17 Aralık 2010 Cuma

Çam sakızı


Şu fotoğrafı diğerlerinin arasından beğenip buraya koyacağım diye kaç tabak risottoya bakıp iç geçirdim, ne eziyetler çektim.

Tanrım, hiç kilo almayacak olsam her gün, tıka basa pilav yerdim. Yarın ve pazar için, yalnız iki gün için pratik bir şeyler pişirmeyi planlıyorum ve odamdaki yemek kitaplarına bakarken İtalya'dan aldığım ama daha bir tarifini bile yapmaya fırsat bulamadığım "Risi e Risotti" kitabına da göz atayım dedim. Ağzımdan yerlere sular akacak neredeyse. Of, hepsi de nasıl güzel görünüyor; şişko şişko, biraz birbirine sokulmuş, yapışmış ama yine her tanesi seçilebilir! Üzerlerinde minik baharat benekleri, aralarında bezelye olur, ıspanak olur, kuru üzüm olur, zeytin olur, domates olur, peynir olur, tavuk olur, yahu ne koysan olur zaten pirince. Her sabah kalksam spor yapsam, her akşam risotto, ince bulgur, öyle bir şeyler pişirsem yesem. Evet, ilerde böyle bir hayatım olsa! Şimdi koca tencere pişirsem diyorum, olmaz. Hayır ne diye biraz yeyip duracakmışım yani, ya da ne diye pirinci az olsun sebzesi bol olsun gibi uğraşlara girecekmişim?  Hakkını vererek yemek lazım bir kere, ama hayat kalabalığı pilav bazlı yemeklere gereken saygıyı göstermeye müsaade etmiyor bu aralar. Öyle okul, ders, iş güç arasında her akşam pilav diye ana yemek yapılmaz yani. Gerçi her gün dört beş koca elma ve kuruyemiş yerine rahat iki tabak pilav yiyebilirim, ama ah işte, stresliyken elma ve atıştırmalıklar hayat tarzım oluyor şekerim! Pilavsız hiç kalamam, ama sırf pilav yersem sonra, aman, korkabilirim. Aslında ilerde evlenip çoluğa çocuğa karışırsam onlara hep risotto pişiririm ve dördümüz bölüşürüz! Hey, evlenmek hakkında ilk olumlu düşüncem şu an filizlendi!

Şubat'ta Ankara'ya gittiğim zaman, vallahi hem ince bulgurlu bir şeyler yapacağım Moyo'dakiler gibi, hem pirinçli bir şeyler yapacağım oradakilerden daha da güzel! 

Katie bulguru Türkiye'de keşfetmiş, önceden hiç bulgur yememiş. İki gün önce marketten koca bir paket bulgur almış; bardağa koyup üstüne kaynar suyu döküyor, bekliyor ve bayıla bayıla yiyor. Kızcağız hiç incir yememiş bugüne kadar, Amerika'da incir yokmuş yahu bak sen. Kuru incir denedin mi dedim, denemiş ama sevmemiş pek, ben de sevmem dedim; ama ben, örneğin kuru hindistan cevizini falan çok severim dedim. Meğer onu da yememiş. Ohooo dedim, ben bir koşu kuru meyve alayım da yiyelim beraber artık, vakti gelmiş. Herhalde iki aydır almıyorum sahi kuru meyveciklerimden. Onlar da şekerli olmasalardı canım.

İnsan uykusuz olunca acıkıyor biliyorsunuz, ve ben çok uykusuzum. Bu gecelik de böyle gidivereyim; pazartesi sınavım, salı operam, çarşamba toplantım var ve bir ümit, çarşamba-perşembe dolaylarında ezelden beri yazmak istediklerimi dökerim, hatta daha iyisini yapıp o ezelden beri yazmak istediklerim yerine başka ve o anki ruh halime göre bir şeyler yazar çizerim; zira ezelden beri ne yazmak istediğimi bilmiyorum, unutuyorum. Sürekli bir şeyler hakkında yazmak istiyorum; özellikle kahvaltı ederken geliyor bu hisler - neticede güne yeni başlıyorum, hevesliyim. Birkaç saat sonra ödevdi sınavdı falan derken hepsi sıyrılıp uçmuş oluyor aklımdan. Sonra ben bunları biriktirme çabasına giriyorum, unutmayayım diye çoğunlukla aklıma bazen de defterime falan yazıyorum bir şeyler; ama tabi günler sonra o heves kalmamış, vakit kalmamış ya da ikisinin uyumlu bir kombinasyonu oluşamamış oluyor. Bunlar birikip birikip korkunç bir yumak tepesi oldukları zaman, evet hem yumak hem tepe oluyorlar üstelik, insan geriliyor ister istemez. En iyisi böyle kedi yumağı gibi minik şeylerle, aklıma geldiği gibi oynamak.

Hiç yorum yok: