26 Eylül 2010 Pazar

Bilincim akıyor galiba, tam akmıyor da sızıyor yani.




"Gamze estetiği" diye bir şey varmış. Estetikle şurdan bilmem ne alıp buraya bilmem ne edilmesiyle yanağınızda ya da nerenizde isterseniz oranızda bir gamze yaratabiliyormuşsunuz. Yenilikleri okumak bazen iyi de o girdaba kapılma düşüncesi insanı karmaşık boşluklara sürüklüyor. Yani "gamze estetiği"! "Hmm, şu yanağımda gizemli, sevimli, simgesel, çarpıcı, özel bir girinti olsa ne harika olurdu! Hemen bir doktora gidebilir ve ameliyata girip gamzeme kavuşabilirim!" Tanrı'm! Gayri ihtiyari işlerimi düşünmüştüm, güzel dişlerim olduğunu; ve bir anda, istemsizce, bir dişçinin eline bırakılsa pek çok işlemden geçirilip daha da güzelleştirilebileceklerini - ve irkilip o an attım dişlerimi kafamdan. Birileri yüzüne gamzeler kondururken ben kendi haliyle pek güzel bulduğum dişlerimi derhal yoruma kapatmalıydım!

Bir bulaşık süngeri reklamı gördüm. Az zamanda çok bulaşık yıkıyormuş. Evet, sünger ayaklanıp bütün bulaşıkları tertemiz ediyormuş ve bize de rahat rahat oturmak kalıyormuş. Sekiz yüz katlı tuvalet kağıtları ve beş yüz katlı tıraş bıçaklarından sonra sonunda bulaşık süngeri üreticileri de pazarlama açmazına girmiş olmalılar.

İletişim çağından bazen çok, çok sıkılıyorum. Her gün yığınla elektronik posta geliyor, yarısına cevap yazmak gerekiyor. Ve ben, layıkıyla yazacağım diye, kafamı daha fazla toparladığım bir zaman yanıtlamak üzere onları erteliyorum. Birikiyorlar, birikiyorlar, düşüncelerimi taciz ediyorlar artık. Oturup en acillerinden başlayarak hepsini yanıtlıyorum. Bu posta bombardımanının içine katılıp bana ulaşmış, sevdiğim, bana yazdığına sevindiğim kimseleri yanıtlarken okuduklarımın ve yazdıklarımın ancak yarısının keyfine varabiliyorum. Üzülüyorum bu halime. Halbuki yazar gözlükleri takıp sıcak bir fincan eşliğinde ve gülümseyerek, içimden onların varlığına bilinçli teşekkürler ederek yazabilirdim - canlı cansız her türlü varlıkla, arka arkaya, kesintisiz iletişim çağında olmasaydık. Daha fenası, hiçbir zaman bitmiyor ayrıntılar. Yapılması gereken her şeyi yapıp omzumdan bir yük kalktığına sevineceğim sırada yeni bir yığın geliyor! Haftalık bültenlere, festivallere, bilet satışlarına sevineceğime endişelenirken buluyorum kendimi! Takibe yetişemediğim gibi gelişigüzel de olamıyorum - bir anda tiyatroya gidebilmek istiyorum mesela, oysa biletleri önceden almak gerekiyor ki kapıda kalınmasın. İnsan her türlü içeri girer, der annem, girer de nereye düşer? Böyle gayrimeşru işlerde çok gerilirim ben. Kenarda köşede kalmak, eğilip bükülmek de istemem pek. 

Tatilin bitip okulun başlayacak olmasındandır belki bu aşırı sorumluluğum varmış gibi hissetme halim. Bir yerlerden çok şeye karışmaktansa son güne kadar pinekleme hakkımı kullanmaya çalışıyor olabilirim! Makyaj yapmaya başlayacak yaşta makyaj yapmadan evden çıkmanın rahatlığını keşfetmiş biri olarak, tatil alışkanlıklarımı geride bırakıp yeni alışkanlıklara yelken açmaya çekiniyor da olabilirim. Hayatı bir düzenden diğerine kaydırmak kolay iş değil aslına bakarsanız. Şehir değiştirmek, bunu yaparken koca bir evi taşımak, yerleştirmek. Eksikleri tamamlamak için sabahtan akşama dek alışveriş merkezlerinde, marketlerde, elektrikçilerde dolanmak. Sabah sporunu akşama kaydırmak, açık havadan salonlara geçmek. Yavaş yavaş üşümek, günün birinde tişörtün üstüne eklenen ceketlerin fayda etmez olduğunu mora çalan bir renk değişimiyle keşfedip yazlıklara elveda demek; ondan çok önce sabah kahvaltısına eklenen üç beş üzümden vazgeçmiş olmak. Esasında beni yoran bunların olması değil, bunların olacağını düşünmek. Bize geleceğini bildiğimiz şeyleri düşünerek ne çok zaman kaybediyor, oysa geldiklerinde onları nasıl da doğallıkla kabulleniveriyoruz! Sanırım en yorucu olan oturmamışlığın, belirsizliğin içinde hissetmek. Ders programım belli değil, bir dersten onay bekliyorum ve hocayla görüşeceğim. Yine de görüşmeden önce bir ipucu verse daha iyi olurdu, ben de görüşmem gereken yeni hocalar belirlerdim! Birtakım sınavlarım falan var sonra, onların da ne olduğu tam belli değil. Yeni geldik ya, bir sürü şey bir türlü oturamadı henüz. Oturun oturduğunuz yerde!

Hiç yorum yok: