3 Ekim 2011 Pazartesi

Oh, sabah sabah yazmanın keyfi başka.



Geçen hafta salı gecesi miydi neydi, saat yarım olmuş yatayım diyorum bilgisayara son bir bakış atarken. Çok lazımdı ya bilgisayara devamlı bön bön bakmak, neyse. Bir arkadaşımın GRE kitabı arandığını gördüm tesadüfen -bundan sonra küçük harflerle yazacağım, büyükler çok kocaman geldi kusuruma bakmayınız-. Altına birisi yorum yazmış, o da "Tutuştum abi!" gibi bir cümle iliştirmiş. Dedim bu adam ne diye tutuştu ki ta bu zamandan, ha ben de gireceğim çünkü sınava ama kafamda şöyle bir şey var: ekim boyunca ara ara çalışarak hazırlanır, kasımda da sınava girerim. Kendi kendime öyle planlar programlar yani baktım mı sayfasını açıp, yok. O gün de kendime gre kitabı falan almışım, öyle bir azimliyim planlarım doğrultusunda.

Hayırdır, deyip müthiş bir üşengeçlik ve çekingenlikle sayfayı açtım ki ne göreyim, 6 Ekim'e kadar sınava girmezsem sonuçlarımı 1 Aralık'ta alıyorum en erken. Bunu görünce başladım okulların başvuru tarihlerine bakmaya. Hangi okula başvuracağımı bile bilmediğim için aklıma ne okul geliyorsa o okula baktım, çat çat çat bütün sayfaları açmaya uğraşıyorum - lenslerim bile yok galiba gözümde, baya baya uykuya hazırlanmıştım halbuki! Gördüm ki bazı okullar 1 Aralık'ta bütün belgenizi pılınızı pırtınızı teslim edin diyor. Yapılabilir tabi, her şey yollanıp "gre sonucum yolda, az biraz daha sonra geliyor!" gibi bir mektup atılabilir, aranıp konuşulabilir, neden olmasın; ama ben zaten bu başvuru sürecinden çok tırsıyorum, bir de böyle kem küm etmeye hiç gelemem. Öte yandan herkes de pek çalışıyor ediyor yani şimdi ayıp olacak çalışmadan girmek, hem tekrarı yok bunun yani öyle girip rezil bir sonuç alırsan kalakalırsın. Gecenin bir vakti böyle düşünceler içindeyim, o arkadaşla da yazışıyoruz ne yapsak ne etsek diye; dedim 4 ve 6 Ekim var, "Demin 5 Ekim de vardı, demek artık yok!" deyince işin bir de yarışsal boyutu olduğu ortaya çıktı. 

Tamam hayatta öyle çirkin hezeyanların yeri yok falan gibi yeni ve güzel felsefelerin peşinde yaşıyoruz ama insan tam yatmaya hazırlandığında böyle dallı budaklı seçimlerle yüz yüze kaldığında da müsaade edin afallasın. Neyse derin bir nefes alıp en sevdiğim hocama çok panikli birkaç mail yollayıp epey bir monolog döktükten sonra yatıp uyudum. Ertesi gün de kendi görüşlerim doğrultusunda cart diye kaydoldum 6 Ekim'e, neyse hocam da benimle aynı fikirdeymiş yaparsın edersin dedi sağ olsun. Öte yandan sınava girmeme vesile olan arkadaş "Ben girmeyeceğim, çalışır sonra girerim, öbür okullara da durumu bildiririm!" diye posta koydu. Sanki göbek bağımız bir kesilmiş de sınava mutkala ve mutlaka beraber gireceğimizi belgeleyen gizli bir pakt varmış gibi (pakt demeyi çok istedim) bir garip oldum, hani yarı yolda bırakılmış ya da kendi kendine gaza gelmiş gibi. Üç saniye sonra ise sınava erken girip kurtulmanın epeyce hayrıma olduğu düşüncesini kanı, sav olarak benimseyip rahat ettim.

Perşembe günü ta Bakırköy'de gireceğim sınava. Onun için bu hafta başlıyor zamansızlıklar. Zamansızlık ilk başladığı sıralar insanın canını sıkıyor, sonra adapte olununca kendini hissettirmez oluyor. Onun için bir iki hafta zamansızlık hezeyanları yaşayacağım sanırım. Zamansızlık hezeyanları içinde yazmaya falan da vaktim olmuyor tabi, derken, vay niye vaktim olmasınmış, deyip böyle çalakalem yazmaya koyuldum.

Geçen haftadan bu yana okuduğum bazı güzel şeyler oldu, onları kafam not ettim hep. Buyrun: Tanımadığım bir oyuncu kadın şöyle demiş: "Pılımı pırtımı toplayan bir kız olmadım hiç, kitaplarımı alıp giden bir kadın oldum her zaman." Yine bir oyuncu, Orhan Kılıç, Berlin Yüksek Sanatlar Akademisi'ne girmek için yapılan son elemelerde jürinin "Bize öyle bir şey yapın ki isimlerinizi aklımıza kazıyalım!" buyurmasına karşılık jüri masasının üzerine çıkarak jürideki herkese tek tek, yüksek sesle "Orhan!" dedirtmiş ve sonunda da koro halinde tekrarlatmış (tabii ki almışlar adamı)! Kürşat Başar bir yazısında, bir kitabında şöyle yazdığını yazmış: "Birini sevmek için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu gerçekten seviyorsun demektir." Ve son olarak, "Evet, sapıksınız çünkü insansınız." diye minik bir şey (Ertuğrul Özkök'ü tercih etmiyor olmam "Dopamin Nehri'nin kenarında" başlıklı yazısını merak edip okumama engel değildi bu pazar sabahı). Bunu yazmamla aklıma geldi, "P.S. I Love You" filminde kız "Artık hata yapmak istemiyorum" gibi bir şey söylediğinde adam ona "Yanlış türdesin sevgilim, ördek olmalıydın." diye cevap veriyor, süperdi ("Welli you're in the wrong species, love. Be a duck." diye dilinde yazınca hatta daha da süper geliyor bana, bir de aksan ekleyeceksiniz buna). 

Evet makyajımı yapıp okula gidiyorum bir deneme çözmek için. İyi geldi. 

Hiç yorum yok: