Hatırıma gelen ilk ikizler olgusu, Hande'nin düğünündeydi. Şimdi gitsem ufak bir düğün mekanı olarak adlandıracağımı düşündüğüm, o zamanki gözlerimle baktığımda uçsuz bucaksız bir alandı düğünün yapıldığı yer. Bir başından bir başına zikzaklar çizerek yürümeye çalışsam herhalde bütün bir akşamımı bir keşif gezisindeymiş gibi geçirmiş olurdum. Nereden çıktılar bilmiyorum ama iki kız çıktı karşıma, ikisinin de üzerinde aynı puantiyeli elbise. Üst kısmı dar, altı fırfırlı, baloncacık, tamamı rengarenk. İkisinin de saçları kulak hizasında kesilmiş, ikisinin de çorapları, ayakkabıları bir. Dahası, yüzleri bir kızların. Bir yandan hayret ediyor, diğer yandan kafamı kullanıp olayı çözmüş olmanın bilgeliğini yaşıyordum. Çocukluğumun genelinde pek yapmamış olduğum bir atılganlıkla kızlara yanaşıp "Siz ikiz misiniz?" diye sordum.
Benim kardeşim yok. Onlar hep iki kişi olmuşlardı, birbirlerinden hep güç almışlardı. Bir yere gidecekleri, birisiyle tanışacakları, görüşlerini aktaracakları durumda hep birbirlerinin destekçisi durumundaydılar. Bense tabii ki haberdar olduğum bu "ikiz" kavramının ilk canlı örneğiyle karşılaşmış olmanın heyecanıyla, elbette bu standart soruyu soracaktım mecbur! Kızlardan biri bana dönüp "Sence?" dedi ters ters, ve yürüyüp gittiler. Alaycı, büyüklenen tavırları, en azından o günlere değin bir değil, hep iki kişi olmalarından kaynaklanıyordu belki. Tek başına bir çocuğa karşı hiçbir zaman altta kalmıyorlardı, çünkü birinin dediğine öteki arka çıkıyor ve karşılarındakini bir kere gafil avladılar mı kolaylıkla alt edebiliyorlardı. Eh, ben de az gafil avlanmamıştım! Kim bilir kaç kere duymuşlardı bu soruyu; onlar için gün gibi ortada olan bir gerçeğin her önlerine geleni çok tuhaf, alışılmadık bir şeymişçesine hayretlere düşürmesine burunlarını büküyorlardı tabii.
Televizyonda bir dizi vardı, izninizle şimdi adına da bakacağım - Sweet Valley High. Burada da iki güzeller güzeli kız vardı Jessica ve Elizabeth diye. Hayatıma giren ikinci ikizler bunlar oldu. Bayıla bayıla seyrederdim akşamları. Bunlar arada birbirlerinin yerine falan da geçiyorlardı. Elizabeth'le Jessica'yı birbirlerinden ayırt etmeye yarayacak bazı özellikler keşfetmiştim, örneğin Liz'in dudakları inceyken Jess'inkiler böyle daha dolgun, yumuşacıktı. Keza Liz'in yüz hatları daha köşeli iken Jess biraz daha dolgun hatlara sahipti. Liz'in dudağının üst kısmında bir de ben vardı galiba.
Babamın bir arkadaşının ikiz kızları vardı. Boyunlarına isimlerinin baş harflerinin yazılı olduğu kolyeler geçirilmişti kızların. Babamın anlattığına göre bu kolyeler olmadan babaları bile kızlarını birbirinden ayıramıyordu!
Bizim lisede ikiz kardeşler vardı yan sınıfta. Tek yumurta ikizi olduklarını duyduğum gün dalga geçiyorlar sandım. Boylarının boslarının farklı olması tamam ama yüzlerinin gözlerinin de hiç ilgisi yoktu birbirleriyle. Hala da yok derim. Onlar da çocukken daha çok benzediklerini ama büyüdükçe farklılaştıklarını söylerler. Peki nereden biliyorlar tek yumurta ikizi olduklarını? Acaba ikizlerin doğumundan sonra bir DNA testi falan mı yapılıyor? Sahi, DNA testi ile ya da ultrasonda da ilk üç aylık dönemde plasenta sayısına bakılarak yüzde yüz kesinlikle kaç yumurtadan ikiz çıktığı belirlenebiliyormuş! Bizim kızların da ellerinde böyle bir delil olacak herhalde ki tek yumurta ikiziyiz, diyorlar. Ama görseniz vallahi hiç benzemiyorlar, hiç. Burunları, dişleri, gülüşleri bambaşka.
Benim hafif topluca bir sucum var, her geldiğinde kapının eşiğine basar bir ayağını ve damacanayı ondan sonra yere indirir. Ekseri bir-bir buçuk hafta aralıklarla su sipariş ederim. Adamcağız bir gün geldi, yine aynı tavırla bastı sağ ayağını eşiğe, bıraktı damacanayı omzundan aşağı. Bir de baktım ki en fazla iki haftada, ne olmuşsa artık, erimiş gitmiş, incecik kalmış! Sorsam mı sormasam mı diye şiddetle düşündükten sonra adama bakıp "Siz, iyisiniz değil mi? Pek zayıflamışsınız bir anda? Bir hastalık falan yok inşallah?" deyiverdim. "Ha, yok," dedi adam, "Benim ikizim var da daha bir topluca, ondan. Sizin gibi soruyolar bana bazen," dedi gülerek. Kapıyı kapattıktan sonra bile gülümsüyordum. "Bak yahu, ne ilginç!" diyordum içimden, ama evde tek başıma olduğum için kendi kendime, uzun uzadıya ve sesli yorumlar getirmedim tabi. Ha kendi kendine hiç mi yüksek sesle konuşmuyorsun derseniz, şu yaşımda daha bir az olmak kaydıyla kendi kendime de bülbül gibi şakırım, haberiniz olsun. Sahi, eskiden ne çok konuşurdum kendi kendime. Şimdi hiç kalmamış.
Bu sabah markete gittim, peynirdi meyveydi işte biliyorsunuz benim klasik dolap alışverişim. Ön tarafta manav bölümü var, sonra asıl market ve şarküteri kısmı diğer her şeyle beraber içerde. Genç bir çocuk var markette çalışan. Ben alacaklarımı poşete koyduktan sonra tartının başına geçip kendim etiketliyorum torbaları bir süredir. Acayip zevk alıyorum bu durumdan. Ne zaman tarttıracak olsam tartının başında birilerinin beklemeyeceği tutuyor, ya da başka bir işle ilgileniyor oluyorlar. Onları işlerinden alıkoyup çağırmak ya da bir yerlerden bulup getirmek gereksiz geliyor. Kocaman liste var orada, birkaç rakam tuşluyorsun ve pık, etiket çıkıyor. Çok zevkli bence! Tabi herkes benim yaptığımı yapsa olmaz. Pahalı malı ucuzdan tartan da çıkar, yavaaş yavaş ürünlerini tartıp sırada bekleyenleri çileden çıkaranı da çıkar. Aman, bir istisna oluvereyim canım! Aslında istisnalık hakkımı her gidişimde didiklediğim üzümlerden kullandığım da söylenebilir. Fakat bazen tartıyorum üzümleri yemeden. "Ye abla n'olacak, boşver sen, ye!" diyorlar ama yine de tarttığım günler oluyor; yeter artık, her gün didikleye didikleye kiloyla üzüm götürüyorum, olur mu öyle şey, diyorum, "Olur olur, boşver sen!" diyorlar yine. Tarttıktan sonra bir yandan diğer alışverişimi yapıp diğer yandan üzümlerimi yiyorum. Sonra kasada üzüm etiketini geçirirken "Sizin üzüm var mıydı?" diyor kasiyer. "Ee, var, evet, ama yedim ben çoktan!" diyorum. Bilmiyorlar ki o üzümden bolca alsam, eve götürsem, tavuk gibi anında pıt pıt pıt pıt hepsini yerim! Alamıyorum o yüzden!
Ne diyordum, ben bugün aldıklarımı tartarken genç çocuk da hevesle başımda bekliyordu. Sanki ben bir yarıştaymışım, o da izleyici ya da hakemmiş gibi. Kendi işimi kendim görüyor olmam böyle bir heyecan dalgası yaratıyor tartının başında ve çalışanlar arasında. "Valla tartıyor kendi!" gibi söze dökülebilecek bir hava oluşuyor. Neyse, tüm aldıklarımı başarıyla tarttıktan sonra genç çocuk "Bitti mi?" dedi, ben de "Bitti ya, başardım!" dedim gülerek, sonra selamlaştık ve içeri girdim. Peynir almak için marketin en arka tarafına ilerledim. Bu genç çocuğu bir iki kere peynir bölümünde görmüştüm. İşini ne de güzel yapıyor bir görseniz, bir saygılı, bir efendi, bir güler yüzlü. Kendi kendime, bakalım peynir tezgahında bugün kim var, diye düşünüyordum reyonlar arasından geçerken. Peynir bölümüne bir gittim ki önünde önlükle benim genç oğlan. Allah allah, dedim kendi kendime, iki dakikada oradan buraya gelip önüne de önlük mü taktı yoksa ben mi çıldırıyorum? Yuvarlak peynirimden istedim, bööyle bakıyorum oğlana. Neden sonra "Sizin ikiziniz mi var?" dedim. Gülerek, "Evet," dedi. Yaa, çakmıştım olayı! Meğer ikizlermiş. Bu da bir hoşuma gitsin! Kasaya kadar güle oynaya ilerledim.
Bazen bir tek yumurta ikizim olsaydı ne değişik olacağını düşünürüm; hani şurdan içeri benden bir tane daha giriverse şimdi. Fakat ikizim mikizim olmasa dahi bir kardeşim olması zaten başlı başına aklımı erdiremeyeceğim bir durum iken, bu fikir öylesine bir fantezi olarak kalıyor.
Aslında biliyor musunuz, babamın ikizi varmış; ama ölü doğmuş. Yaşasaymış benim bir amcam olacakmış. Babamın iki tane adı olması da bu yüzden. Acaba tek yumurta ikizi miydiler? Bir amcam olması bir yana, babamdan bir tane daha olması ne acayip olurdu! Tek yumurta ikizi olsalar epeyce benzerlerdi herhalde! Babam biliyor mu acaba tek yumurta ikizi miydiler? O zamanlar şimdiki teknolojinin ne kadarı vardı bilmiyorum. Babaannem, ikiz olduklarını doğumda bile öğrenmiş olabilir, sanki öyle bir şey hatırlıyorum. Şimdi buraya yazınca çok manasız geldi ama, doğumdan önce hiç mi kontrole gidip bakmamış canım karnında kimler var? Neyse, şimdi babaanneme soramayız herhalde. Babaannem artık beni bile hatırlamıyor aslına bakarsanız. Öte yandan çok çok geçmişi hatırlıyor henüz. Yani sorsak belki de bilirdi. Ama ne gereği var, belki üzülür. Gerçi bu konuda üzüntü çektiğini pek anımsamam, hem üzerinden altmış yıl geçmiş, nesine üzülsün kadıncağız. En direkt tabiri ile, şu günün koşullarında bunu babaanneme sorabilecek durumda değilim. Babama sorarım sormasına, ama vallahi hiç içimden gelmiyor (daha önce mutlaka sormuşumdur kesin, ikiz gördüm mü hemen soru sorduğuma bakacak olursak).
Şu yazıdaki tek gizem unsuru da amcamın babamın genetik kopyası olup olmadığı olsun canım!


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder