6 Temmuz 2011 Çarşamba

Mooyoo


Moyo! Moyo'dan merhaba! Yanımda Ashley var, bugün harika bir gün! Burada sabahları bulutların gökyüzüne toplanıp uyanmamı zorlaştırdığını, yağmur yağacak diye beni korkuttuğunu; ama öğleden sonra dağılıp güneşin bizi terletmesine izin verdiğini ve her şeyin harika olduğunu unutmuşum! İki gündür sabahları yağmur mu yağacak, yoksa çıkmasam mı diye tereddüt ediyor, sonra çıkıp koşmaya başlıyor ve mutlu mutlu eve dönüyorum.

Ah evet, Cascine! Yeniden Cascine'de koşuyorum sabahları, bu sefer radyo dinleyerek koşuyorum üstelik - Radio Fiesole. Arada bir lento çalıyorlar, sonra fıkır fıkır pop oluyorlar, nasıl bir radyo bilemiyorum ama dinliyorum! İki şarkıda bir tek reklam ya da iki reklam gibi şeyler çıkıyor, bir çoğunu da anlıyorum İtalyanca'yı unutmuş olmama rağmen. Geldiğim gün istasyondan bindiğim takside klasik müzik çalıyordu ve bu çok, çok hoşuma gitti. 

Yolculuğum o kadar rahattı ki bu sefer! Geçen sene Roma'da bir yandan babamın hırsızlar üzerine yaptığı sayısız uyarı yüzünden azıcık tedirgin, cezalı ağır valizlerimi sürüye sürüye, çok şükür makinelerden bilet satın alabilerek, önce havaalanından istasyona giden trene binmiş, ayakta kalmış, klima olmaması nedeniyle terden fenalıklar geçirmiş, ardından Termini'de hiçbir yerde hangi perondan kalkacağı belirtilmeyen trenimin derdine düşmüş, bir yandan bavulları trene nasıl sokacağımı kara kara düşünerek epey bir aranmış, sonunda kendimi trene atıp bir güzel uyumuştum. Bu sefer mi; trene bindim, oh mis gibi oturdum, valizim de yirmi kilocuk, ondan inince çizgelgeye baktım, öbür trenim 10. perondaymış, -8'den kalktı ama olsun- trende de yerime oturdum bir güzel, biletlerimi onaylatmayı falan da unutmadım. Trende gazete bile okudum, sonra hop taksi, hop Ashley!

İtalya'da da 6 katlı binalar varmış demek, Ashley'in küçük dairesi 6. kattaydı ama hafif (eh, olabildiğince) valizimi çıkarmak çok zor olmadı. Önceki gece en sevmediğim iş olduğundan valiz hazırlama faslım epey sürmüştü, sadece 3 saat, o da bölük pörçük uyuyabilmiştim. Valizi bıraktık, elimi yüzümü yıkadım, hemen Santa Spirito'ya gidip bir kafeye oturduk, uzun uzun sohbet ettik, ardından eve döndük. Ashley koşuya çıktı, ben dergi okurken uyuyakaldım. Akşam yemeği için Zoe'ye gittik! Sonunda, bir yıl özlemle beklediğim aperitivo, Zoe, şahane kırmızı şaraplar, muhteşem pilavlar, salatalar!


İkici günümde gökyüzü bulutluydu ve ben kapüşonlu ceketimi unutmuştum. Unuttuğum başka şeyler de vardı, örneğin Eyewitness Travel kitabımı unutmuş ve bu durumu trende fark edip feci bir moral bozukluğuna uğramıştım; ama odama girdiğimde kitabım rafta beni bekliyordu! Ben de kendimi bir kitapçıdan İngilizce'sini bulur, giderken Ashley'e bırakırım diye teselli etmiştim, zaten onda varmış. Bir de saç maşamı unutmuşum, maşam olmadan ilk kez tatile çıkıyormuşum gibi hissediyorum; ama geçen sene de bir kerecik, o da son gecemde kullanmıştım. Varsın maşam olmayıversin.

Camın önüne kuruldum, atıştırmaya başlayan yağmuru izleye izleye çıksam mı çıkmasam mı diye düşünmeye koyuldum. Son derece gereksiz bir ücret karşılığında telefondan internete bağlanıp saatlik hava durumuna baktım, öğleden sonra şimşekler, yıldırımlar, felaket bir şey olacak diyordu. İyice tırstım. Sonra bulutların yönünü kestirmeye çalıştım; zira mavi bir açıklık vardı gökyüzünde, ama geliyor muydu gidiyor muydu? Sonunda gelecek olduklarına ve havanın açacağına kanaat getirdim, hava durumunu boşverip Cascine'ye attım kendimi.

İyi ki de çıkmışım, hava bir açtı bir sıcak oldu, bir daha yağmur yağmadı! Cascine'yle ve orada hissettiğim rahatlama duygusuyla hasret giderip gerekli kalori harcamasını da yaptıktan sonra Ashley'le Moyo'ya gidip cappuccinolarımızı aldık. Biz sohbet ederken karşıdan Simone belirdi. Uzuuun uzun kucaklaştık, Simone de yanımıza oturdu ve kendine harika bir salata aldı. Ondan sonra harika salatanın üzerine abartısız bir bardak zeytinyağı döküp yedi. Hala okula uğrayamadım, yarın öğleden sonra okula gidip Maria'yı da görmek istiyorum. Cuma günü Henrietta geldikten sonra Simone bizi bir restorana götürecek.

Floransa'da neredeyse her şey aynı ve her şeyin aynı kalmasını çok, çok seviyorum. Türkiye'de her şey çok daha hızlı değişiyor; sevdiğin bir yer belirliyorsun ve bir sene sonra bir bakıyorsun el değiştirmiş, satılmış, değişmiş. Bir ürün beğeniyorsun, piyasadan çekilmiş. Burada da ufak bir değişiklik var, Amore Mio satılmış. Renato ve Francesco artık burada değiller. Adı, tabelası aynı kalmış, içerinin düzeni biraz değişmiş ve benim o bayıldığım prosciuttolu, tartufo soslu, tavuklu salatam artık yok!


Moyo'dan sonra Ashley koşusuna gitti, ben de kitaplarımı alıp Piazza Santa Maria Novella'ya gittim. Yolda kendime bir çift beyaz terlik baktım geçen seneki gibi, ve yine gönlüme göre bir çift beyaz, sade terlik bulamadım. Hep yapmak istediğim gibi çimenlere oturdum ve en sevdiğim hocalarımdan birinin hediye ettiği "Brunelleschi's Dome"un bir bölümünü daha okudum. Akşam aperitivomuzu Moyo'da yaptık, özlemini çektiğim pilavlardan, sandviçlerden, omletlerden tabaklarca yedik! Önce içerde oturuyorduk, yanımızda da Amerikalı bir çift vardı. Adam beyaz şarap içiyordu, kız kırmızı. Ben de beyaz şarap içiyordum. Adam da bir yakışıklı, bir sevimli, bir hoş böyle kemik gözlükleri falan var, hani oturmuş, son derece çekici bir tip. Derken bu çiftle tanışıp konuşmaya başladık, kısa ve keyifli bir sohbetin ardından Boston'lu bir hukuk öğrencisi olduğunu öğrendiğimiz oğlan Fiesole'de kaldığı ve otobüse yetişmesi gerektiği için izin istedi. O gittikten sonra anladık ki kız ve çocuk bir çift değillermiş, yalnızca arkadaşlarmış! Kız da ertesi gün Amerika'ya döneceğini söyleyerek kalktı bir süre sonra ve Ashley hemen oğlanın ne kadar harika olduğunu söyledi, aman Tanrım evet, sahiden de öyleydi ve o kızın üzerinde "biz sadece arkadaşız" falan yazan bir tişört giymesi gerekiyordu! Öyle hoş bir adamdı ki geçen sene son günümde tanıştığım Avustralyalı delikanlının buradan az bir zaman önce ayrılmasından ötürü duyduğum üzüntü bir anda son buldu. Neyse, bu güzel karşılaşmanın ardından geleceğe daha bir ümitle bakıyoruz artık, yani bir yerlerde gönlümüze göre olabilecek, bizi mutlu edebilecek, heyecanlandırabilecek birileri sahiden olabilir!


Yer boşalır boşalmaz dışardaki masalara geçtik. Burası Moyo - bu nedenle bir süre sonra yanımızdaki dört kişilik beyler masasıyla da tanışmamız gerekti. Neyse, fazla üzerimize düşmeden kalktılar, biz de yiyip içip eğlenmemize baktık. Karidesli makarna bile vardı, hayat bundan daha güzel olamaz! Yine de bir şey fark ettim; geçen sene buradan ayrılırken "Kim bilir böyle lezzetli yemekleri bir daha ne zaman yiyeceğim!" diye düşünmüştüm, fakat şimdi görüyorum ki geçen bir sene zarfında yemek pişirme konusunda inanılmaz işler başarmışım, zira artık böyle bir endişem yok. Gördüm ki ben şahane yemekler pişiriyorum ve evde de parmaklarımı yiyorum, hatta daha bile iyisini pişiriyorum bana sorarsanız! Bu sene dönerken bu konuda o kadar üzülmeyeceğim demek, yani tabii ki üzüleceğim ama yıkılmam gibi geliyor.

Bugün yine bulutlar, bulutlar; ama hava durumunu kontrol etmek için zırnık harcamadan çıktım dışarı. Koşudan dönene kadar bulutlar dağılmamıştı; o kadar iyi oluyor ki, serinlikte sporumu yapıp dönüyorum ve sonra beni mutlu eden güneş parlamaya başlıyor. Öğle yemeğimizi evde yedik, marketten minik güzel salatalar aldık kendimize. Sonra Ashley'in bir arkadaşına istediği cüzdanlardan almak için Mercato Centrale'nin önündeki sokak pazarlarına gittik. 

Babam hediye konusunda mutlu edilmesi zor bir insandır, kendisi seçmek, beğendiği şeyi alıp kullanmak ister. Babamın öyle çok çok sevdiği, aldığında inanılmaz mutlu olduğu, havalara uçtuğu bir şeyler yoktur pek; fakat parfümleri konusunda çok hassastır. Babacığımın çok sevdiği bir parfümü vardı seneler önce, sonra tabii ki o parfüm hiçbir yerde bulunamazlar listesine dahil oldu. Önce free shoplardan falan alınmaya başlandı, derken free shoplar bir yana, adeta tüm yurt dışı piyasasından da tamamen çekildi ve babam o parfümün üzerine hiçbir parfüm koyamadı. Zar zor aynı markanın başka bir kokusuna talim oldu, derken o koku da her yerde bulunmaz bir şey oldu. Babam benden bulabilirsem bu ikinci parfümden almamı istedi, ilkini artık hafızasından tamamen çıkarmış olmalıydı. Bugün bir parfümeriye girdik ve babamın ilk göz ağrısı, en sevdiği parfümden buldum! Heyecanla dışarı çıkıp babamı aradım, ben ondan daha heyecanlıydım resmen. Mutlu haberi verdim, iki şişe var ikisini de alayım mı dedim, al dedi, ben de parfümleri kaptım. Babamı böyle mutlu etme şansı kırk yılda bir gelir, harika bir duygu! Bir de beş yüz küsür avroluk, sınırlı üretim bir parfüm denedik, Ashley'le kolumuzu yıkamıyoruz bugün - paranın kokusu üzerimizden çıkmasın diye. Samimi söylüyorum ama, pek çok kadın parfümünden çok daha farklı, taptaze ve kendine has bir kokusu var bunun.


Bir fotoğraf ve bir de sanat galerisine uğradıktan sonra Moyo'ya geldik, akşam Ashley'in öğrencileri için faydalanmak istediği ve buraların en iyisi olan bir organizasyon şirketinden bir kadınla Soul Kitchen diye bir yerde aperitivoya gideceğiz. Geçen sene yaptığım gibi, Moyo'da bir şeyler içerek oturup neler yaptığımı, neler gördüğümü, neler hissettiğimi didik didik yazmak istedim! Hissettiklerimin yarısını bile aktaramadım bana sorarsanız; yazmak istediğim tonlarca şey var adeta! Öyle uzun zamandır içimden bir şey gelmeyerek, heyecanlanmayarak yaşıyordum ki burada bunu yapmayı istemek, bunları yazmak bana nasıl iyi geldi anlatamam. Güzel şeyleri farkına varmak, boyalı bir bisiklet görüp ne tatlı bisiklet diyebilmek, ağzımın tadını bulabilmek, uyumaktan ya da uyanmaktan korkmamak çok, çok güzel. Dün gece eve döndüğümüzde Santa Spirito'dan müzik sesleri geliyordu, evin içindeymiş gibiydi gitar. Önce nasıl uyuyacağım diye panik oldum, biraz sonra çok sevdiğim şarkıların arka arkaya çalınmakta olduğunu fark ettim ve bu müzikle okuyabileceğimi, ardından uyuyabileceğimi düşündüm. Çocukken radyoyu açıp uyuduğum geldi aklıma. Gerçekten o müzikte uyuyabilirdim, fakat ben yatağa girmeden önce sona erdi. Geçen sene de evimin önünde naralar atan taşkın gençlere, sokaktan gelen trafik, müzik seslerine hiç aldırmadan mışıl mışıl uyuyordum burada. Şimdi de iki gecedir hiç sorun yaşamadan uykuya dalıyor, sabahları hiç korkmadan uyanıyorum. Dilerim içimdeki bu rahatlık beni hiç bırakmaz!

Hiç yorum yok: