Kaloriferin yanına geçip üzerine eğildim mi yüzüme bir sıcaklık vuruyor. Küçükken ilk defa salondaki tüllerin camlar kapalı olmasına rağmen baya baya hareket ettiğini gördüğümde hafiften dehşete kapılmıştım sanıyorum. Allah'tan evde yalnız değildim de korkudan fenalık geçirip kendimi balkona atmamışım. Muhtemelen annem kaloriferden yayılan sıcak havanın perdeleri oynaştırdığını açıklamış olacak.
İlkokul üçüncü sınıftan itibaren okuldan gelmemle annemlerin işten gelmesi arasındaki iki buçuk saatlik süreyi kahramanca, evde tek başıma geçirmeye başladım. Günün en sevdiğim zamanları olmaya adaydı bu yalnızlığım. Ev benimdi ve canımın istediği gibi davranabilir, kendimi şu koltuktan o koltuğa fırlatabilir, kendime yemekler hazırlayıp televizyonu istediğim uzaklıktan seyredebilirdim.
Bazen korkuya kapıldığımı anımsıyorum yalnız. Bir sefer elektrikler kesilmişti örneğin, mevsim kış. Karanlıktan korkmuştum. Ne zaman böyle korkuya kapılsam balkona çıkardım. Evde öcüler beni yiyebilirdi ama balkona çıktığım vakit sokakta oluyordum. Bir bağırsam, bir yardım istesem herkes balkonlara çıkardı ya da sokaktan geçen birileri olurdu mutlaka. Balkonda olmak insanlara karışmak demekti benim için. Kışın hava soğuksa montumu giyer çıkardım balkona. Üşürdüm; ama üşümek, evde kalıp tüm karanlık köşelerde üzerime atlamak için gizlenen öcülere davetiye çıkarmaktan katbekat daha iyiydi.
Salondaki ışığı yakmak için kaloriferin üzerine doğru eğildiğimde yüzüme vurdu sıcak hava. Kaloriferlerin yandığı günleri nasıl özlediğimi fark ettim. İçimi sıcacık yaptı yanan kaloriferler. Kış mevsiminin kısıtlayıcı olduğunu düşünür, insanı hapsettiğini savunurdum kendimce. Hem soğuk, hem alabildiğine rüzgarlı, hele bir de üstüne yağmurlu havaları pek sevmem. Başımı yukarı kaldıramadan, bakışlarım ayaklarımın hemen önünde, her adımımla ufak ufak gerisi gelen yolu takip ederek ilerlemeye çalışırım. Bir elimde şemsiye vardır herhalde, öteki elimde de büyük olasılıkla kitaplar ya da torbalar taşıyorumdur. Soğuktan konuşamam, nefes almak bile istemem aslında. Çoğunlukla içimden "Az kaldı, az kaldı!.." diyor, bu şekilde dayanmaya çalışıyorumdur yolculuğa.
Bu soğuklar daha bastırmadı ama bulutlu, yağmurlu günlere özlem duymaya başladım şimdiden. Yaz ne çok eğlenceyle, amma hovardalıkla geçti. İçime dönme ihtiyacı hissediyorum, içerde kalayım ve yalnız kendime odaklanayım. Çılgınlıkların ardından gelen durgunluğu doyasıya yaşayayım. Duygularıma yön verirken biraz da doğadan yardım alayım. Doğa dışarıyı soğutup biraz çetinleştirdi mi huzuru evimde, kendimde, kafamın içinde, battaniyelerin altında, sıcak içeceklerde, birini bitirip ötekine başladığım kitaplarda, sürekli akan satırlarda, gazetelerde, gazetelerin eklerinde, tatlı dizilerde, filmlerde, yeni belgesellerde bulayım.
Kendi huzurumu bulduktan sonra kış günlerinin kaloriferli huzurunu sevdiklerimle yaşamaya koyulayım, onlarla pişirdiğim bir yemeği ya da salonda bitki çayları ve kahve eşliğinde uzun sohbetleri paylaşayım. Perdesiz camlarıma dışardan bakan, içerde gülüşen iki üç insan görsün.
Birkaç gündür hasta gibiyim. Öyle burnum akmıyor, öksürmüyorum, ateşim yok; ama sabahları bir türlü uyanamıyorum. On buçuk gibi anca gözlerimi açıyorum, fakat yataktan kalkamıyorum. Elimi kitabıma uzatıp okumaya koyuluyorum. Sonra sonra yataktan çıkabilecek gücü buluyorum kendimde. Kahvaltıdan önce alışveriş yapıyorum, dönüp kahvaltımı ediyorum ve yine halsizleşiyorum. Kanepeye uzanıp en sevdiğim dizileri seyretmeye başlıyorum, kendi kendime gülüyorum, heyecanlanıyorum - çok da kendi kendime değilim aslına bakarsanız, ekrandakilerle uzun süredir tanıştığımız için hep berabermişiz gibi hissediyorum. Çocukluğumdan beri dizilere böyle bağlanma, karakterleri alıp hayatımın içine sokma huyum vardır - kitaplarla aramdaki bağ da böyledir. Onun için hiç yalnız hissetmiyorum gün boyu.
Korkunca balkona çıkmıyorum artık, çünkü annemler bir saat sonra gelmeyecekler ve herhalde balkonda otururken otururken donacağım. Onun yerine korkunca bir şeyler okuyor, bir şeyler izliyor ya da bir şeyler yazıyorum. Bu aralar kafamın içi biraz dolu ve kafamın içi biraz doluyken, kafasının içi biraz dolu olan bazı yetişkinlerin yapabileceği ama kafasının içi biraz dolu çocukların pek de yapmayacağını düşündüğüm şekilde, yalnız kalmayı tercih ediyorum.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder