13 Temmuz 2010 Salı – 23:21
Burada düşüncelerim öyle sık, öyle çabuk değişiyor ki yanımda bir katiple gezsem anca altından kalkabilirim. Geciktirmeden yazmak istiyorum bu yüzden, fakat hızlıca yazmalıyım zira bir gün daha uykusuz kalırsam herhalde bir yerlerde bayılacağım. Yolculuk günü iki, Pazar gecesi altı ve dün gece beş saat uyudum, bugün hariç iki gün boyunca sürekli taban teptim ve gerçekten dinlenmeye ihtiyacım var artık!
Sabah yine tıkalı banyomla uğraştım. Evimin sahibi olan ailenin babası Paolo’yla geldiğim gün tanışmıştım malum, dün gece de Paolo’nun kızı Daniela ve onun kocası Gian Marco ile tanıştım. Banyoyu açan o korkunç sıvılardan verdiler bana, az önce delikten aşağı boşalttım ve beş-on dakika sonra bol bol su boşaltacağım küvete. Hayırlısıyla bu işten de sıyırırsam başka hiçbir derdim kalmayacak.
Sabah derslerimizin ardından Moyo’ya gidip yazılarımı yollamayı tasarlamıştım. Çıkışta Darios, Mila, Özgen ve henüz tanımadığım birkaç kişiye rastladım, nereye gideceklerini sordum. Buralarda acentelerin düzenlediği turlar arasında çok meşhur bir plaj var, adını şimdi anımsayamıyorum, Pazar günü ona gitmek için rezervasyon yaptıracaklarmış meğer. Bunu duyunca tabi hemen ikilemler yaşadım, gitsem nasıl olur, gitmesem ne yaparım, kimler gidecek diye ufak heyecanlar yaptım kendi kendime. Sonra aman dedim, bakarız, düşünürüz ve ardından eve yöneldim. Biraz durdum, geri dönüp markete girdim ve küçük bir kavanoz mantarla kapari aldım, eve çıkıp kendime salata yaptım ve afiyetle yedikten sonra Moyo’da oturup yazılarımı yolladım, yazılanları okudum, gazetelere göz gezdirdim.
İtalyan erkekleri maşallah pek girişkenler. Biri seni beğendi mi anında hemen yanında bitiveriyor, tanışıyor, konuşuyor ve onunla bir şeyler yapmak isteyip istemediğini soruyor, o an yapamayacağını söylesen bile mutlaka telefon numaralarını değişmeyi teklif ediyor ve bütün bunlar yalnız üç dakika içinde olup bitiyor. O üç dakikada zaten benim Türkiye’den İtalyanca öğrenmek için iki gün önce gelmiş olduğumu öğrenmiş bulunuyorlar, o nedenle telefon numaramı istemelerini son derece abes buluyorum; hele ki “Sana telefon numaramı versem beni ara mısın?”cıları hiç anlayamıyorum. Daha yeni ayak basmışım buraya, ne diye seni arayayım? Çaresiz ya da aranır gibi bir halim de yok, adamlar böyle işte, maksimum özgüven.
Moyo’dan sonra okulda İtalya tarihi, coğrafyası ve politikası hakkında Simone’nin yapacağı sunuma gittim; sunum dediğime bakmayın, Simone tahtayı da kullanarak şahane bir sohbet havasında bize çok eğlenceli bilgiler verdi. İtalya’daki çok değişik kültürlerin sebebinin binlerce yıl boyunca sağdan soldan göç almış olmasından kaynaklandığını; Torino’da arabaların, Toscana’da sanat, zeytinyağı ve şarabın, Milano’da moda ve dizaynın, Palermo’da mafyanın, Roma’da tarih ve mimarinin, Venedik’te suyun ünlü olduğunu; dünya sanatının yüzde yetmişinin İtalya’da ve bunun yüzde altmışının Toscana’da bulunduğunu tekrarladı. Bugün Chizu’dan öğrendiğim başka garip bir şey: Japonya’da sabahları, öğlenleri ıslık çalabilirmişsin ama akşam oldu mu ıslık çalarsan dünyanın en terbiyesiz insanı yerine konuluyormuşsun! Ayrıca derste bir fil ve bir tavşanla ilgili bir İtalyan masalı okuduk.

Geceye İtalyanca konuşarak başlamak istemiştik fakat sürekli İngilizce konuştuk, çünkü sürekli konuşmak ve anlaşmak istedik. Sevdim ben bu kızları. Dün Carolina ve Ashley ile iyi anlaşacağımı düşünmüştüm, bugün ise Henrichetta ve Lara’nın katılmasıyla her şey daha da güzel oldu. Plaj işini konuştuk sonra, Carolina daha önce oraya gitmiş olduğundan tekrar gitmeyeceğini söyledi. Acenteyle gitmesi dönmesi 40€ olacak, hadi verelim parasını iyi hoş da bu turlarla bir yere gitmeye katlanamıyorum ki ben! Bütün gün birileri özgürlüğümü kısıtlıyor ve beni aptal yerine koyuyor gibi hissediyorum. Ashley ve Lara da aynı şekilde düşünüyorlarmış, bir de Amerikalı yeniyetmeler doldurur o turladı dediler ki hiç çekilmez. Zaten ikisi Florida’dan oldukları için hiç plaj özlemleri yok. Simone bizi iki hafta içerisinde bir plaja götürecek ve hangi plaj olduğu pek de umrumda değil, zira Simone kimseyi kötü bir yere götürmüyor, her şeyin iyisini bulup buluşturuyor. Öyle en bir numaralı plaja gitmek gibi bir derdim yok yani. Plaj işini kafamdan tamamen sildiğim an, Ashley’in bisiklet turunun çarşambaya alındığını, çünkü Perşembe akşamı operaya gideceklerini ve zamana ihtiyaç duyacaklarından Michelangelo tepesine yürüyüşün Perşembe yapılacağını söylediği andı. Annem arkamdan su yerine bol bol “Opera’ya git!”ler boşalttığından tamam, dedim, dört avroluk bir farkla şıkır şıkır operama gider, en çok arzuladığım deneyimlerden birini yaşarım!
Henrichetta’yı otobüsüne ve Carolina’yı eve bıraktık, Ashley ile de yolumuz ayrılınca Lara ile sohbete daldık. O da benim gibi sabahları kalkıp koşuyor, sonra ağırlık çalışıyormuş ama burada dersler erken başladığı ve ağırlığı falan olmadığı için gün içinde elinden geldiğince yürüyormuş. Saçları kısacık olduğu için duştan sonra topu topu beş dakika zamanı gidiyormuş. Geceleri geç uyumayı sevmiyormuş, Ashley de öyle, çünkü erken kalkıyorlarmış; kahvaltıyı ve güne erken başlamayı çok seviyorlarmış. Bunları duyunca iyice bir hoşuma gitti. Sonra Lara ile bir ortak yönümüz daha çıktı, ikimiz de erken kalkıp koşmayı sevdiğimiz için çevremizden uzaylı muamelesi görüyor ve asıl yapılması gereken hareketi yapabildiğimiz için kendimizle gurur duyacağımız yerde garip bir şey yaptığımız hissine kapılıp kendimizi tuhaf bir şekilde suçlu hissediyormuşuz! Ne güzel, dünyada tek değilmişiz! Buraya tam da bunu yaşamak için gelmiştim – nasıl diyeyim, dünyanın her yerinden insanlarla ortaklıklar keşfetmek ve bunları fark ettikçe mutlu olmak için, kalıcılığı ya da yüzeyselliği mevzu bahis olmayacak yepyeni paylaşımlar yaşamak için.
Lara zaman zaman akşam yürüyüşlerine çıkıyormuş, ben de yarın akşam yürümek istiyorum. Vücudum önce dinlenmek ve sonra hareket etmek istiyor artık, üstelik Arno resmen beni yanına çağırıyor. En sevdiğim saatleri Arno’da yürüyerek geçirmekten keyiflisi olabilir mi? Daha geleli üç gün oldu, en geç birkaç güne düzenimi iyice oturtmuş, nereye ne zaman gidip ne yapacağım konusunda daha bir eminleşmiş olurum hem. Öyle rahat, öyle komplekssiz, öyle tasasızım ki hayatı “yaşadığımı” hissediyorum.
Banyo gideri şöyle böyle açıldı, yarın sabah yine tıkanacağa benzer. Lavabo süzgeçleri ne ara tarih oldu bilmiyorum ama burada da yok, belki bir marketten bulurum. Zaten tıkalı gidere bir de benim saçlar tuz biber olmasın üstüne. Yarın bisiklet turumuz var, eminim harika olacak! Acele yatmaya gidiyorum, saat yarıma geliyor ve yine altı-yedi saat uyumak durumundayım, ama içimde bu gece inanılmaz dinleneceğime dair harika bir inanç var!
Sogni d’oro!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder