16 Temmuz 2008 Çarşamba

Ciao le mele!


Bu iş
hayatı bugün canımı çok sıktı, öyle bir sıktı ki bendeniz sporuma gitmeyi bile reddettim - tabii nasıl bir savaş yaşadım kendimle beni bilenler anlar. Zaten cezalıyım malum, yarın epey ter atacağım mecburen. Bugün bir karara varmış bulunuyorum, hemen ıklayayım ki sonra ıklamış olduğumdan uygulamak zorunda kalayım: sigarayı bıraktığım gibi elmadarakmaya karar verdim. Gün içindekiler değil de bu akşam elmaları beni yiyor bitiriyor, kimin kimi yediği bir muamma artık. Bir i
şkembe oluşturuyor bende elmalar geceleri, geviş getirir gibi hatır hutur devamlı, olacakdeğil artık bu kötü alışkanlıktan kurtulmam lazım. Vitaminin de fazlası zarar canım...

Gazlı aspartamlı emperyalist içeceğini sodayla değiştirmeyi denedim olmadı, zaten bu soda denen şeyi oldum olası sevemedim. Boşluk içmek gibi bir şey. Kahvemi Splenda'sız içmeyi denedim, başta oldu gibi; ama dönüp dolaşıp iş hayatının çekilmezliğine geliyoruz, zira tatsız iş günlerimde yalancı tatlı tatlandırıcılı bir şeyler gerekiyor, öbür türlü hayat pek acı oluyor. Bir de portakallı Ricola var ki bonbon başına pek düşük bir kaloriyle ız tatlandırıyor, ben ki şeker sevmem bunu sevdim iyi geliyor. Yalnız paketi bana ait olmadığından arakladığım her bonbon içimdeki suçluluk hissini pekiştiriyor, Ricola nerde satılır bilen haber versin de bir paket alıp kurtulayım bu işkenceden.

Bizim millette bir soldan gitme rahatsızlığı var (siyasete de onda bir etki edeydi). Babam, yılların deneyimli usta şoförü, sır verircesine bir edayla der ki: "Türkiye'de sağ şerit en hızlı ilerler!". Hakikaten sabahları sol şeritte yalnızcangır mıngır hanımlar beyler yok, aynı zamanda kafam kadar otobüsler, kamyonlar da artık maşallah sol şeridi tercih eder olmuşlar, hem de koskoca Eskişehir yolunda. Ortadan gideyim desen orda da birkaç metrelik rahatlığın ardından yine birngır hanım/bey çıkıyor önüne; fakat şimdi laf etme lüksümüz yok, orta şeritteyiz yaningır da olurngır da. Yollar boşken faydalanayım erken çıkayım desem ofise erken varacağım Allah göstermesin zaten bir dakikanın geçmesi bile mucizevi bir olay stajımda...

Herhalde hayatta tahammül edemediğim tek şey mantıksızlık. Bir şey mantığa uymadı mı, bir kimse cahilliğinin farkına varmadan mantıksızca konuştu mu atıyor benim şalterler. İş hayatını ilk deneyimleyişim de sonunda mantıksız durumlar kervanına katıldı. Tamam, anladık ofis neymiş, çalışma hayatı neye benziyormuş, yazılım işleri nasıl yapılıyormuş, dostluklar yemeler içmeler nasıl oluyormuş. Bunu anlamak için dokuz saat bir yerde durmam gerekmiyor herhalde, beş gün, bilemedin on günde söktüm zaten ben bu durumu. Sıkılmalarıma ilk isyanım bir sonuç verecek gibi gözükmüştü, ümitlenmiştim; ama tabii ki fıs oldu. Bugün ikinci isyanımı beyan ettim, cuma günü sonuncu ve en büyük isyanımı yönetici kadroya sunmayı ve sözde stajımın son iki haftasını "insan" formasyonunu korumak amacıyla yarı zamanlı geçirmeyi talep etmeyi kafama koydum. Ankara'ya gelir gelmez yaşadığımız felaketin ardından bana iyi gelecek diye bel bağladığım bu staj benim elime belime bağlanmış vaziyette, şimdi her zamankinden çok kaçıp kurtulmak istiyorum, zira 3'ün 2'sinden sonra bir de buna katlanmayı denememin bile imkanı yok.

Biz de bugün anneciğimle kendimizi suçlu hissede hissede, Hülya'cığımızı özleye özleye Kafe Kahve'ye gittik iş çıkışı, dedikodu yaptık durduk bol bol. Ailemizin bazı fertleriyle neden yakınlık kuramadığımla ilgili bir aydınlanma ve aklanma yaşadım, bana çok iyi geldi diyebilirim. Buraya geldiğimden beri annemle çekiştirmediğimiz insan ya da durum kalmadı sanırım. Böyle nasıl zevkli, birbirimizi gaza getire getire, kaşlarımızı çata çata habire birilerini konuşuyoruz; ama kötü konmuyoruz. Bir nevi rahatlama seansları gibi, hoşumuza gitmeyen ne varsa ık ık söyleyebiliyoruz yani, dedikodudan farklı bir şey bu. Yalnız birer gün arayla yapmak lazımmış onu anladım, her gün yapınca sıkıoluyor heyecanı kalmıyor, oysa günaşırı oldu mu iyi. Bunu diyince aklıma ellerini ovuşturan karasinekler geldi, ne hevesli hayvanlar vallahi, onlardan acayip dedikodu çıkar o eller ovuştuktan sonra çene durmaz sanki...

Aman iyiden iyiye bir uyku bastırıyor, yarınki kafayı yukarda tutma seansları için güç toplamak ve bu seanslar esnasındaki dünyanın titremesi sendromlarıyaşamamak için yavaş yavaş örtünün üstünden altına geçme planları yapıyorum. Bu arada dün biraz abes kaçar gibi saçma bir düşünce nedeniyle dostum Emir Bey'e bana tekrar yazmaya başlayabilmem yolunda verdiği destek için burdan teşekkür etmemiştim, oysa o yalnızca bu sayfanın temellerini atmakla kalmadı bir de reklamımı yaptı. Çok çok teşekkür ederim Emir Bey'ciğim, hem desteğiniz, hem güzel dilekleriniz hem de varlığınız için. Siz de iyi ki varsınız!

Bir yere sıkıştırayım dedim bulamadım sıkıştıracak yer, buraya not düşüvereyim, bizim "cubicle"da herkes pek tatlı ne yalan söyleyeyim. Bugün şirkette birinin bana kapıyı tutmasının ardından yine "Teşekkür ederim" dedim, o kadar uzun ve Arapvari geliyor ki bana bu söz öbeği... En kısa zamanda "mersi" ile değiştirmeyi tasarladım, inşallah bakalım.

Hiç yorum yok: