündür film izliyorum, keyfim yerinde. Bu filmi de beğendim, alelade bir macera filmi olmasına rağmen hiç fena değildi. Bir şeyleri beğenesim var artık. Saçlarımı yapasım, sabah koşamadığıma aldırmayasım var; zira yaşamaktan kaçtığım için değil, o gün başka bir şeyler yapmayı seçtiğim için koşmamış oluyorum. Karnım da şişmiyor artık. İçim şişiyordu belki de önceleri.
Yarın başka kitaplar da alacağım. Uzun bir süre okuyacak başka bir şeye ihtiyacım olmayacak, bir dolu kitabım oldu. Yeni filmler de izleyeceğim. Bir de fotoğraflarımı düzenleyip yazılarımı koyacağım, birkaç gün içerisinde yapmam gereken ama yapmamış olduğum ve sürekli bir sonraki güne sarkan hiçbir iş, yazı ya da düşünce kalmayacak adeta. Evi temizleyip çamaşırları yıkamam gerek, sonrası yaz günlerinin güzel kokusunu çıkarıp bugünü yaşamak, arada hiç acı hissetmeden anıları özlemek.




2 yorum:
Blogunuzun sanırım hepsini okudum. Öyle hayat dolu enerji dolu yazıyorsunuz ki... Ben ki ufacık şeylerden Amelie misali mutlu olmayı bildiğimi sanıyorken ojeli tırnaklarınıza terliklerinize bakıp mutlu olmanız beni de mutlu ediyor. Birilerinin içinde kalbinde beyninde bir yerlere dokunabiliyorsunuz. İnanın bu çok güzel. Çok yaşayın e mi?
Herhalde bugüne dek aldığım en güzel, en heyecan verici yorum bu! Nasıl diyeyim, onurlandım! Çok teşekkür ederim güzel sözleriniz ve beğeniniz için. Birilerinin kalbine, beynine dokunabilmek, tanıdık bir şeyler yansıtabilmek istiyorum hep; bunu yakalayabildiğinize çok, çok sevindim! Siz de iyi ki okudunuz, iyi ki bana bunları yazdınız!
Yorum Gönder