21 Şubat 2011 Pazartesi

Tasar, tasarlamak, tasarım, tasarı...


Bugün yeni dönemin şerefine iki yeni defter aldım; biri toptan yeni derslerimin şerefine, diğeri yeni projemin şerefine. Yeni derslerim ve yeni projem çok şerefli olgular olduklarından onları layıkıyla onurlandırabilmek adına üstlerine saçabileceğim kadar çok para saçtım ve aman geçen dönemki defterimden geri kalmasınlar, diyerek kırtasiyenin de en markasına koşup en kokoş defterleri kaptım. 

Pek ünlü bir tasarımcıymış bu defterlerin kapağındaki resimlerin yaratıcısı. Adamın adı işin içine girince, defterin köşesinde şöyle ufaktan imzamsı bir şeyleri de basılınca hele, bir defterin fiyatı oluyor mu sana üç defter! Multinet bu ay suyunu çekti, önümde koskoca sekiz gün var diyecektim ki çok şükür Şubat 28 çekiyor, önümde koskoca altı gün var ve Starbucks'a ya da Nero'ya ya da Multinet'in geçtiği başka herhangi bir rutin kafeme gittikçe çıldırıyorum, gitmemem lazım diyorum ama yine gitmek istiyorum. Annemle İstanbul'daki üç günümüz boyunca Starbucks inanılmaz bir güç ve çeviklikle rutinime girmiş bulundu. Starbucks'ın kahvesini oldum olası zehir gibi nitelendirir ve mecbur kalmadıkça uzak durur, yanına bile yanaşmam. Kocaman kocaman pastaları kekleri sevmediğim de malum; fakat gelin görün ki çayları sahiden pek güzelmiş. Ayrıca kepekli pufla peynirli simit arasındaki lezzet yarışı sonsuza kadar sürsün, ikisi sürekli birbirlerini geçmek için gelip gelip kendilerini bana tattırsınlar istiyorum. Nero'ya biraz ihanet ediyorum birkaç gündür, kimseler duymasın! Ama hayır aslında, ihanet etmiyorum canım. Biri sahil keyfim, diğeri şöyle okul yakınlarında, denizi görmeyen, caddeye bakan keyfim. İnsanın ayrı ayrı keyiflerinin olması güzel.

Güzel de, zaman keyif zamanı değil sanki! Yarın akşam değişik bir tiyatromsuya gidiyoruz, daha öncelerde de gitmeye niyetliydim fakat şu sıralar harcadığım her kuruşun feci bir değeri var gözümde; o nedenle suçluluk hissetmiyorum dersem doğru söylemiş olmam. Dahası, çok dahası 11 Mart'ta Gogol Bordello geliyormuş gençler ve Külkedisi'nin bir geceliğine prensese dönüşmesi gibi ben de bir geceliğine gençlik günlerime dönüp bu konsere gitmeyi istedim bir an. Öte yandan cüzdanım Külkedisi olmaktan o kadar memnun, o kadar mutlu ki hiç de öyle açılıp saçılma taraftarı değil sanki, hem romatizmalarım da gecenin bir körü ne kadar tepinebilir bilinmez. Gogol Bordello'yla yüzyıllar önce, Rock'n Coke'a gidebilecek kadar delifişek olduğum günlerde tanışmıştım ve o gün bugündür o konseri inanılmaz bir coşkuyla anımsarım. Şimdi de çoğu sevinçli ya da sevinmek istediğim anlarda, bir o kadar da spor yaparken habire açar dinlerim şarkılarını. Bugünümü renklendiren bu adamların ilk anısını şimdi çok farklı koşullar altında, kapalı bir alanda ve bambaşka bir insana dönüşmüşken, o günkü gibi canlandırma beklentisi ne şekilde sonuçlanır bilmem. Belki her şeyi olduğu gibi korumak, koşulları çok da zorlamadan kulaklıklarımı takıp olageldiğim yerde müziğe kapılmak daha iyidir, ha?

Aman, su akar yolunu bulur. Her şey kısmetse olur. Bu sene İf'e gidemeyeceğim çünkü daha mühim işlerim var. Öyle bir zamana denk geldi ki bu yıl, zerre kadar sinemaya gidesim, filmleri okuyup seçesim ve onları görmek için taban tepesim yok. İstanbul'da neler oluyor, nelere koşturmak, neleri takip etmek lazım dergilerimi de Mart ayından itibaren almaya başlayacağım. Şurda Şubat'ın bitmesine 6 güncük kalmış zaten, ben de entelektüel kimliğimi baharda uyandırırım!

Bugünden ufak bir notum daha var. New Hall'da yemek yedim bu öğlen. Daha önce sadece bir defa yemek yemiştim orada ve dışardaki yemekleri hiç hiç hiç hiç hiç sevmememe rağmen oradaki yemeği pek bir beğenmiş ve midemde öyle ağırlık falan da hissetmemiştim. Acayip de iyi doymuştum. Ben sanıyordum ki orada yemek erken saatte oluyor, dolayısıyla bana uymuyor diye düşünüyordum. Meğer istediğin saatte yiyebiliyormuşsun, benim gibi karnı geç acıkanlar da diledikleri gibi gidip doyabiliyorlarmış! Ben bu işe pek sevindim. Akşamlara kadar çalışacağım günler yemeğimi oradan yiyeceğim, çünkü bugün yediklerim öyle leziz ve öyle doyurucuydu ki bütün gün hiç ama hiç acıkmadım, hatta akşam eve geldiğimde falan bile aç değildim ve yerken de çok misti!

Hayatımda şu sıralar baskınlığını hissettiren tüm diğer harikulade konular hakkında zamanı geldiğinde yazacağım. Şimdi öyle bir koşuşturmaca içinde ki şu aklım; kafamda yer eden asıl konular -yani güzellikler, heyecanlar, muhteşemlikler, ümitler, hayaller- üzerine kelimeleri nasıl sıralayacağımı bilemiyorum! Henüz yeni kararlarıma ve yeni konumuma alışamadım belki. Tüm bunlar zamanla somutlaştıkça ben de gerçeğin içinde bulunduğumu kabullenecek ve sevincimi layıkıyla yaşayabileceğim!

Hiç yorum yok: