Adam gibi yazmayalı bir ufak Ankara gezisi, Kuzguncuk'ta rengârenk bir gün; muhteşem, rüya gibi bir Kapadokya seyahati, iki ödev teslimi, evime farklı zamanlarda aldığım iki buket çiçek, bir kavanoz balkabağı reçeli, iki veya daha fazla ev temizliği, safranlı pilav, tikka masala soslu tavuk, Tiraje Teyze'min uydurduğu istiridye ve soya soslu tavuk, sade yasemin pilavı, kimyonlu domatesli et, bir şişe pembe şarap, evde bir konuk ağırlama, dışarda çok kez buluşma, üç sinema filmi, iki konser, bir sürü yeni hırka, kazak, bluz ve iki yeni çizme olmuş.
Kapadokya için "başka bir gezegen" diyor annem. Öyle. Kapadokya'da kömür kokuları bana çocukluğumu hatırlatıyor.
Kuzguncuk
Kitapçıda geçirdiğim çok güzel bir gün vardı, o gün fotoğraflar da çekmiştim buraya koyayım diye. Livaneli'nin yeni romanını garip bir tesadüf sonucu almaya karar verdim. Henüz hiç Livaneli okumuşluğum yok. Türk yazarlarla da pek barışık olmadığım biliniyor, ama bu kitap, diyorum ya garip bir şekilde girdi hayatıma. Metroda yanımdaki kadın okuyordu ve açık olan sayfada "Profesör", "Wagner", "Agatha Christie" sözcüklerinin tamamı birden geçiyordu. İnanılmaz bir merak ve istek uyandı içimde, neymiş bu kitap dedim. Türk romanlarında profesörlere sık rastlamıyoruz sanki, şaşırdım.
Tikka masala soslu tavuğumla safranlı pilavımı ve ortada kimyonlu etimin yapılış sırasındaki pozlarını da görüyorsunuz yukarda. Safranda bir numara olmadığını resmen kanıtlamış bulunuyorum. Yukardaki safran ta Afganistan'dan geldi, çok feci hakiki bir safran. Evet, pilavın rengini değiştirdi, ama tadı yani öyle fiyatından beklenecek bir şey değil. Safran maceramız da nihayetine kavuştu çok şükür.
Lamb'i ta ortaokul yıllarından beri dinlediğim için konserlerine gitmek gözümde böyle hayal gibi bir şeydi. O zamanlar dinlediğiniz birileri buraya ayağınıza gelince bir tuhaf oluyor. Lamb'in erkek üyesi kadar işini severek yapan bir başkasını gördüm mü bilmiyorum. Adam resmen kendinden geçti çalarken ve muhteşem bir sahneydi. Ben de işime böyle aşık olsam keşke! Sağ altta ise Emir Bey'in çimlerde verdiği çok güzel konserden bir görüntü koydum. Ondan başka da zöö zöö gezdik. (Bu annemin lafı, geçerliliği hakkında hiçbir fikrim yok ama sevdiyseniz kullanın, yaygınlaşsın. Zöğ zöğ gibi okunuyor hani.)
Ayçiçeklerimle vazomu alırken dayanamayıp şu kedili kupayı da aldım.
Daha sonra bir gün minik çardak gülleri aldım.
Balkabağı reçellerim de kalp şeklindeydi. Hepsini yedim.
Yazmadığım sürenin özetini bu şekilde geçme düşüncesi dün akşam çalındı kafama; çünkü yazmadığım bu asırlık sürede başımdan geçen ve benim için önemi olan her şeyi yazabilmek istedikçe yine bir yazılacaklar yığını oluşturuyordum, dolayısıyla bir şekilde içimde kalmayacak bir özet, bir şey geçmek istiyordum. İfade şeklim feci hoşuma gitmişti ve bu duygu yaklaşık beş-altı saniye sürdü sanırım, zira hemen ardından orijinallikle uzaktan yakından alakam olmadığını ve Oğuz Atay'ın onlarca sene önce yaratmış olduğu bir kelimeler dizgesini farkında olmadan kopya etmiş bulunduğumu fark ettim. O da aynen, aynen böyle bir ifade kullanmıştı. Bu çalıntı halim pek hoşuma gitti yine de.
Dün sabah 7'de uyanıp Eminönü'ye gittim TOEFL almak üzere. Arabayı sınav yerinin bahçesine koyayım dedim, izin vermediler. Fırıl fırıl dönüp durduktan sonra çok katlı bir otoparka bıraktım arabamı ve sınav merkezine doğru yürümeye başladım. Yağmur yağıyordu, ama üşümüyordum neyse. Sol tarafıma bir baktım ki "Mısır Çarşısı"! Beş yıldır İstanbul'da olmama karşın Mısır Çarşısı'na hiç gitmemiş olmam meselesini masaya yatırmayalım şimdi. Eminim kendi açımdan mantıklı bir sürü neden sayıp dökebilirim. Saatime baktım, daha zamanım vardı. Gülüp girdim kapıdan içeri.
Yani o kadar güzeldi ki Mısır Çarşısı! Her tarafım lokum, kuru yemiş, kuru meyve, cevizli sucuk, baharat ve alabildiğine çayla çevrilmiş. Hepsinin ortasına dalıp yüzebilirim, hepsinden ve hepsinden çatlayana kadar tadabilirim. Lokumlardan ve meyvelerden daha tatlı olan, esnafın hali tavrıydı o sabah. Herkes yabancı sandı beni ve değişik dillerde "Günaydın!" demeye koyuldular sırayla. Gülüşleri, konuşmaları, bakışları öylesine sıcacıktı ki! Sanki hepsi tonton tonton uyanmışlar, "Oooh ben lokum satıyorum, şeker satıyorum, mis gibi çaylar satıyorum!"un mutluluğu içinde, beraber aynı çatı altında aynı işi sürdürmenin keyfini çıkarır gibiydiler. Bana lokumlar ikram ettiler, ayaküstü sohbetler ettik önünden geçtiğim başka başka dükkanlarda. Sınavdan önce lokum yemek de ne iyi geldi. Çıkarken bir amca, bir çay karışımının arasından minik bir çiçek verdi bana, bir dolu iltifatla süsleyip. Ağzım kulaklarımda çıktım Mısır Çarşısı'ndan.
Sınavdan sonra, bir şeyler alsam mı, diye tekrar yöneldiğimde içerisi insanla dolup taşmıştı, aynı deneyimi tekrar yakalamam olanaksızdı. İçeri girmedim, bir şey almadım oradan. Mısır Çarşısına ilişkin tüm anılarım, prensesler gibi karşılandığım sıcacık bir şeker koridor olarak kaldı.
Sabahları her şey ne kadar güzel olabiliyor, değil mi? Sabah güne başlama saatlerini çok seviyorum ben. Geçen bir sabah dört saatlik uykunun ardından okula gittim dokuzda, yine ödev teslimi vardı. Bir amca yerleri süpürüyordu. Bir kızla oğlan sabah sporundan dönüyorlardı, havanın yağmurlu olmasına rağmen. Böyle sahiden film gibi birtakım sahneler dönüyordu yani önümde, herkesin güne başlama hikayesini gözlerim çekiyordu. Herkesin sabahına bir fon müziği olmalı, diye düşündüm. O sabahki gibiyse hele, yani kuşlar pek ötmüyorsa, hava az biraz karanlıksa. Bu paragrafımı da pek havada uçar buldum şimdi.
Dün akşam tavşanlı terlikler giyip patlamış mısır yemek istiyordum. Tavşanlı terliklerim yok, ama olsa dün akşama pek uygun olurdu. Tavşanlı terliğim olmadığındandır belki, inanılmaz bir yeme krizine tutuldum. Yüz gram ceviz ve yüz yirmi gram kuruyemiş - kuru meyve karışımı yedim. İki elma, on iki yuvarlak dilim de ananas yedim. Bir meyveli yoğurt yedim. Ve bütün bunları normal akşam yemeğimin üstüne yedim. Ve bütün bunları yemiş olmama rağmen hala delicesine tatlı bir şeyler istiyordu canım. Yorgunluk mudur nedir bana bunu yaptıran bilmiyorum ama duramadım yerimde. Yemekten pilim bittiğinde yatağıma çekildim. On iki saat uyudum hepsinin üstüne.
Sabah evimi temizleyecektim, ama dolabımı düzenledikten sonra fark ettim ki ev temizliğini götüremeyeceğim bugün. Derhal giyinip spora gittim yoksa ikinci bir tavşanlı terlik atağı gelecekti, tavşanlı terliklerle hiç ilgisi olmadığı halde.
Tatlı kız arkadaşlarımla sakin bir akşam geçireceğiz birazdan, yemek yiyip bir şeyler içeceğiz ve umuyorum bol bol da güleriz.
Bir telefon konuşmasında "Öyle yaani!.." denmeye başlanmışsa o konuşma bitmiştir ve daha fazla uzatmadan telefonun kapatılması son derece yerinde bir davranış olur.






3 yorum:
Aa biz de annemlerle "zöv zöv gezdim," deriz :) bu arada son cumleye de katilmamak imkansiz.
Demek bunun ciddi geçerliliği var :) Belki bizimkinin de sonunda v vardır? Belki de yöreden yöreye değişiyordur ;)
Olabilir, Egeliler v ekliyorlardır belki :)
Yorum Gönder