5 Şubat 2012 Pazar

Pepe


Ne kadar çok kar yağdı! Benim de rutinlerim biraz değişti tabi, ama kaç zamandır yağan şahane karı yaşaması çok güzeldi. Kardan adam yapmadım, çıkıp kar topu oynamadım; ama seyrettim. Sokak lambalarına baktım sürekli. İlk karda elimde bir ton kitap ve bilgisayarla hazırlıksız yakalanmış olarak okuldan eve yürüdüm. Çetin bir yürüyüştü ama uzun, çok uzun zamandır yapmadığım, farkında olmadan hasret kaldığım bir yolu alırken buldum kendimi. Kıkır kıkır güldüm kayıp düşmemeye çalışırken. 

Birkaç gün önce, sabah bastırmıştı kar. Sırtımda çantamla spora giderken sitenin içinde, üzerinde kardan toplar asılı bir ağaç gördüm! Ne ağacı olduğunu uzun bir süre çıkaramadım. Kardan top ağacıydı bu. Telefonda annem "At kestanesi ağacı olabilir," dedi. Minik dikenler gördüm yakından bakınca. O kadar şahane bir görüntüydü ki dönüşte ne yapıp edip fotoğrafını çekmek istedim; ama döndüğümde kar durmuş, kar topcukları kaybolmuştu. Olsun. Karlı bir Pepe ağacıydı gördüğüm.


Pepe, benim çok tatlı bir dostum. İlkokulda, 3. sınıftan itibaren okuldan gelişimle annemlerin işten dönüşü arasındaki süreyi bakıcısız geçirmeye başladım, fakat sanıyorum henüz tüm günü bir başıma çıkarmam düşüncesi ailemin aklına pek yatmıyordu. Bu yüzden o sene bir iki dönem yaz okuluna gittim tatilde. Sabahları tenis oynuyor, öğlen yemeğinden sonra üniversitenin yurtlarında iki saat dinleniyor, ardından her öğleden sonra başka bir aktiviteye katılıyorduk. İlk başta hiç istememiştim yaz okuluna gitmeyi ya, sonradan çok keyif aldım. 

Kortların önünde at kestanesi ağaçları vardı. Bir gün kendimi yalnız hissetmiş olacağım herhalde, sapı da boynundan aşağı gelip gövdesini oluşturan bir at kestanesi dalı aldım, yerden olmalı. Yemyeşil bir at kestanesi, orta boylu. Bir kalemle iki göz, bir de gülümseyen ağız oydum üzerine. Burnu ve saçları için dikenleri hazırdı. Hemen bir isim buldum ve adını "Pepe" koydum. Akşam eve gelince yeşil kartondan iki kol, iki de bacak yaptım Pepe'ye. O günden sonra kendimi ne zaman yalnız hissetsem Pepe'ye koştum. İçi astarlı, kalp şeklinde minik bir çikolata kutusunu ona ev yaptım, dergilerden kestiğim bir iki çerçeveyi ve duvar apliklerini evine astım, ortaya da bir kilimle masa uydurdum. 

Çok uzun seneler Pepe'nin evi çekmecemdeydi hep. Kısa bir süre sonra Pepe kararıp kahverengi oldu, ama yüzündeki gülümseme ve gözlerindeki sıcacık bakış hiç kaybolmadı. Büyüyüp koca kız olduğumda, nasıl oldu bilmiyorum ama annemin gereksiz her şeyden kurtulmak prensibine yenik düştü Pepe. Ben de itiraz etmemiş olacağım, çünkü bana sorulmadan atılacak şey değildi Pepe. Kıyameti koparacağım aşikardı. 

Günü geldiğinde Pepe'siz devam etmeye hazırdım demek. İçimde hiçbir pişmanlık olmadan, gittiği günü bile hafızama kazımadan ayrıldım Pepe'den. Onsuz yaşamak beni hüzünlendirmiyor. Birbirimizi ne kadar zamanında, ne kadar da olması gerektiği gibi bırakmışız demek. 

Pepe hala dostum benim. Minik ellerinden tutup onunla konuşmuyorum, Pepe'yi sağa sola hareket ettirmiyorum; ama Pepe'm var benim. İyi ki var Pepe'm!

2 yorum:

kubraszer dedi ki...

Bir de Pepee var şimdi, ama o akıllara zarar. :)

pın dedi ki...

Öyleymiş gazetede okudum geçen gün ama kim olduğunu henüz bilmiyorum. Bilmesem de olur sanırım :)