Hayat, bugün bana birkaç şey birden öğretti. Aslında birkaç gündür, hatta belki birkaç haftadır öğretmeye çalışıyordu; ama biraz ürküyor, biraz çekiniyor ve kendimi zorlamamaya, iç sesimin temelsiz bulduklarını görünürde vaat addetmeye çalışıyordum. Rahatsızdım, sağlam değildim, zira bir başkasının sözlerine yaslanarak, beni beklemesi olası karmaşıklıklarla savaşmak yolunda geride duruyordum. Yaslanmamalıydım. Kimseye değil, kendime güvenmeliydim. Çarpıcı gerçek şuydu: kendime hala gerektiği kadar güvenmiyordum. Aslına bakarsanız, kendime güvenmekten çekiniyordum!
Kendime güvenmememle kendime güvenmekten çekindiğimi fark etmek arasında büyük bir fark var. Bu farkı görebildiğim için bir adım daha ilerlemiş sayıyorum kendimi. Bu çok küçük bir adımdı, ama bunun son küçük adımım olduğunu hissediyorum aynı zamanda. İçimde bir fısıltı yankılanıyor: "Ya bu son küçük adımın değilse ve yine küçük küçük ilerlemeye devam edersen?" Hayır. Büyük adımlar atmamın zamanı geldi artık, bunu yapabilecek gücü kendimde buluyorum.
Bugün kendi "normalliğimde" biriyle tanıştım, daha doğrusu tanıdığım biriyle gecikmiş bir konuşma yaptım. Geçen yılki tek dersimden bir kız öğrenci. Sınıfta kimse kimseyle konuşmadığından (yine de her sabah inatla, deli gibi, kendi kendime, o günlerde neler yaptığıma ya da başıma gelenlere ilişkin girizgahlar yapıyor ve insanları konuşmaya teşvik etmeye çalışıyordum) iki ayın sonunda sadece birbirimize gülümseme samimiyetine varabilmiştik. Bugün yeni derse gittiğimde sınıfta yine o vardı ve önündeki sıra boştu. Oturdum. Birbirimize "Merhaba!" dedik, ve sustuk. Sonra, karşı konulmaz bir itkiyle, devam etmek istedim. Arkamı döndüm ve ona "Nasılsın?" diye sordum. Konuşmaya başladık. Konuştukça ondan pek çok şeyin bende olduğunu hissettim; beni anlayabilirdi ve dahası, beni anlamak onu rahatlatırdı da. Pek kimse tatil yapmamıştı, oysa o (da) yazın uzun bir tatile çıkmıştı ve "herkes" yazın çalıştığından o daha "yeni başlıyor"du. Öğrenmesi gereken çok şey olduğunu söylüyor, yetiştiremediklerinden mahcubiyet duyuyordu. Geçen yıl aynadan aşinaymış gibi yüklü bulduğum gülümsemesini atlamadım bugün. Ondan kendisine iyi davranmasını istedim, elinden geleni yapmasını ve olmayanlar karşısında yılmamasını. Korkak ya da yılgın bir yapısı yoktu, öyle olmak durumunda değildi; ama bir gün kendini böyle hissederse onu dinleyeceğini bildiği birinin var olduğunu önceden hissetsin istedim. Her kafa sallayışında yeni bir ortaklık paylaştığımızı hissettim; çoğu zaman "yardımlaşma" kavramının hiçe sayıldığı, beklentilerin yüksek olduğu, rekabetin alıp yürüdüğü bu ortamda birer ortaktık ve hayata etrafımızı dolduranlardan daha farklı bir pencereden bakıyorduk. Bütün bunların altı çizilmeliydi, yalnızlık hissi en başından ve olabildiğince giderilmeliydi. Bugün ayakta durup kendime güvenerek ona söylediklerimi, kendi başlangıç denemelerimde bir başkasından duyabilmiş olmayı dilerdim zira. Evet, ben bunları duyamamıştım; ama o zaman duymak istediklerimi şimdi kendim söyler -söyleyebilir- olmuştum. Artık büyük adımlar atabileceğimi biliyorum.
Kendime güvenmekten çekiniyordum, çünkü son bir inatla başkalarının bir şeyleri benden "daha iyi" muhakeme edebileceğini, ayarlayabileceğini, yürütebileceğini düşünüyor -hayır, "düşünüyor" değildim; düşünsem zaten bunun böyle olmadığını anlayabilecek durumdaydım, ama alışkanlığın etkisiyle düşünmemiş, olmayan bir şeyi kabullenme yanlışına düşmüştüm- ve kollarımı sıvayıp tozun toprağın içine atılmayı gereksiz bir çaba gibi görüyordum. Halbuki dizginleri kendi elime alsam çok daha iyi şeyler yapabileceğimi, her şeyi çekip çevirebileceğimi gördüm. Kimse yaşımı ikiye katlıyor diye benim hayatımı benden iyi yönlendirebilecek değildi. Yetenekli, tuttuğunu koparan, azimli, çalışkan ve gözü pektim; ve yaslanacak bir şeyler arıyorsam, onlar bu saydıklarımdan başkası değildi.
Tanrı, yol göstermek için bazen ufak hezimetler koyar önümüze. Zor bir prova bu, ama neyse ki bir prova; yalnız bunun tekrarı olmaz. İkinci kez geldiğinde prova değil mutlaktır ve üstesinden gelmek ya da yenilgiye uğramak bizim sorumluluğumuzdadır artık. Prova, tek seferlik bir öğrenme ve güçlenme şansıdır.
Şansımın bilincinde sahneden inerken, perde gerçeğe aralandığında rolümü ustalıkla oynayacağımı biliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder