Yani övünmek gibi olmasın, geçen hafta bir muhteşem yemek pişirdim aklınız hayaliniz durur. Bu kadar korkunç bir giriş cümlesi yapılamazdı herhalde. Üstümden başımdan kendini beğenmişlik akıyor resmen. Ama biliyorsunuz aslında durum bu değil, sadece benim boğazıma biraz aşırı düşkün olmamdan ve yemek pişirmeyi de yemekle ilgili her şey gibi çok sevmemden kaynaklanıyor. Anlayışınıza sığınıyorum yani.
Cumartesi akşamı kızlarla White Mill'e gittik. Sera bademli tavuk aldı, ben de keçi peynirli mercimekli salata aldım. Salatanın Sosa'daki salatalar gibi doyurucu, pek mercimekli bir şey olacağı yanılgısına nasıl kapıldım bilmiyorum. Bunları okuyun ki siz öyle bir hataya düşmeyin. Birkaç parça otun üzerine mercimek serpmişler, azıcık da peynir küpleri koymuşlar işte, güya salata olmuş. Tabi dişimin kovuğunu doldurmadı. Öte yandan Sera'ya tavuklar fazla geldi, yarısını yiyemedi. Derhal, der-hal çektim tabağı önüme. Tabi sordum son kez, bak yemiyorsan yiyeceğim, emin misin diye. Eminmiş. Mmm tavuklar çok, çok lezizdi. Yağı daha az olsa inanılmaz da hafif bir yemek olacaktı.
Ertesi gün yemek yapacağım ve bademli tavuğun tadı gitmiyor aklımdan. Ben de onun bademsizini ama mantarlısını yapmayı tasarladım. Mantarı feci özlemiştim ve badem müthiş kaloriliydi. Bu aralar neler yediğim göz önünde bulundurulursa, ki ona birazdan geleceğiz, yemeğe tadı alınabilir ölçüde badem koymama imkan yoktu. Ben de sütlü, soya soslu, sebzeli, mantarlı ve bol sarmısaklı acayip şahane bir tavuk pişirdim.
Bu aralar bana bir şeyler oldu, çok ciddiyim yalnız. Hayatta yapmaya tenezzül etmeyeceğim şeyler yapıyorum boğazımla ilgili. Bir kere tatlı seven biri değildim şu zamana kadar, şimdi ise tatlı tatlı diye çıldırıyorum. Yerimde duramıyorum! Çok garip, her sabah kahvaltılık biberli sosa karıştırmak suretiyle bir tane ceviz yiyorum ben - yiyorDUM yani ve cevizle günlük ilişkimizin sınırları bu şekilde belirlenmişti. Son iki haftadır evde olduğum tüm süreler zarfında dolaba gidip geliyor ve kavanozdan birer ikişer ceviz yiyorum. Cevizi tek başına yesem iyi, bala batırıp batırıp yiyorum. Bazıları ballı, bazıları balsız. Ceviz yahu bu, ceviz! Geçen bir gün abartıp tam yüz gram ceviz yedim bir günde. Ondan sonra her gün ellişer gram ceviz yemeyi sürdürdüm. Sanmayın ki bir ballı ceviz yiyorum, hadi kızcağızın bünyesi istiyormuş diyesiniz. Önceki yazımda sözünü ettiğim kuru meyveler hala hayatımda. Yahu bu kuru meyveler peynirle nasıl güzel oluyor biliyor musunuz? Bir ısırık üçgen peynirden, bir ısırık gün kurusundan mesela. Üçgen peynirin üstüne yaban mersini reçeli döküp bisküvisiz mini cheesecake'ler yaratıyorum ayaküstü. Nasıl salaş bir görüntü: buzdolabının önündeyim, kapak açık ve kabını soyup açtığım üçgen peynirin üstüne reçel döküp iki lokmada yiyiveriyorum. O kapağı kapatana dek akla karayı seçiyorum.
Akşamları kendime sıcak çikolata yapıyorum, içtikten sonra bile birkaç dakikalık tatlı ihtiyacımı karşılayabiliyor. Tek içimlik poşetlerde satılıyor, suyla ya da sütle karıştırıp hazır edilebiliyor - ben suyla karıştırıyorum malum bir de süt içip boşa yüklenmeyeyim şimdi. Reçelli peynirlerden yeterli proteini alıyorum zaten.
Bugün evet hala pantolonuma girebiliyorum, ama karnım kocaman ve belimin alt kısmı koca bir çember halinde genişledi. Üst tarafım tam bir kütük gibi. Annem telefonda "Aman kızım yapma, etme!" diyor, ona da bu aralar acayip bir tatlı ihtiyacı gelmiş yalnız. Birimize olursa illa diğerimize de olmalı.
Bu işe bir dur demem lazım benim. Bu ben değilim yani inanın şuraya bir kamera koysak izlerken çok utanırım herhalde halimden. Belki de bunu yapmalıyım aslında, ama kamera olduğunu bilmemeliyim canım. Bilirsem çok zarif zarif yerim şimdi. Bu da bir yöntem tabii, kamera var diye yememek; ama eğlenmek istiyorsak - bakın genelde öğleden sonraları evde olmuyorum. Kapıcıyla anlaşıp yapabilirsiniz bu işi. Korkacaksınız yalnız.


2 yorum:
okurken sanki benden bahsediliyormus gibi hissettim:
bilmez miyim :)
Yorum Gönder