Uykum geldi, ne güzel! Birkaç gecedir uyumakta çok şükür sorun yaşamıyorum ve uzun bir süredir uzun, upuzun rüyalar görüyorum. Bende derin etkiler bırakıyorlar sanki, ama uyandıktan kısa bir süre sonra çok da hatırlamıyorum onları. Yine de belki ömrümde ilk defa böyle bir "güzel rüyalar silsilesi"ne tutuldum.
Benim öyle güzel rüyalarım olduğunu hiç hatırlamıyorum. Hani uyanıp da o rüyadan hiç uyanmak istemediği olur ya insanların, hani kendilerini o rüyayı görürken nasıl iyi, mutlu hissederler. Hani hiç bitmesin isterler. Benim rüyalarımda bu çerçeveye çomak sokan birtakım ögeler bulunur hep. En sevdiğim yerin yanında eciş bücüş bir şeyler bitiverir, kendimi en güvende hissettiğim yerde bir anda acayip kıvrımlar, yükseklikler belirir. Güzel olan her şeye bir çarpıklık gelir ve ne olursa olsun o rüyadan uyanmak isterim - en azından, rüyalarıma değindiğimde hatırımda kalanı hep böyle huzursuz sahneler.
Birkaç gündür, arka arkaya, hep rüya görüyorum. Özge'nin evinde uyuyacağım ilk gece anahtarlarını yastığımın altına koymuştum ki evleneceğim adamı göreyim - öyle olurmuş. Sabah bir uyandım ki ne gelen var ne giden! Aşağı yukarı İspanya'dan döndüğümden beri, Ankara'da yine uykusuzluğun baş gösterdiği bir gece hariç, sanırım her gece güzel rüyalar görüyorum.
Aziz Nesin'in sürekli gördüğü ve onu rahatsız eden bazı rüya temaları varmış ve o bunlara "tebelleş rüyalar" adını takmış. Bilmem başkalarının da tebelleş rüyaları var mıydı, diyor, ama benim var. Ne güzel ki Aziz Nesin zamanında bunları yazmış; evet, benim de tebelleş rüyalarım var! Bunlardan ilkini epey zamandır görmedim. Hani arbede esnasında çekim yapmaya çalışan kameramanlar vardır, bunlar canlarını kurtarmak için koştururken kameralarını kapatmazlar ve biz de o sarsıntılı görüntüleri izleriz. İşte ona benzer bir şeyler olur rüyamda. Etraf sarsılmaya, sallanmaya başlar ve ben sürünürüm. Ayağa kalkamam, yürüyemem; fakat kaskatı bir hareketsizliğe de düşmem. Bir yerlere, bir şeylere ulaşmak için var gücümle sürünmeye çalışırım ve bu hiç, hiç güzel bir his değildir.
İkinci olarak, muhakkak bir cambazlık yapmamı gerektiren birtakım yüksekliklerde bulurum kendimi. Örneğin eski apartmanımızın on üçüncü yani en yüksek katındaydım bir sefer ve yürüyebileceğim alana bir ayağım ya sığıyordu ya sığmıyordu. İşte bunun gibi garip yerlerde, düşmekle düşmemek arasında, azami bir dikkat ve boncuk boncuk terler içinde stratejik adımlar atarken bulurum kendimi. Bu da son derece stresli bir iştir.
Son birkaç gündür iyice fark ettim ki bir şekilde -ve ne şekilde olduğunu bilemeden, ne gördüğümün bile doğru düzgün ayırdına varamadan- güzel rüyalar görüyorum. Yani huzurlu uyanıyorum; bir şeyler gördüğümü ve bunların beni mutlu edebildiğini biliyorum. Ha ne şeyler gördüğümün pek farkında değilim; dün gece örneğin, yalnızca House'u gördüğümü ve bende şahane hisler uyandırdığını biliyorum ama ilk uyandığım sıralar çok daha fazlasını anımsıyordum. Dünden önceki gecelere dair ise şu an en ufak ipucu yok kafamda.
Birazdan uyuyacağım ve acaba bu gece ne rüyalar göreceğim? Böyle dedim ya, kesin rüya falan göremem. Onu bırak, Allah bilir uykusuzluk bile çat kapı yapar bu gece. Sırf böyle dedik diye, maksat evrenin gıcıklığı olsun.


2 yorum:
yok bebek, sen evleneceğin adamı gördüğünde diyeceksin ki seni bir yerden tanıyorum. sonra aslında o gece rüyanda gördüğün gelecek aklına ;)
bir yerden tanıyıp da çıkaramadığım birini görürsem hemen evlenme teklif edeyim bakalım nasıl bir enerji olacak.
Yorum Gönder