Hayatı çok güzel yapan anılar topluyorum. Şöyle:
Geçen sene Ankara'da köşkün önünde koşularıma çıkmaya başladığım ilk sıralarda bir şey fark etmiştim. Köşkün önü yol boyunca demir çitlerle çevrilirdir (ne denir ona, çit denmez sanki) ve içerden de tente gibi, buzlu beyaz bir şeyle kaplı - içerden dışarıyı, dışardan içeriyi göremiyorsunuz pek. Yalnız bazı yerlerde çok ufak, ince açıklıklar var, bir çit blokunun bitip diğerinin başladığı kısımlarda. Koşarken koşarken bir sefer, yere kadar inmeyen demirlerin ardında iki bot gördüm benimle birlikte koşan, içerde. Askerler de koşuyor demek, diye düşündüm. Derken asker o minik açıklığa geldi, durdu ve oradan burnunu uzatıp bana baktı. Acayip şaşırdım, meğer beni görmek için koşuyormuş adam. Güleyim mi ne yapayım bilemedim. O günden sonra dikkat ettim ve hakikaten bakmak için ben koşarken oradan oraya koşup açıklığa gelen nöbetçilere rastladım. Derken bu hafta sonu koştuğum sırada tentelerin kaldırılmış olduğunu gördüm. Çok kısa aralıklarla nöbet yerlerinde bekliyorlardı ve ben de köşkün önünde kan ter içinde koşturuyordum işte. İki tur döndüm, üçüncüyü koşmayı başta düşünmüyordum ama son anda bir tur daha koşmaya karar verdim. Tur dönüşünde bir ara sağ tarafımda bir hareketlilik hissettim. Kafamı biraz sağa çevirdiğimde bir çift değil birkaç çift siyah botun yan yana sıralanmış olduğunu fark edip kafamı kaldırdım ki ne göreyim! On kadar asker, beş tanesi ön sıraya dizilmiş, kalanlar arka tarafa yüksekli alçaklı sıralanmış, hepsi elleri alınlarında selam durmuş gülümsüyorlar! Öyle güzel, öyle inanılmaz bir andı ki! Orada yapacağım en güzel şey benim de onlara selam durmam olurdu herhalde, ama şaşkınlıktan yapamadım bunu. Ne kadar keyiflendiğimi göstermek ve çok çok teşekkürler edebilmek için gülümseyebildiğim kadar gülümsedim sadece, ağzımı esnetebildiğim kadar esnettim, kulaklarıma çektim! Yolun geri kalan kısmında yüzümde büyük, çok mutlu bir gülümseme vardı.
Geçen hafta Kanyon'da Özge'yle buluştuk. Kanyon'da bir saçma durum var, B4 katındaki merdivenlerle B3 katındaki merdivenler ters. Birinde sağdaki yukarı çıkarken öbüründe soldaki yukarı çıkıyor. Bazen şaşırıyorum, karıştırıyorum ne yana gideceğimi. O gün de dalgın dalgın yürüyordum, refleks olmuş artık ilerliyorum işte yukarı çıkmak için. Yürüyen bant duruyordu, üzerine çıkınca hareket edeceğini düşündüm. Çıktım, yürümeye devam ettim, ben birkaç adım attıktan sonra bant geri geri gitmeye başladı ve ben de arkamdaki adamcağızın üzerine doğru yola çıktım! Çarpışacak gibi olduk, sonra gülmeye başladık, adam da gayrı ihtiyari beni takip ediyormuş, o da ne yöne gittiğine falan dikkat etmiyormuş. "Tam da ne hoş bir bayan, diye düşünüyordum, bir anda üzerime doğru gelmeye başladınız, aman nasıl oldu da duydu, halbuki ben içimden düşünüyordum, dedim kendi kendime!" dedi adam, elinde çantası, "Toplantıya gidiyordum, şahane oldu bu hakikaten, günüm çok güzel geçecek!" dedi. Öyle güzel gülüştük, öyle eğlendik ki, bir yandan da iltifatlar işitmek pek hoştu. Havaya aydınlık, sevimli bir samimiyet yayılmıştı, tanışıklık gibi adeta. Adamla yukarı kadar konuşarak yürüdük, sonra "Harika bir gün geçirmenizi diliyorum!" dedi bana, ben de aynısını onun için diledim ve yollarımız ayrıldı.
Özge'ciğimle uzun uzun ne çok konuştuk, aman ne çok konuştuk ikimiz de. Bayılıyorum böyle konuşabilmeye, ne tatlı şey böyle uzun uzun, dolu dolu konuşabilmek. Konuşurken konuşurken Özge'nin arkasında epey tanıdık bir sima fark ettim, kalkıyorlardı masadan. Bana şortları aldıran tatlı teyze! Geriden bize doğru gelirken ben gülümsemeye başladım, teyze de gülümsedi tabii, yanımdan geçerken durdum, "Tanıdınız mı beni?" diye sordum. "Vallahi çıkaramadım ama çok tanıdık yüzünüz!" dedi, kabini ve şortları hatırlattım teyzeciğime, "Ah yavruum, yine her zamanki gibi çok güzelsin!" dedi, ben de "Siz de öylesiniz, ah asıl siz ne güzel, ne hoşsunuz!" dedim, sonra ilerde yine, tekrar karşılaşmayı diledik.
Bunlardan başka hayatımı güzel yapan insanlarla birlikte zaman geçiriyorum, böyle anılar gökten zembille inmiyor ne de olsa. Bunlara sahip olmak için yaşanabilecekleri yerlere gidiyorum, doyasıya yaşıyorum. Renkler canlanıyor, keyifleniyorum. İstemsiz yalnızlıklara ve bezgin alışkanlıklara veda ediyorum.
Sonra, kendime muhteşem bir hediye aldım geçen hafta. Evimin dibindeki kulübe üye oldum. Afedersiniz bastım parayı, girdim içeri! Bunu nasıl ve neden daha önce yapmamış olduğuma akıl sır erdiremedim, ailem de aynı şekilde keşke daha önce yapsaydık deyip durdular. Pahalı gelmişti, gereksiz gibi gelmişti, neticede okulun spor salonuna gidiyordum işte senelerdir. Öte yandan annem telefonda habire yok pilatese gidiyorum, yok yogaya gidiyorum dediği zaman hakikaten kıskanıyordum. Hele annemin o gittikçe sıkılaşan şahane vücudunu gördükçe ve sağda solda "Sırrım pilates!" gibi açıklamalar işittikçe hepten içim gidiyordu. Toplu derslere girmenin keyfinden, spor yapmanın beni nasıl mutlu ettiğinden falan söz etmeme bile gerek yok zaten. Yıllardır okulun salonuna gidip gelirken kendimi motive etmek için ne çabaladım, benimle gelecek bir kişi bile olmadı kaç zamandır. Dergiler mi okumadım, müzikler mi dinlemedim, değişiklikler mi yapmadım; ama bir yerde tak etti artık canıma ve ben buna değerim, dedim. Kimi tahta boyama kursuna gider, kimi dil öğrenir, kimi yemek kurslarına gider, herkesin hayatında değişik birtakım aktiviteler olmalı - benimki de bu! Bunu birkaç aydır neden kendime "lüks" gibi gördüm acaba? Şimdi hayatımda yepyeni bir sayfa açmış gibiyim, resmen şöyle bir silkelenip kendime geldim! Artık canım istediğinde gidip her türlü sporu yapabileceğim, içinde en sevdiğim kafede oturup dersten önce gazetemi okuyabileceğim bir yerim var, cennette gibiyim. Hani parayı bastım falan dediğime de bakmayın, işin şakası. Bilakis okulun spor salonuna verdiğim parayla sigaraya harcadığım parayı birleştirince zaten yeni kulübün masrafı çıkmış oluyor! Kendime yapabileceğim en tatlı, en harika şeyi yaptım!
Ve canım, bugün rejime de giriyorum sanırım. Bu eki son anda yaptım bir anda, gaza geldim herhalde. Bu salak zaten zayıf, ne diye rejim yapıyor denmesin. Bu beş kilo fazla halimi sevmiyorum, gidişim de gidiş değil. Bir yumuşaklık, bir bıngıllık var üzerimde, aynaya bakınca kendimi tanıyamıyorum! Hakkınızdan geleceğim yerleşik yağlar ve stoklanmış şekerler. Görürsünüz gününüzü. Bir süredir yoktum diye bakıyorum hemen mesken tutmuşsunuz buraları! Hadi canım, hadi canım!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder