O kadar çok yarım kalmış işim var ki, sırf bu yüzden cümlelerim hep "sanki" diye bitiyor; ama bu sefer kendimden emin konuşacağım. Yarım kalmış çok, çok işim var. Bağlaçları da sevmiyorum bugün, bağlaçlar hep bir şeylere bahane buluyor, kendinden önce gelen her şeyi sorguluyorlar. "Ama"lar, "oysaki"ler, "halbuki"ler, hele benim şu "belki"lerim, "bazen"lerim ve az önce belirttiğim "sanki"lerim.
Bu "bazen", "belki" ve "sanki"yi kendimi temize çıkarmak için kullanıyor olabilirim. Sürekli bir kendimi "doğru" aktarma telaşındaydım ya hani - o "doğru" nasıl oluyorsa artık. Bazı duygulara her zaman değil, yalnızca "bazen" kapıldığımı kesinlikle belirtmem gerekiyordu ki bir yanlış anlaşılma olmasın, o duygulara hep kapıldığım yanılgısına düşülmesin. Ben öyle kötü ve karanlık hislere ya da edepsiz düşüncelere yalnız "bazen" kapılırım. "Bazen" üzülürüm ve "bazen" çılgınlaşırım. Geri kalan zamanda ben olmayan, ama çok "doğru" olan şeyler yaparım ve bu zaman "bazen"den daha uzundur.
Bana dayatılan "doğru" şeyleri yapmaya koyulduğum vakit içime bir şeyler çöreklenir, nereden gelip beni kısıtladıklarını bilemem ve kendimi yaşayamadığım için bu garip duyguların bana ait olduklarını da hissedemem. Onları tanımlayamadığım için habire "sanki" der dururum hislerimi açıklamaya yeltenirken, halimi çözümleme çabalarım da "belki"nin lokomotif olduğu uzun, upuzun bir tren olur geçer.
En kötüsü "bazen"leri ve "belki"leri yaşayabilmek için delicesine bir özlem duymak - kocaman bir torba var, itelenerek ve ötelenerek bu torbanın ağzına kadar getirilmişim dışardan ve son bir atışla torbanın içine düşüvermişim. Torbanın malzemesi diğer kimselerin yargı, görüş ve değerlerinden yapılma olduğu için aramızda bir ten uyumu yokmuş, ağzı da bir güzel bağlanmış. Malzemesi gereği pek dayanıksız, eski püskü torbalardanmış; öyle içine çay dökebileceğiniz akıtmayan torbalardan değil yani. Ben bir iki debelenecek gücü bulduğum, daha doğrusu yaradılışım gereği bastırılmış isyanlarımı daha fazla bastıramayarak içgüdüsel biçimde kıpırdandığım zaman ufak delikler açılmış. O deliklerden bana ait zerreler içeri girmeye başlamış, ama nerede oldukları o kadar belirsizmiş ki bir girip bir çıkıyorlar, çok arada derede burnuma çalınıyorlarmış. Torbanın içinde onlarla çarpışmak öyle hoşuma gitmiş ki iyice kahrolmuşum, zira içimin kıpır kıpır olmasının nasıl bir şey olduğunu tatmışım yeniden ve onu bir bulup bir kaybetmek canıma okuyormuş.
Bana ait olduğu için bu kadar iyi hissetmemi sağlayan, fakat torbanın içinde "yasaklı" olan her şeye duyduğum özlem "bazen" ve "belki"lerle anlatılmaya mahkum oldu işte, malzemesi yargılar ve içi hava yerine "korku"yla dolu torbayı oluşturan kimse kızmasın, gücenmesin diye. Korkuyu o kadar çok soludum ki asıl hava dediğimiz şeyi unuttum. Tek bir harekette patlatsam torbayı, çıksam temiz havaya, korku ve yargılar olmadan nasıl çıplak kalırım kim bilir.
Hayatın güzelliğinin bu çıplaklıkta, bu özgürlükte olduğunu unutacak kadar uzun süre bir poşette yaşadım.

2 yorum:
son yazilarini okuduktan sonra bir seyler yazmak istiyordum sana, tam da bu postunda o yazmak istediklerime cevap vermis gibisin. özellikle de kurdugun son cümle üzerinde düsünmeye deger uzun uzun.
yazilarinin cogunda yaptigin eylemleri, attigin adimlari mesru kilmaya calisan aciklamalara giriyorsun, o atilan adimlarin kabul edilebilir adimlar olduguna dair kendi kendinle bir diyaloga girisip kendini ikna etmeye calisiyorsun gibi geliyor bana. bunu neden yaptigina iliskin cevaplar bu postta var gibi, o yuzden bence önemli bir yazi olmus.
sabırla beklediğin ve beni anladığın için teşekkür ederim. benim için gerçekten önemli bir yazı oldu bu, ve bundan sonra hayat da çok başka, ama tanıdık olacak!
Yorum Gönder