18 Temmuz 2011 Pazartesi

Keşif


Bugün sıcaktan eridim sevgili blog. Resmen yapış terledim. Yapış terlemeyi herhalde ilk kez yaşıyorum, spor yapmanın haricinde hiç böylesine yapış terlememiştim. Böyle yapış terlemişsem de beş dakikada bu kadar yapış terlediğim hiç olmamıştı. Beş dakika yürüdüm ve sırtımdan ter boşandı, yüzüm ter içinde kaldı. Kolumda bir dergi taşıyordum ve kolum sırılsıklam oldu, saatim su falan geçirecek diye endişelendim bir ara. Narin bluzum kırış buruş olacak, pörsüyecek diye endişe ettim. Siyah ayakkabılarım eriyecek sandım sonra. Evden metro durağına kadar yaklaşık yarım saat yürüdüm öğle sıcağında. Sıcak olmasa Nişantaşı'na kadar yürümek isterdim, fakat ilk üç dört dakikanın ardından yoldan geçen taksilerin vahamsı görüntlerine güç bela dayanıp metroya kadar azmetmek bile insan üstü bir başarıydı.


Nişantaşı'nda farklı bir sohbet deneyimledim bugün, kendim için değişik bir şey yaptım yine. Ardından dergiden belirlediğim sergilere gittim, Soda'da yine bir takı sergisi vardı, daha önce gitmemiş olduğum Maçka Modern'de çok güzel bir fotoğraf sergisi vardı süresi uzatılmış, X-İst'te de başka ve yine çok güzel bir fotoğraf sergisi daha vardı. Arada bir kafede oturup mola verdim kendime. Bir iki ayakkabıcıya girip çıktım, orada ve kafede, elimde taşıdığım kitabı gören herkes sorular yöneltti hemen. Bu kitabı sağa sola götürmek konusunda düşünceliyim; dikkat çekmek için elinde böyle bir objeyle ortalıkta salınan bir avare izlenimi uyandırma arzusunda değilim pek! O nedenle öyle zank diye masanın ortasına koymak ve etrafa sinsi sinsi bakmak gibi şeyler yapmıyorum.


Dün kendime pamuk şekerli süt aldım. Tadı neye benziyor henüz bilmiyorum. Pamuk şekeri hiç sevmem ve nasıl yenir anlamam! Bunu daha önce yazdığımı sanıyorum - insanın ağzına girer girmez eriyor bir kere, yani ne yenebiliyor, ne içilebiliyor, boşluk gibi bir şey; öte yandan pamuk şekerli süt denince, yani hissediyor musunuz, bir çekicilik, bir şey var, pamuk şekerli süt! Pamuk şekerli süt, Tanrım, pamuk şekerli!


İtalya'dan döndüğümden beri iki kez ve büyük keyifle yemek yaptım. Biri nohutlu, sebzeli semolina, diğeri iste fasulyeli, ıspanaklı, kurutulmuş domatesli, fesleğenli, limonlu, zeytinyağlı, sarımsaklı ve parmesanlı semolina (ikincisi öyle enfes oldu ki bütün içeriğini yazmam gerekti). Aslında bu internetten bulduğum bir penne tarifiydi fakat Moyo yüzünden semolina delisi haline geldiğim ve pirinç, bulgur, buğday vb. aşığı olduğum için uyarlama yaptım. Semolina semolina dediğime de bakmayın, havam batsın bildiğiniz ince bulgur işte. Sıcak suyu üstüne dökünce beş dakikada pişen bulgur. Bugün sonuncu porsiyonu yedim, yeni yemeğimin yine semolina olmasını istiyorum. Bu sefer körili, bezelyeli, fesleğenli falan bir şey olacak. Hava o kadar sıcak ki bir şey pişirirken düşünemiyorum kendimi! Ana yemek olabilirim, buharlaşabilirim, daha fenası yemek buharlaşıp ziyan olabilir, her şey olabilir.

Bazen çok çılgın olasım geliyor. Hayır çok çılgın değil, abartıyorum; orta çılgın, renkli. Anı yaşamaya hazır hissediyorum kendimi bu sıralar, ondan belki bu tabirlerim. Yazın bronzluğu, şortlar; sıcakta, soğuğun kimi zaman yürümeme bile izin vermediği sokaklarda uzun uzun salınmalar, canım istediği an istediğim yere rüzgardan, yağmurdan, tipiden çekinmeden çıkıp gidebilmeler, kalabalıkta bir yerden diğerine gamsızca yürüyebilmek, dışarda oturabilmek - keşke hep böyle olsa hayatım, keşke hep böyle hissedebilsem, hiç hissizleşmesem. Aynaya bakıyorum ve kendimi çok seviyorum; hayır, narsist demeyin çünkü bir süredir bu hissi yaşamıyordum, bırakın şimdi doya doya söyleyeyim!

Hatta gülmek, kahkaha atmak, bakmak, görmek ve bunları paylaşmak istiyorum. Bilmeden, hayal kurmadan; sevinerek, şaşırarak, boşvererek, her duyguyla güçlenerek yaşamak, bol bol solumak istiyorum! Bilmeden, hayal kurmadan; sevinerek, şaşırarak, boşvererek, her duyguyla başka bir tecrübe edinerek!

Hiç yorum yok: