27 Aralık 2010 Pazartesi

Düz Taban Alışveriş


Eveet, yılbaşı hediyesi faslını bugün bitirdim! Akşam tekrar Kanyon'a gittim. En alt katta bir yılbaşı konseri vardı ve şarap, kestane ve bir şeyler daha dağıtılıyordu. İnanılmaz bir kalabalık - ve tabii ki gideceğim mağazaların çoğu alt kattaydı!


Dün beğenip de almadığım, sonra düşünüp taşınıp kesinlikle almaya karar verdiğim kupayı aldım hemen. Makaronun tadını sevmiyor olabilirim; ama hepsi birden rengarenk ve tombiş tombiş oturdukları zaman içim yumuşacık oluveriyor. Ve dayanamıyorum, Paşabahçe'de beğenip içinden sevdiklerime parçalar aldığım seti ifşa ediyorum! Bana bakın; sizi çook seviyorsam ve adınız e, m, ö ya da s harfleriyle başlıyorsa rica edeceğim kendinize böyle ufak tabaklar almayın. Evet, ne yapalım, belki de artık size hediye aldığımı biliyorsunuz ve hatta ne hediye aldığımı da biliyorsunuz; ama o kadar severek aldım ki hepsini, şimdi buraya koymasam nasıl içimde kalacak!


Ay sonra kendime bir saat aldım! Kaç zamandır bir saat alayım diyordum; iki senedir de bir markanın çok beğendiğim saatlerine takmıştım kafayı. Bayramda annemle gezerken eyleme geçip üç ayrı saatlerini denedim kolumda, nasıl kötü durdular anlatamam. Halbuki kendi başlarına pek güzel görünüyorlardı. Saat almak mühim bir iş olduğundan annemle babama göstermeden kullanmamaya karar verdim ve koluma göre ayarlatmadım. Saat almaya çıkmamıştım yani; o kadar spontane bir durum oldu ki, bu çok ciddi işi falsolu yapmış olabilirim diye endişelendim. Şimdi düşünüyorum da, galiba arabayı servise götürdüğüm gün gidip ayarını yaptırabilirim. Böyle yumurtadan çıkar gibi geldiği için illa da birilerinden onay bekliyorum, halbuki çok sevdim yahu saatimi. Evet evet, ben sevdiysem tamam olmalı!

Yoğun ve düşünceli olduğum zamanlar, attığım her adıma birilerinin kafa sallamasını istiyor ya da buna ihtiyaç duyuyorum. Annemi bugün yedi yüz altmış iki kere arayıp "...'ya şunu alıyorum, iyi midir sence?" "Bak şimdi, şöyle bir tabak var, şurasında şöyle bir çıkıntısı var; ama öyle değil de böyle uzuyor bak bak. Sence ...'ya bunu mu alayım, yoksa öteki bilmem neyi mi alayım?" "Anneaaa, ...'ya bilmem ne mağazasından zart zurt mu alayım yoksa vırt zırt mağazasından cırt cırt mı alayım?" diye sorular sordum. Yazık kadıncağıza yahu, görmediği dünya kadar şey hakkında oturup yorumlar yaptı on saat. Nasıl bir sabır işi anne olmak! Vallahi ben olsam "Salak mısın!" der ve kapatırdım, hadi birincide ikincide olmasın ama üçüncüde kesin yapardım bunu, ve evet sonuna soru işareti değil ünlem koyarak yapardım. Ya babamın hali nasıldı acaba, bir buçuk dakikada bir annemin telefonu çalıyor ve ben sapır saçma sorular soruyorum. Zeka seviyemden epey, epey şüphe etmiş olmalılar.

Ama insanın nasıl kafası karışıyor! Örneğin dergi almaya niyet ettim, of ne çok dergi, ne çok! Yemekle ilgili bir şeyler alayım diyorum, ama öyle sırf tarif istemiyorum ve baktıklarımın hepsi sırf tarif. Bilhassa cross yaparken okumak için almak istiyorum, dolayısıyla ilgi çekici bir şeyler arıyorum ve malzeme listeleri, neyin kaç dakika pişirileceği ortama pek uymuyor. İngilizce Women's Health alayım dedim mesela, ama Ocak sayısı çıkmış, şimdi birkaç güne bizimki de çıkar ve konuları hemen hemen aynı olursa boş yere almış olacağım. Ondan başka da ocak ayı dergileri pek çıkmamış. Ööyle arandım durdum. Hep pet şişeden su içiyorum, acaba kendime şu afili, bardaklı mardaklı sürahilerden alsam mı diye düşündüm. Gördüğüm her değişik kokulu kreme atladım, halbuki evde kocaman kremim var benim ama işte değişik bir şey gördüm mü atlıyorum. Projeye başlayacağım, şöyle rengarenk bir termos alsam mı kendime dedim; ama o rengarenk termos ya içeceğimi sıcak tutmazsa diye de endişelendim. 

SOGLA için defter almak istiyorum, Kanyon'daki kırtasiyeden kendime bir defter beğendim ama Akmerkez'e de uğramayı kafama koyduğumdan oradaki kırtasiyelere bakmadan edemeyeceğimi fark edip bıraktım. Akmerkez'deki defterleri beğenmedim ve en kısa zamanda öteki kırtasiyede beğendiğim defteri almaya karar verdim. Yılbaşı hediyelerinin yanı sıra tabii ki olmazsa olmaz kartlar aldım, kime hangi kartı alacağımı belirlemek için seksen dokuz kez kitabevleri ve kırtasiyeler arasında mekik dokudum. Yaptığım her işe çok özeniyorum. Örneğin Selen'e aldığım kartta minik bir köpekçik mi nedir bir şey var, ve neden bilmiyorum ama bana paylaştığımız bir şey gibi geldi; yani sanki Selen daha önce bana öyle bir şey almış falan gibi, ve o kartı anında ona aldım. Aldığım diğer tüm kartlarda da buna benzer hisler aradığımdan bir ufak kart işi bile muazzam bir koşuşturmacaya döndü. Asıl hediyeleri nasıl seçtiğimi siz düşünün.

Ama şikayetçi değilim! Neden biliyor musunuz, çünkü sevdiklerim var ve onlara hediye almak için koşturacak hevesim var; çünkü onca işin gücün arasında heyecanlanıyorum, özeniyorum, hissediyorum; çünkü onlara ve kendime değer veriyorum. 

Ay evet, Paşabahçe'de böyle tatlı mandallar var. Ne yapacağım bu mandalları bilmiyorum ama duramadım, aldım!

Akşamın sekiz buçuğunda Kanyon'dan çıkıp bir de Akmerkez'e gittim, evet, ve işin belki de en zor kısmını, bir erkeğe hediye alma kısmını da orada hallettim. Tüm kartları ve hediyeleri böylece toparlamış oldum, elimde torba torba ve torbalarla evime döndüm sonunda! Çok yorgun, bir o kadar da sakin, huzurluydum! 

Bu hafta kabus gibi. Sürekli ne gün ne yapacağımı düşünüyorum, çıldıracak gibiyim. Şimdi, hemen ders çalışmam gerekiyor örneğin, saat bir. Bir! Bu gece çalışmalıyım ki yarın hocaya soru sorabileyim. Sabah 9:30'da toplantım var ve o biter bitmez dersim başlıyor. Dersim biter bitmez mahalle kavgasına gideceğim. Ondan sonra vaktim olursa bir şeyler yiyeceğim ki ölmeyeyim. Lokmalar boğazıma dizili, Ethem Hoca'nın ofisine koşup öksüre öksüre sorular soracağım. Servis kabul ederse arabamı götüreceğim, etmezlerse dönüp ders çalışacağım. Salı, çarşamba ve perşembe günleri de aynen bu şekilde, dakikası dakikasına planlanmış şekilde geçecek! Bu sabah banyo yaparken hangi günler saat kaçta yıkanabileceğimin bile planını yaparken buldum kendimi.

Hiç yorum yok: