Polikliniğe gittim, sevgili doktorum ağzımı açıp "Aaaa!" dememi istedi. Ağzımı açmayı becerdim de "Aaaa!" demeyi beceremedim baştan. Bunun üzerine doktorum da benimle birlikte "Aaaa!" dedi; önce o başladı, ben ortada bir yerde katıldım ve beraber bitirdik "Aaaa!"yı. Doktorla beraber "Aaa!"lamayalı ne çok zaman olmuş. İnsan ne mutlu hissediyor sevgili doktorun yanında, hele "Bol bol su içmeyi ve meyve yemeyi unutma! Bir hafta sonra da kontrole gel!" dediği zaman bir bakanı, ilgileneni olduğunu hissediyor. Biz de biliyoruz su içmek lazım, ne diye söyledi ki, gibi bir düşünce şöyle dokundurur gibi, şimşek hızında geçiyor. İşte tam o noktada bebeklikle büyüklük arasında ince bir çizgide yürüme hakkın olduğunu fark ediyorsun ve birkaç saniye için, elinin kapının tokmağına uzandığı ve çıkmaya doğru bir iki adım attığın o kısacık sürede bebekliğin tadını çıkarıyorsun! Oh, piki, meyve ve su!
Bebekken bir doktorum vardı, adı Abdülkadir'di sanırım ama ben ona Abdülkadir Mukadir Amca diyordum. Büyük bir ekmek sepeti boyutlarında bir tartısı vardı ve ben o tartıya sığıyordum, habire tartıyorlardı beni. Mukadir Amca'nın stetoskobu ve metal boğaz çubuğu gibi soğuk olan elleri, minik bedenime göre çok devasa olduğundan beni hamur gibi yoğuracağı hissine kapılırdım. Çocukların pek de cümle kurmalarının beklenmeyecekleri bir yaşta, karnımda bir ağrı olup olmadığını kontrol ettikten sonra anneme dönüp "Doktoy döbüş acıdı!" deyivermiştim. Elleri soğuk olsa da kendisi pek sıcacıktı Mukadir Amca'nın. Ofisi Esat'ta, devlet dairesi aydınlatmalıydı. Floresanları daha o pek konuşulamaz yaşta sevmezdim, keza odasındaki oyuncakları şimdi görsem belki dönüp yüzlerine bakmam; ama yine de yadırgamazdım o plastik, yamru yumru suratlı, kukuletalı cüceyi. Bekleme salonunda ise kocaman bir akvaryum vardı, yerler betondu. Çok dik, sarmal bir merdivenle ulaşılırdı Mukadir Amca'nın odasına. Kocaman, kemik gözlükleri ve yüzünün ortasında bir yerde bir de büyük beni vardı. Sanki sürekli gülümserdi Mukadir Amca, ve Mukadir Amca'dan beri doktorları severim.
Sevgili doktor sinüzit olup olmadığımı kontrol etti çaktırmadan. Çaktırmadan diyorum çünkü "Sinüzit mi var acaba, ona bakıyorum," gibi bir açıklama getirmedi; böylece hareketleri çok gizemli, büyülü bir hal aldı. Bebek olduğum halde sinüzit kontrolünden geçiyor olduğumu kavramak çok gururlandırdı beni. O sıradaki bebekliğimi umursamayan, birkaç gün önce gelip çatmış ergenliğim yüzünden biri sağ biri sol yanağımda iki koca kırmızı sivilce vardı ve tam da sinüzit kontrolünün bir parçası olarak bastırılması gereken noktaları işaretler gibiydiler. İçi iltihaplı sivilcelerden değil de bastırılınca pek acıyan ama sinüzit acısıyla karıştırmadığım, patlamayan sivilcelerdendiler neyse.
Bugün sesim değişmişti, biraz genizden ve çatallı oldu. Sabah burnum çok akıyordu, çok hapşırdım ve çok zarif hapşırıklarımla sınıftakileri güldürdüm. Yanımdaki çocuk hemen her hapşırışımda, çok yaşa, dedi. Öbür yanımdaki arkadaşım da diğerinden iki üç eksik, çok yaşa, diyordu. İkisi birden dedikleri zaman "Siz de görün!" diyordum, fakat bazen sağımdakinin deyip demediğini tam kestiremiyordum ve hemen cevap vermek icap ettiğinden, fazla irdelemeden "Siz de görün!" dedim hep. Solumdaki çocuğa "sen" yerine "siz" diye hitap ediyormuşum gibi oldu bu sefer, bir iki kez de "sen" diyerek durumu telafi etmeye çalıştım sonradan. Sürekli sen de gör, siz de görün demek sıkıcı oluyordu, arada "Hep beraber," de dedim ve hatta bazen yalnız teşekkür ettim. Teşekkür etmek bir hapşırığa ve onunla gelen "çok yaşa"lara karşı bir ciddiyetsizlik gibi, ama fazla fazla hapşırmış olduğum için sanıyorum bir iki teşekkür hakkım doğmuştu.
Antibiyotik böbrekleri yıpratıyormuş, sevgili doktorum çok yıpranmayayım diye üç günlük antibiyotik verdi. Ben de yıpranma derken yorgunluk, halsizlik yapacak sanıyordum. Aslında halsizliğe, yorgunluğa çok itirazım olmayacak gibiydi, çünkü dinlenmeye ihtiyacım vardı ve hasta olmak mecburi bir istirahati haklı çıkaracağından bol bol halsizlik vicdanıma iyi gelirdi. Neyse ama, sandığım kadar lazım değilmiş elimin kolumun kalkmaması, bu kadarı pek kararında zevkliydi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder