Dün "Koloni"yi okumaya başladım ve ilk birkaç sayfada romanın baş karakterini kafamda canlandıramama sorunuyla yüz yüze geldim. Ne kadar düşünürsem düşüneyim, altmış üç yaşında emekli bir Ermeni başkomiser yaratamıyordum! İlk önce çok tonton ve hantal oldu, göbeğini biraz küçültüp mesleğine yakışır bir atletiklik kazandırmaya çalıştığımda da efemine bir hale büründü! Çaresizce orta yaşın üzerindeki film yıldızlarını düşünmeye başladım, okuduğum ilk birkaç sayfaya uyanlar vardı, ama bu yüzlerin de beni kitabın sonuna kadar götüremeyeceklerini biliyordum! Aklımın gerisinde sürekli adamı gözümün önüne getirmeye çalışa çalışa epey bir sayfa okudum, ama o eksikliği dolduramadım işte!
Lionel Kasdan'ımın aynadaki aksini bugün spor salonunda koşarken gördüm ve kendimi zorlaya zorlaya bandın üstüne atışımın beklenmedik ödülünü alır almaz ter atarken taktığım çatık kaşlarımı aşağı indirdim!
Salon bugün neredeyse boştu, Çarşamba günü insan kalabalığından resmen hezimete uğramıştım. Yanımda koşmaya başlayan zibidi tipli genç herhalde banyo, deodorant falan gibi şeylerden bihaberdi. Burnumun direği kırık, aletlere geçmişken biraz öteden gelen korkunç seslerle irkildim, aynı delüğanlı boyundan büyük ağırlıkları hayvansal seslerle hareketlendirmeye özenmişti! - Beyler, lütfen spor salonlarında garip gurup sesler çıkararak çalışmayın, öyle itici oluyor ki bu kendine hakim olamama durumları. Hepimiz iki ık mık ediyoruz, ama kimse insan içinde böyle derin inlemelere hasret değil! - Yanımdaki Converse'li çocuk ise hip abduction'da kaldırdığı ağırlığı her seferinde müthiş bir acemilikle pat küt indiriyordu. İki sene önce ve hayatımda ilk defa bir spor salonuna adım attığım gün ben bile anlamıştım onların öyle bırakılmaması gerektiğini, ve hayır bu adam ısrarla bu seste bir gariplik olabileceğini geçirmiyordu aklından. İt-girl görünüşlü birkaç kız da gülüşe gülüşe boş boş geziniyorlardı, ter atacak gibi durmadıklarından neden boyunlarında havlu vardı kestiremedim. Neyse bugün birkaç kişi vardı da işimizi yaptık çıktık. Dönerken simit de aldım! İstanbul simidini özlemişim gerçi, ama sanırım ben de babam gibi Ankara simidini daha bir seviyor olabilirim? İkisinin ayrı yerlerde olmasını çok seviyorum. Her mevsim güllaç ve Ramazan pidesi yiyebilmek de istemezdim.
Dün gece Melekler Korusun'a küstüm. Duygularımızı neden böyle sömürüyorlar, anlayamıyorum. Tamam her dakika çiçek böcek şeyler göstermeyeceksiniz tabi, ama karakteri korkunç ve dramatik bir gerçeklikle küt diye ne diye öldürürsünüz?! Şimdi ne yapacağız, istisnasız her çözümün önüne çıkardığınız ve artık sevimsizleşmiş küçük engelleriniz yetmiyormuş gibi bir de cenaze merasimleri mi izlemeye koyulacağız yani? Ya da beni asıl etkileyen, sahnelerin darbeleyen aşinalığı olabilir mi? Geliyorum diye bas bas bağıran, ama öyle çığırtkan ki kaale bile alınmayan bir ölüm. Bunu bir de ekranda görmeme hiç gerek yoktu.

Birkaç hafta önce gece yarısını çoktan geçmiş, odamda yazı yazıyordum. Annem sekizinci, babam üçüncü uykularında, evde çıt çıkmıyor; ama en ufak ses yok, gürültücü-uykucu anneme çok ters düşecek bir sessizlik. Annem bir anda, son derece beklenmedik ve en az bir o kadar net bir sesle, ve iliklerime kadar hissettiğim bir asabiyetle: "Konuşşma benimle!" diye bağırdı! Öncesinde ne bir mırıltı, ne bir kâbus görüyorum işareti, ne de sonrasında bir uyanış ya da ne oluyor tesellileri. Sanki odaları başka bir boyuta taşınmış da orada bizim algımızın ötesinde bir tartışma yaşanıyormuş gibi bir duygu, ya da annemin yatağının başında eciş bücüş bir şey bekliyormuş da annem sırtını doğrultup ona sesleniyormuş gibi. Korkunç ve çok gülünç, yatağımda büzülüp kaldım ve yazmaya dönene kadar bir süre kaskatı bekledim!

Masallarla uyuduğum zamanlarda geceleri sokak köpeklerinin havlamalarını duyardım, bugün dışardan benzer bir ses gelse yine gözümün önüne annemin iliştirdiği aynı sahne belirir. Korkulacak bir şey kesinlikle yoktur, çünkü köpekler ellerinde fileleriyle pazardan dönüyorlardır sadece!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder