5 Şubat 2011 Cumartesi

Mühendis Hanımın Denizi




Bugün garip, çok garip bir aydınlanma yaşadım. Sanırım hayatta bana neyin ilham verdiğini, neyin beni ayakta tuttuğunu anladım. Korkularım yüzünden hala bazı noktalarda emin olmakta diretsem, içimde küçük bir böcek Pınar ısrarla bana bazı şeylerden emin olmamamı, bu emin tavırlarımın boşa çıkacağını söylemek gibi gereksiz, sabotajcı atılımlarla beni geri tutmaya çalışsa bile, bir ışıklar yandı sanıyorum içimde.

Çok sızlanıyorum çalışırken. Bir dönem afalladım, uzunca bir süre afallayarak yürüdüm okul yollarında. Bir notlar falan aldım, çoğu da çok yüksek ayıptır söylemesi, ama nasıl aldım ne şekilde aldım bir türlü çıkaramadım. Sanki birtakım isimsiz kahramanlar bol keseden notlar alıyordu benim yerime, hasbelkader benim transkripte dökülüyordu alfabenin ilk iki harfinden seçmeler. Ben öyle pek akıllı değildim canım, ortalama bir bireydim. Hey maşallah, herkes motora takmış, zehir zemberek anlar ederken ben yaptığım işi pek de benimsemeden, öyle kendi halimde, çırpınıp duruyordum. Etrafımdakiler ya çok zeki, ya feci çalışkandı ve ben aralarında biraz sırıtıyor muydum neydi?

Hem sonra ilgi alanlarım, görüntüm, değerlerim, zevklerim, yaşam tarzım, düşüncelerim, neler neler... Her şeyimiz farklıydı yahu bu insanlarla! Beni gören kimse mühendis demiyordu, diyemiyordu. "Ulan, bu işte bir iş mi var?" diye düşünmeye başladım sonunda. Yani mühendis olmak için, mühendis gibi görünmek ve mühendis gibi yaşamak mı gerekiyordu? Oyunun kuralı buydu belki, ha? Sözüm meclisten dışarı, mühendis olabilmek için kaşımın gözümün seğirmesi bekleniyordu galiba. Somurtkan, pek öyle konuşamayan, gülemeyen, tutarsız hareketlerde bulunan biri mi olmalıydım, nedir? Öyle olmayınca, başka değerlere de zaman ayırınca, sağa sola koşturunca bilgisayar ve kitaplar başında geçen zaman azalıyordu tabi. Ne bileyim, bir tost yeyip üç dakikada işin başına dönmektense iki saat süren lezzetli akşam yemekleri pişirmek çok meşgul mühendis için fazla bir lükstü demek. Ya da mühendis hanımın haddine değildi öyle sergilere gitmek, alışverişler yapmak, arkadaşlarıyla çene çalmak, yazılar yazmak, kitaplar okumak. Ne kitabı yahu, makale okumam lazımdı benim! 


Çok affedersiniz ama, bazen iki günde birden ziyade üç beş günde bir banyo yapmamın kalıbıma daha çok yakışacağını düşündüğüm de oldu. Mühendisler, zaten kirleneceklerini hesap ettiklerinden, yıkanmayı verimsiz bir işlem sınıfına almış olabilirlerdi.

Ah şekerim, yazar olabilirdim. Manken olabilirdim belki. Dekoratör olabilirdim mesela. Nasıl şahane bir sosyolog olurdum, of tozu tumana katan bir psikolog olurdum o bölümde okusaydım.


Gelin görün ki, epeydir içimde kaynayan, böyle midemden başlayıp yemek borumdan yukarı çıkan, ne kadar bastırmaya çalıştıysam, ne denli rasyonel düşünmeye zorladıysam kendimi yine de bir türlü söndüremediğim o alevler taştı bugün içimden. Mühendisim ben! Acayip de akıllıyım. Zamanımı düzgün kullanamıyorum bir, biraz rahata alışmışım belki. Bazen yarışlardan çekiniyor, ne hikmetse geri duruyorum. Bazen çok fena isyan da ediyorum. Başarısız olmaktan çok korkuyor, çok üzülüyorum böyle bir olasılık kendini hissettirdiğinde.

İnsan neden üzülür? İnsan sevdiği bir şey uğruna üzülür. Sanıyordum ki ben sevmediğim şeyleri yapabilir, sevmediğim işlere pek de güzel katlanabilirim; çünkü sanıyordum ki zaten ömrüm sevmediğim bir şeyi yapmakla geçiyor! 

Alternatifler denizinde bata çıka kulaç sallarken; nefeslerimi doğru alamadığımı, bir türlü kafamı çevirip soluklarımı ayarlayamadığımı bağırırken, hayat çırpınışlarıyla ışığı görmeyi amaçladığımı zannederken aslında kendi koca denizimde gayet de su üzerine kalıyormuşum ben. Tuzlu denizim beni kaldırıyormuş. 

Deniz dediğin dalgalı olur. Gelgitler olur; sular çekilir zaman zaman, sonra durulur. Deniz dediğin, adamı korkutur. Ne zaman ne yapacağı pek belli olmaz. Denizin kurallarını öğrenirsen şayet, onunla baş etmesini de bilirsin. O zaman pek zevkli olur denize girmesi. Gidebileceğin kadar gidersin; deniz engindir, muhakeme senin. Bazen ayakların yere değmez, boyu geçer. Korkmayacaksın, devam edeceksin ileri. İki adım sonra daha sığ bir yere geliverirsin; demin ayakların yere değmiyordu ya, şimdi su beline geliyor! 

Bir de havuzlar vardır ya hani, dört kenarı belli. Kimseye bir şey olmaz havuzda, oh mis gibi, mutlu mutlu yüzülür. Berrak, bembeyaz su; öyle yeşil falan değil. Etrafta servis mervis yapılır, garsonlar afili içkilerle havuzun çevresinde dört döner. İşte bu görüntü tam benlik diyordum. Belirsizliğin olmadığı bir havuz, buram buram elit. Kahkaha atan, gülen insanlar. Herkes şezlonglarda, rengarenk. Lüks ve rahatlık içinde - bakın gerçek, evet gerçek bir mutluluk içinde.


Korkularım öyle ağır basmış ki, onu gördüğüm ve onunla yaşadığım halde denizdeki devinimin farkına varamamışım. Halbuki havuz hep aynı, hep aynı. Ya deniz öyle mi; orada hayat yeşerir, büyür, gelişir. Büyüklü küçüklü balıklar, nice canlılar gelir ve biz onları keşfederiz. Her an yeni bir heyecan, yeni bir dalga yükselir. İşimiz bu; o yeni dalgalarla boğuşurken eğlenmek. Küçükken yazlıkta en sevdiğim şeylerden biriydi; akşamüstü mutlaka dalgalanan denize girip, dalga iyice yaklaştığında bazen zıplayarak, bazen içine dalarak onu karşılamak. İstediğimi yapardım o dalgayla, ve nasıl eğlenirdim!

Kimi zaman havuza gitmeye can atıyorum. Çok güzel oluyor canım havuzda keyif yapması, ooh şöyle sakin sakin uzanması! Ama nereye kadar; fazlası sıkıyor demek! Havuz dedin mi, şöyle bir dalar, iki üç yüzer çıkarım ben. Dinlenmek, alıştığımdan başka, çerçevesi belli sularda öylece süzülmek nasıl iyi gelir bir süre; ama zaman geçince denize dalmak isterim yine! Hep havuz hep havuz; yok, olmaz bana!


Yaz tatili hep deniz oldu benim için, havuz değil. Hep denizde yüzmek istedim, havuzlarda değil. Ters bir mantığım vardı yalnız; ısrarla havuzda yüzmek istediğimi sanıyordum - ve denizde kesin boğulacağımı.

Oysa nasıl tanımışım denizi! 

Denizde yüzmeyi bilen, havuzda zaten yüzer. 

Biliyorum, muhtemelen yine olacak, çok olacak belki. Yine az ilerde sığ yerler olduğunu unutup boğulacağımı sanacağım, yardım isteyeceğim, kollarımı kaldırıp boy vermeye çalışacağım, sığ yere varana kadar akla karayı seçeceğim. Fakat galiba anlıyorum artık, sığ yerler hep var. 

Ve dahası - su beni kaldırıyor!

Hele ki çırpınmayıp güvenle uzanırsam!..


2 yorum:

Emir Bey dedi ki...

kendini suya bırakmak lazım bazen

pın dedi ki...

böyle bir şarkı yapınız.