Radyo çok önemli bir mesele. Geç açılan bilgisayar, ne acıdır ki radyo görevi görmüyor. Gitgide üşengeç mi oluyorum nedir? Kalkınca bilgisayarın tuşuna basacaksın da, o açılacak da, başlayacak da, parmak izini soracak da, kendine gelecek de ben anca müziği duymaya başlayacağım. Hem sonra Lounge FM'e bir şeyler oldu, benim odada ne hikmetse bir türlü çalmıyor.
Halbuki bir bassam tuşuna, tık açılsa! Radyo almalıyım belki de. Şimdilik odam ceviz büyüklüğünde olduğu için minik bir radyo burada devasaymış izlenimi uyandırabilir, ondan çekiniyorum. Taşınınca da radyoya gelesiye çok daha elzem gereçlere odaklanacağımdan radyo biraz bekleyecek belki. Annem için radyo en elzem olduğu için belki o duruma el koyar ve alınacaklar listesinin en başına bir radyo yerleşir.
Radyo evin her yerinden duyulsa aslında, mesela Mega'nın banyosuna hoparlör koymuşlar. Salonda televizyon izlerken herhangi bir sebeple banyoya girdiğinde duymaya aynen devam ediyorsun. Sonra her şeyin bir yedeği olmalı, bu aralar onu çok düşünüyorum. Örneğin bilgisayarın yedeği olmalı; ama öyle bir olacak ki, evde kullandığın bilgisayarla ofiste kullandığın bilgisayar birbirinin tıpkısının aynısı olmalı, görünüşte ve içerikte. Ben bilgisayarımı ordan oraya taşımayacağım ama kendisi benim olduğum yerlere ışınlanacak yani. Sadece evde ve ofiste mi, o gün gitmek istediğim kafede de hazır bulunsa ya şu bilgisayar! Sahile inmek istiyorsam zıt sahilde olmalı, caddede oturmak istiyorsam hop orada. Yalnız bilgisayar da değil, alıp eve koyduğum ve üç tanesi beş kilo yapan dergiler de sıklıkla uğradığım tüm mekanlara eksiksizce dağılsa keşke. Yok, sırf bilgisayar ve dergiler de değil canım, içmeyi sevdiğim çaylar ve içinden içmesini sevdiğim kupaların tüm nüshaları da uğrak yerlerimde tam takım mevcut olmalı. Hatta kalemlerimin, makyaj malzemelerimin, aslında koca bavul çantamın bir sürü yedekleri olmalı. Durun yahu, aslına bakarsanız arabayı da yedeklemeli! Başına bir şey geldi mi diğeri gıcır ve hazır, garajda bekliyor olmalı!
Bugün labda içinden ballı yeşil, ada, yaseminli yeşil ve benzeri çaylarımı içebileceğim keyifli ve kocaman bir kupa arandım ve bulamadım. Keyifli olmalı, öyle alelade bir kupa olmaz! Bana ilham vermeli, ona baktığımda sevinçle dolmalıyım! Kupam beni acayip sofistike yapmalı, onunla adeta bir bütün olmalıyız! Ayrıca kocaman, şöyle vazo gibi bir şey olmalı, zira kağıt havlu filleri bile benimle yarışamaz. Çay koymak için yerimden kalkacağım süreler toplamı, konsantrasyonumu ve verimimi ciddi şekilde düşürür.Yahu eskiden ne güzel kupalar vardı. Her taraf kupa doluydu. Birinin doğum günü falan oldu mu hemen kupa alınırdı da bıkmıştık artık bu kupa değiş tokuşlarından. Şimdi lazım oldu ya, ciddiye bindi ya, adam gibi bir kupacık bulamam. Gönlüme göre kupa bulamam, çünkü kupa şu an hayatımın en mühim meselesi oldu.
Tamam, kupa bulamadım ama çok zamandır yapmadığım bir şey yapabildim bugün: Kanyon'da bir değil iki kitapçıda uzun uzun zaman geçirdim, dergileri kitapları inceledim ve kendime bir dolu kitap aldım. İki tane çörek, kek ve ekmek kitabı aldım! Tuzlu çörekler, tatlı çörekler, şunlu bunlu pofidik ekmekler, of bu kitapları resmen ömürlük aldım! İçindekiler yap yap bitmez, hem biz yaptık mı bir keki birkaç hafta dondurup ara sıra yeriz. Ben de içindekileri hayatım boyunca yaparım, hayatım boyunca da "İyi ki almışım bu kitapları (gençken)!" diye sevindirik olurum!
Biraz pahalılardı gerçi; ama dedim ki şimdi almayacağım da ne zaman alacağım? Bazen çok erteliyoruz. Aman şimdi almayayım, ne yapacağım. Dur şimdi değil, sonra alırım. Hem internette var bütün tarifler, kitaba lüzum yok. Hayır efendim, alıyorum ben bu kitapları! İnternetten bakmayla olmuyor öyle, aynı şey değil ki! İnternetten bakıyorum bir heves, ama o gün yapabilecek durumda olmuyorum - zaten fırınım olmadığı için yıllardır yapabilecek durumda değilim pek. İnsanın aklından çıkıyor, ya da ne bileyim, kitap demek başka bir heves benim için. Okuyacağım makaleleri de bastırırım ben, ekrandan hayatta anlamam! Çok maliyetli bir öğrenciyim bu açıdan; ama ne yapayım, dokunup hissedince her şeyi daha iyi anlıyorum!
Belki bazı dönemler olacak hayatımda ve yemek yapamayacağım, ya da yemek yapmaktan sıkılacağım, hatta hiç yemek pişirmek istemeyeceğim, olur böyle zamanlar. Madem yemek yapmayı şimdi seviyorum, beni heyecanlandıran o kitapları şimdi almalıyım ve bir kenarda bulundurmalıyım. Hem öyle heyecansız günlere geldiğimde beni tekrar havaya bile sokar bu lezzetli ve sevimli kitaplar! Kitaplarımı iyi ki aldım, tam zamanında aldım onları. Beni heyecanlandırdıkları, mutlu ettikleri bir zamanda, onlara sarılıp zıp zıp zıplayarak aldım!
Haşhaş tohumları beni çok mutlu ediyor! İlk işim haşhaş tohumlu bir kek ya da ekmek ya da çörek pişirmek olacak. Minicik şeyler bunlar ve lezzeti nedir tam olarak tarif edemem. O kadar minikler ki bir lezzetleri olup olmadığından emin değilim. Ama haşhaş tohumuna bayılıyorum!
Yeni bir Hercule Poirot romanı basılmış! Anında aldım. Malcolm Gladwell'in "The Tipping Point"i bitti, biraz zor bitti, neyse bitti ve şimdi tabii ki "Arı Kovanına Çomak Sokan Kız"ı okuyorum. İkinci kitaptan öyle çok da umduğumu bulamamakla birlikte, Milenyum Serisi'ne başladık, bitireceğiz! (Bu seride beni olay akışından koparan bir ögenin de insanların sürekli ad-soyad ile anılması olduğunu fark ettim gibi oldu. Emin değilim ama olabilir.) İki kitap daha aldım, Marguerite Duras - Moderato Cantabile ve Kenzaburo Oe - Kişisel Bir Sorun. Alt kattaki kitapçıda kasada ödemeyi yapacaktım ki kasanın önünde Fırat Budacı - Kaç Yıl Oldu? yazılı kitaba ilişti gözlerim. Vay, falan diye gülümserken kasadaki kız "Süper bir kitap o!" dedi. Yok dedim, bunun kesin alınması lazım. Çok da para harcadık şimdi, şöyle bir karıştırayım belki o kadar da numara yoktur falan diye kendimi dizginlemeye yeltendim; ama rastgele bir sayfayı açıp tek bir cümle okumak yetti aklımı başıma toplamama. Acilen o kitabı da aldım, kaçar mı böyle şey ya!
Üç tane de yeni oje aldım. Birisi gri, ve evet biliyorum, gri oje modasına yetişmek için çok geç kaldım, hatta o kadar geciktim ki benim bu ojeleri sürmemle bu moda tarih olabilir. Birisi çok cart kırmızı, uzun zamandır çok cart kırmızı ojem yoktu. Bir de bordo, çünkü eskisi komposto olmuştu.
Biraz hastaydım, hatta iyice hastayım yani bildiğiniz hastayım, hasta olduğum için dedim ki, bugün öyle bir alışveriş merkezine gideyim ki içerisi püfür püfür essin, hatta ne püfürü içerde kasırgalar kol gezsin, ve böylece tercihimi Kanyon'dan yana kullandım. Kitapçıda burnumu çeke çeke kitap bakarken Damla aradı, hep böyle oluyor bak ben de bu sabah onu düşünmüştüm! Son derece kendiliğinden gelişen pıtı pıtı bir buluşma ayarladık ve kahve içmeye gittik, yeni favori yerime gittik tabi ve ben peynirli simidimi yedim, uf düşündükçe mutlu oluyorum! Ve orada çok uzun saatler, çok güzel zaman geçirdim - artık şöyle baştan ayağa, tastamam, "adam olmanın" keyfini doyasıya sürüyorum!




















