12 Eylül 2010 Pazar

XIX. Panjur


Babamın pazar keyfini bozup maaile gittik Çandarlı Pazarı'na. O duyguyu iyi bilirim. Hiç çaktırmadıysa da bence bizim gelmemizi çok da istemezdi. Alışveriş yapacağım zaman ben de etrafımda birileri olsun istemem.





Pazarı görür görmez babamın şans eseri bagajda bırakmış olduğu fotoğraf makinemi almak üzere arabaya geri döndüm.

- Bak bak! Evet, evet! Soğanları sarımsakları çekiyor! Soğan sarımsak çekiyor ya!






- Sen resim mi çekiyon? Beni de çeksene bi?



Biraz sonra amcanın karısı geldi gerilerden. Başında yemenisi vardı, pek tatlı bağlamış, genç kız gibi.

- Resim mi çekiyo? Bizi de çeksin!

Bana ışıl ışıl baktı, gülümseyerek başımı salladım, heyecanlandı biraz. Güzel yemenisini çözdü teyzem, onunla daha bir güzeldi ama onsuz çıkmak istedi demek. Elleriyle saçlarını şöyle bir düzeltti, beyinin yanına geçti.



- Onu ayrı çek ayrı, dedi amca, teyze gülerek ona bakarken.
- Neden onu ayrı çekeyim? Yan yana durun da beraber çekeyim!
- Onunla çekilirsek şimdi dilinden kurtulamam! Devamlı söyler durur!
- Yok yok, söylemez bir şey. Hadi ikiniz durun da öyle çekeyim!


Teyzem bu arada amcanın yanı başında durmuş, bir yandan gülüyor, bir yandan amcayı hafifçe dürtüyordu. Beraber çekilmeye onun bir itirazının olmadığı anlaşılıyordu. Amca da azıcık utanıyor muydu neydi, aslında o da beraber çekilmek istiyordu sanki. Aralarındaki gizemli bir naz gibiydi, öylesine sevgi dolu.



- Şimdi sen bunları çekiyorsun? Ama bunlar neye yarar ki; dalından kopmuş, geçmiş gitmiş bunlar! Tazesi güzel değil mi bunların? Dalında güzel bunlar, dalında...


Tiraje Teyze'min üç torundan biri Deniz. Çok yakışıklı, inanılmaz hareketli, pek de tatlı bir çocuk. Çocukları çoğunlukla bir türlü sevemediğim malum, ama Deniz istisnalardan. "Salata"sı da öyle.




Bayramın ikinci günü, bizim evde öğlen kahvesi içildi. Suna Teyze, Tiraje Teyze, annem, babam ve Tonton, Ünsal Amca ve Duygu Amca. Kimileri fotoğraf çekilmekten pek hoşlanmıyor. Dile getirilmese bile tavırlarından, bakışlarından bazen insanların onların yanında sürekli kareler topladığım sıralar gerildiklerini hisseder gibi oluyorum, belki de ben uyduruyorum. Annem fotoğrafının çekilmesini sevmez, daha doğrusu poz vermeyi sevmez. Fotoğraf çekilmeyi sevmediği gibi herhangi bir şeylerin fotoğraflarını da çok sevmediğini söyler, ama geçmişe ait bir yığın fotoğrafa bakarken bu iddialarından eser görülmez. Nitekim onların şöyle topluca bir fotoğrafını çekmek istediğimde ilk annem öne atılıp heveslendi, herkes de birkaç fotoğrafımız olmasını çok istedi. Aslında istediğim onlar konuşurken o tatlı mimiklerinden birkaç tane yakalayabilmekti, ama yaşıtım değiller ki şimdi doğal davranın, poz vermeyin deyip bir oraya bir buraya koşturayım. Belki de rahatsız olurlardı bu durumdan; pozumuzu verelim, çeksin derlerdi içlerinden.

Tiraje Teyze, "Eyvah Suna, bak başta oturuyoruz! Kilolu çıkacağız şimdi. En başta duranlar şişman çıkar hep." dedikten hemen sonra,



Annem: "Ay Tiraje Hanııım, ne hoşsunuz!"



O sıralarda Kaya Amca'yla Necla Teyze yoldalardı. Onlar bizim hemen yan komşularımız. Yokluklarının bu denli hissedilir olacağını hiç kestirememiştim. Meğer onlar olmadı mı yazlığın tadı çıkmıyormuş, evimiz biraz yarım kalıyormuş. Sabahları annemin uyandığı erken saatlerde onlar da uyanır, annemle beraber çay içerler. Çandarlı'nın serin sabahlarında onların kısık sesli konuşmaları hafif uykumu tatlı tatlı böler. Bu sene ben de erken uyandığımdan uykum bölündüğü gibi yataktan fırlayabilirdim, ama kendiliğimden uyandığımda çay misafirlerimiz yoktu. Duygu Amca da sabah çaylarına gelir, fakat o da oruçlu olduğundan uğrayamadı hiç. Bayramın ilk günü uyandığımda annemle ikisi çay içiyorlardı terasta.





Kaya Amcaları beklerken günlerdir kaldıramadığım kollarım biraz canlanır gibi oldu. İçten içe görmek istediğim, ama bakıp geçmekle yetindiğim etrafımı biraz görür gibiydim. Eylemsizlik bacaklarıma hala hakimdi, zaman da eylemsizliğimden yanaydı artık. Yalnız evimizin etrafımdan birkaç anı topladım. Onlara baktıkça keşke gitseydim, arasaydım, bulup heyecanlansaydım, heveslenseydim, geçmişi hatırlasaydım dediğim onca başka görüntü geldi aklıma. Hatırlayacak çok şey birikti. Ve hala hepsini hatırlamaya heveslenemedim.




Yine de zakkumların hakkını vermek istedim. Bu zakkumları köşenin ilerisindeki bahçeden buldum. Daha dolansam ne zakkumlar bulurdum, belki yapraklarının hepsi kalemle çizilmiş gibi, daha sık, daha canlı zakkumlar çıkarırdım başka başka bahçelerden. Ah, asıl denize gidip akşamüstü turunculuğunda zakkumlu yoldan dönsem kim bilir neler hissederdim? En son iki sene önce yapmış olduğum ve ondan önce her yaz tekrarladığım gibi, her seferinde başka bir insan gibi yürüdüğüm o yoldan bu başka insan olarak geçseydim?




Hanımeline bayılırım. Bizim bahçede de vardı eskiden, nedenini bilmiyorum ama artık yok. Her yaz çiçeklerini tek tek koparıp içlerinden o bir damlacık balın tadını almaya çalışırdım. Hanımeli yok olduktan çok sonra fark ettim kokusunu nasıl sevdiğimi. Şimdi bahar gelir gelmez bir yerlerde hanımeli kokusu arar, ona benzeyenini buldum mu olduğum yerde çakılıp kalır, uzun uzun solurum.



Bizim buralarda çok zeytin yetişir. Çok yakınlarda Zeytindağ diye köy var.




Sonra nar, ayva yetişir. Domates, biber falan da yetiştirirler bahçelerde. Patlıcan yetiştirirler. Bol bol şeftali, armut olur. Arada gizli gizli koparır yerdik. Çoğunlukla olgunlaşmamış olurdu armutlarla elmalar, hiçbir şeye benzemezdi tatları, ama dalından koparılmış meyve diye hiç ses etmeden yerdik.



Bizim hiç rüzgar çanımız olmadı. İlk bu çanı tanıdık. Uzun sabahlar annem Kaya Amca'nın devamlı çay karıştırdığını sandı. Kaya Amca'nın çayındaki şeker hiç erimezmiş, dakikalarca karıştırılması gerekirmiş gibi. Huzurlu bir muammaydı rüzgar çanı.




Tiraje Teyzemin domatesli pilavı senede bir defa yenir. En çok annemle benim tabağıma konur. Herkes pilav aldıktan sonra annemle bana kalan pilavı bitirmemiz için açık çek verilir. Biz de bitiririz!




Gideceğimiz günün sabahı koltukların üstlerini örter, buzdolabını tamamen boşaltır, elektrikleri suları keser, ocağı kontrol eder ve panjurları kapatırız. Komşularımız birer ikişer evlerinden çıkarlar, Necla Teyze'yle Tiraje Teyze ellerinde su kaplarıyla görünürler. Hepimiz tek tek, uzun uzun sarılır, sonraki sene görüşmek üzere birbirimizden ayrılırız. Arabayı hareket ettirmemizle beraber sular boşaltılır, biz gözden kaybolana dek arkamızdan el sallarlar.

O panjurların dili olsa da konuşsa! Her sene kapatılır, sonraki sene yeniden açılırlar. Onlar açılıncaya dek hayatlarımızdan neler, neler akıp gidiyor. Her yıl o kadar çok şey başkalaşıyor, vücudumuzda ve kafamızda öyle çok şey değişiyor ki. Yine aynı yere dönüyoruz sonra. Biz daha farklı olmuşuz, evimiz ise yalnızca biraz eskimiş. Ben yepyeni duygularla tanışıp büyürken o bir sene beklemiş, beklerken biraz yaşlanmış. Başka bir şey yapmamış ama. Sabırlı, sadık bir gözlemci gibi kalmış. Onun için zaman durmuş, bizim için koşmuş. Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, dediğimiz ilk andan sonra yavaş yavaş bizde çok şeyin değiştiğini görüyorum artık. Bir yandan güzel, bir yandan her şeyin bu denli farkında olmadığım zamanları özlüyorum. Geri gelmeyeceğini bildiğim zamanlar ya, üstünde durmuyorum. Geçmişi seviyorum sadece.

Bu sene panjurlarımız da değişti. Minik dut ağacımızın arkasında, sonraki seneleri yeni panjurlar bekleyecek.



Hiç yorum yok: